İmkânsızlığın Kıyısında Bir Aşk Hikâyesi
Puan vermedi·272 syf.··
2026 67. kitabı
"Bir Kürt Sevdim", sadece bir aşk hikâyesi değil; toplumsal sınırların, önyargıların ve kimlik arayışının tam ortasına atılmış bir çığlık gibi. Kitabın sayfalarını çevirirken hissettiğim ilk şey, o derin çaresizlik ve beraberinde gelen amansız umut oldu. ​Bu eseri okurken kendi duygularım da hikâyenin geçtiği o coğrafyanın sert ama bir o kadar da büyüleyici iklimine kapıldı. Yazar, sadece iki insan arasındaki bağı değil, o bağın etrafına örülen görünmez duvarları o kadar yalın ve sarsıcı bir dille anlatıyor ki, ister istemez insanın içine işliyor. Aşk, en saf haliyle; ancak üzerine binen kimlik, dil ve geçmiş yükü, o saf duyguyu çoğu zaman bir imtihana dönüştürüyor. ​Okurken kendimi, iki farklı dünyanın kesişim noktasında bir köprü kurmaya çalışan o aşıkların yerine koydum. Sevmenin, "öteki" olarak görülen birine kalbini açmanın, toplumun dayattığı o keskin tanımlarla nasıl savaştığını görmek hem hüzünlü hem de düşündürücüydü. Kitap, bana şunu hatırlattı: Aşk bazen sadece iki kişinin arasındaki uyum değil, aynı zamanda dış dünyaya karşı verilen sessiz bir mücadele. ​Dili kullanışı o kadar samimi ki, yazar sanki doğrudan benimle, benim acılarımla konuşuyor gibi hissettim. Satır aralarında gizli o sızı; birine bağlanmanın, onunla aynı gökyüzüne bakmanın, ama aynı zamanda onun hikâyesini kendi hikâyenle birleştirememenin yarattığı o derin boşluk... Kitap bittiğinde, zihnimde kalan şey sadece karakterlerin kaderi değil, aşkın tüm insani sınırlarımızdan daha büyük, ama aynı zamanda onların esiri olabilecek kadar da kırılgan olduğu gerçeğiydi. ​Sonuç olarak; bu kitap, ön yargılarımızdan arınıp bir insanın kalbine, gerçekten o insanın kim olduğuna bakarak dokunmanın neden bu kadar zor olduğunu, ama neden uğrunda her şeyi göze almaya değer olduğunu anlatıyor. Okuduktan sonra,
Bir Kürt SevdimDilek Bilgiç Esen · Müptela · 20228bin okunma
Sterilize Bir Çağa Başkaldırı: Yolda
9/10
·360 syf.··
2026 37. kitabı
Yol; ucu bucağı bariz, istemsiz sonlara kadir olan bir arayıştır. Esas olan da yol değildir zaten, esas olan yolun bünyelerde neden mana kazandığı sorusudur. İkinci Dünya savaşının psikolojik tahribatını, toplumsal kalıntılarını enkaz misali ortadan süpürerek kaldırma gayesine kapılan insanoğlu modernizim perdelerine sarınmış, binlerce farklı gayenin, milyonlarca farklı figürün sahnelediği oyunlarla insanı ve insanlığı eylemekle meşgul olmuştur. Lakin bu bir kazanç değildi, kaybolan kuşakların doğmasıydı. Halihazırda insanlığın var oluşuyla eş değer bir şekilde sorulmaya başlayan sorulara bazı cevaplar aradık durduk. Biz kimdik? Savaşta zayiat olacak, kağıtta birer rakama dönüşecek kadar kendimizden feragat etmiş miydik? Anlamı yitirmiş miydik? Kerpiç evlerden, beton evlere; redingotlardan, smokinlere; anlayıştan, kavrayışlara geçtiğimiz modern çağlarda kendilerine sunulan amerikan rüyasından paçayı sıyıran bir grup gencin gerek hayata gerekse insana dair sorgulamaları eşliğinde bir sağa bir sola savruluşlarını okuyoruz. Özgürlük duvarları ardında basit tanımlamalar yapılırsa, kitabın mevcudiyeti ve sıkılmış, bunalmış, itilmiş insanların gayeleri hafifletici kavramlara maruz kalmasın isterim. Bu yolculukta kahramanlardan birinin dingin gözlemciliği ile diğerinin freni patlamış, saf yaşam enerjisi birbirine eklemlendiğinde ortaya çıkan şey, modern zamanın sterilize edilmiş 'mutluluk' vaadine atılmış en sert tokattır. Onlar için yol; bir yerden bir yere gitmekten ziyade, varoluşun o uçucu ve yakalanması imkansız anını, bir sigara dumanında ya da çalınan bir caz notasında yakalama çabasıydı.   Kerouac'ın bu metni, rotası belirsiz bir harita gibi; okuyucusunu kendi hakikatine giden o yolda, elindeki tüm sıfatları ve tanımları geride bırakmaya davet eden bir
YoldaJack Kerouac · Siren Yayınları · 20161,989 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 194. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 11:56
Evren bana karşı çok cömert sanırım. Bir kitap okuyorum ,arkasından aynı konulu kitaplar yağıyor hep tepeme . Bu ay bahtıma düşen de zamanda kayma konusu oldu galiba .. Bu konuda okudugum üçüncü kitap bu ay Karanlık Madde .. Jason Dessen evli ,14 yaşında bir oglu var. Bir üniversitede öğretim görevlisi bir fizikçi. Karısı evlenmeden önce resim konusunda çok başarılı. Jason ise bir takım çalışmalar yapıyor ve bunları başarırsa fizik alanına adını altın harflerle yazdıracak..Ama hamile kalınca Daniela resim kariyerine son veriyor. Jason sa çalışmaya devam etmeyip para kazanmak için öğretim üyesi oluyor .Mutlu ama heyecansız bir hayat .Ya böyle olmayıp yaptıklarına devam etselerdi ? Hangimiz sormayız ki kendimize, şu okula değil de öbür okula girseydim, bu mesleği değil de şu mesleği seçseydim bu adamla değil de başka bir adamla evlenseydim? diye. Herkes sormuştur kendine bu tarz sorular ,düşünür de. Peki bunun gerçek olma ihtimali nedir? Bir akşam Jason marketten dondurma alıp eve giderken kendisini takip eden bir adam kaçırıyor ve ona bir şey enjekte ediyor .Son sözleri de hayatından memnun musun? Oluyor .. Bir sedyeye bağlanmış şekilde, etrafında tuhaf giysili insanlarla kaplı bir odada buluyor kendini. Ama uyandığından itibaren olan hiç bir şey eskisi gibi değil. Daniela onun eşi degil ,oglu yok ,ve o çalışmayı bıraktığı projeyi tamamlamış bir dahi .. Acaba hangisi gerçek hayatı? Kuantum mekaniginde çoklu evrenlerde bütün olası gerceklikler var. Olması mümkün olan her şey oluyor ve geçmişimizde olabilecek her şey de olmuş diye düşünüyor. Fizikte Schrödinger'in kedisi kavramı Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger tarafından 1935 yılında ortaya atılmış, kuantum mekaniğindeki üst üste binme ilkesini açıklayan bir deney.Burda da paralel evrenlerde olasılıklar devam
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018441 okunma
Bir Turan Peygamberi
7/10
·144 syf.··
2026 10. kitabı
Bir Turan Peygamberi…. Tarihimizin en kritik dönüm noktalarından, benim de araştırmayı, okumayı çok sevdiğim 1865 - 1919 yıllarına ait bu edebi eserleri okurken; siyasetin nasıl adım adım değiştiğine de şahitlik ediyoruz. Çok tatmin edici bir deneyim benim için. “AY DEMİR” de 1918 yılında, Müfide Ferit Hanım tarafından yazılmış, o yıllarda yeni yeni parlayan Türk Milliyetçiliğini, Turancılığı bize gösterecek bakalım. Kitabımızda “DEMİR” adında İstanbullu bir doktorun, aşkını ve vatanını ardında bırakıp Orta Asya’ya, Rusların esaretindeki Türk kavimlerini uyandırmaya, onlara unutmaya yüz tuttukları Türklüğü, Turan’ı anlatmaya gidişi konu ediliyor. Kitapta İstanbul’daki siyaset ortamıyla, Orta Asya’daki halkların durumlarıyla, Ruslarla, Müslüman Din adamlarıyla ilgili önemli tespitler var. Bunlara ayrıntılı olarak değineceğim. Ama öncesinde Türk Milliyetçiliği nasıl ortaya çıktı, Müfide Ferit ve kocası Ahmet Ferit kimdir bunları anlatmam gerek yoksa “AY DEMİR” gibi bir karakterin ortaya çıkışı yeterince anlaşılamaz. Şimdii, işte Reformlardı, Aydınlanmaydı, özellikle Fransız İhtilaliydi derken Avrupa’da milliyetçilik zaten vardı. Ancak bizimki gibi bir imparatorluğun içinde, milliyetçilik fikri tehlikeli olacağından uzun yıllar konuşulmadı. Osmanlı’da halk, milliyetlerinden ziyade dinlerine göre sınıflandırılıyordu. Müslimler, Gayri-müslimler şeklinde. Bugün andığımız Namık Kemallerin yer aldığı 1865’te kurulan Genç Osmanlılar bile vatan ve özgürlük vurgusu yaparken, yine Osmanlı olarak, şeriat kurallarıyla hareket edilmesini savunuyorlardı. Ayrı bir Türk milliyetçiliği, Turancılık kavramı yoktu. Taa ki Türk toprakları kaybedilmeye başlayana kadar. Kaybedilen topraklarda yaşayan Türk halkları, kalan topraklara doğru, anadoluya doğru geldikçe, gördükleri zulümün de
Ay DemirMüfide Ferit Tek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022700 okunma
8/10
·144 syf.··
2026 186. kitabı
Tol #okudumbitti Murat Uyurkulak’tan okuduğum ilk kitaptı ve daha ilk sayfalardan kaleminin sıradan bir yere yaslanmadığını hissettirdi. Sert, dağınık, öfkeli, yer yer insanın boğazına düğümlenen ama aynı zamanda çok güçlü bir dili var. Sanki yazar cümleleri süslemek için değil, içindeki yükü olduğu gibi bırakmak için yazmış. Kendimi sadece bir kompartımanda değil; geçmişin, yenilgilerin, suskunlukların ve içe atılmış öfkelerin arasında buldum. Yusuf’un hayatındaki boşluklar, Şair’in anlattıkları, bir türlü kapanmayan hesaplar ve ülkenin hafızasına sinmiş acılar sayfaların arasından yavaş yavaş çıkıyor. Tol kolay bir kitap değil bence. Bazı yerlerde durup yeniden düşünmek gerekiyor. Karakterler çok temiz, çok anlaşılır ya da kolay sevilecek insanlar değil. Zaten kitabı etkileyici yapan şey de biraz bu. Herkesin bir kırığı, bir yenilgisi, bir öfkesi var. Kimse tam olarak iyileşmiş değil. Kimse tam olarak unutmuş değil. En çok da kitabın bende bıraktığı his kaldı. Hani bazı romanlar biter ama içindeki uğultu hemen susmaz ya… Tol da öyle oldu benim için. Bitirdikten sonra bile o tren, o anlatılan hikâyeler, Yusuf’un içindeki boşluk ve yazarın sert ama çok sahici dili aklımda dönüp durdu. Evet, dili yer yer keskin. Evet, karanlık bir tarafı var. Ama aynı zamanda çok edebi, çok cesur ve çok kendine ait bir roman. Sarsıcı, yoğun, okurunu biraz zorlayan ama sonunda iz bırakan kitapları seviyorsanız Tol’a mutlaka bir şans verin derim. @inkilapkitabevi #Tol #MuratUyurkulak #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri
TolMurat Uyurkulak · İnkılâp Kitabevi · 20262,471 okunma
Yalnızca Hazır Olanlar Okusun:
Puan vermedi·288 syf.··
2026 21. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 19:07
Zamanında Amerika’da yasaklanmış bir kitap! burjuva toplumunu tüm cesaretiyle; sefaleti, imkansızlığı, cinselliği, tolumun çoğunluğunun iç dünyasını, sokakların insanlarla dolup taşması, ancak Paris sokaklarında insanlığa dair kalıntının kalmamasını çok güzel anlatmış. Henry Miller, Burjuva toplumunun bağırsaklarını kitaba boşaltarak ortalama çağın insanın nasıl güdüleriyle hareket ettiğini gözler önüne sermiş ve en çok bu çağın insanını tokatlama meşgalesi göstermiş.. hayat bir kere yaşanacaksa Miller bunu köküne kadar iyisiyle kötüsüyle yaşamış :d konunun akışı net değil ancak kitabın sonlarında bütün hikayesini neden tüm açıklığıyla anlattığını çok iyi anlıyorsunuz :) (okuyup görmenizi isterim.) kitaba başlamadan önce de bizi şöyle uyarıyor: “ Kitap değil bu. Karalama, iftira, haysiyete karşı bir saldırı. Sözcüğün alışılagelmiş anlamında kitap değil, hayır, uzun bir hakaret bu, Sanatın yüzüne tükürülmüş bir balgam; Tanrının, İnsanın, Kaderin, Zamanın, Aşkın, Güzelliğin ve başka ne isterseniz onun kıçına atılmış bir tekme.” Daha önce Charles Bukowski okuduysanız Miller’ı da seveceğinizi düşünüyorum. Şunu da söylemek istiyorum ki cinsellik çok fazla açık olarak vurgulanmamış evet bir cinsellik var ancak sizi rahatsız edeceğini düşünmüyorum.(okurken cinsellik rahatsız edecekse önermem) kitaptaki cinselliğin çoğunu toplum eleştirisi olarak okumak yerindedir. Kitaptan beğendiğim bir alıntıyı daha şuraya ekleyim: #306266691
Alıntı
Yengeç DönencesiHenry Miller · Siren Yayınları · 20191,062 okunma