Dünyanın onurlu halkları arasına girmenin bir tabiat kanunu yok. Tarih bir topaç gibidir, hangi hız ve hangi ustalıkla çevirirsen öyle devam eder. Ama bunu iradi olarak yapılması lazım.
«Daryl güldü, çok mutluydu. Bir şey dinlemekteydi, ayaklarındaki müziği dinlemekteydi: onu duydu, hopladı, topaç gibi döndü. Dans armağanı kazanabilir. Ama kim armağan verebilir, demek istiyorum ki, yani soruyorum: kim?»
Bu dünyada iki mühim hadisenin oyuncağıyız. Doğum, ölüm... Nereden geldiğini bilmediğimiz bu pençelerden biri bizi bir tokada hayata itiyor. Öteki, kedi yavrusunu yumakla oynatır gibi tundan tuna koşturduktan* sonra çukura yuvarlıyor.
Hayretler içinde etrafımıza bakıyoruz... Neredeydik? Nereye çıktık? Ve nereye döneceğiz? Yüz yıl yaşayanlar bu muammaların uçlarını bir araya getiremiyorlar... Bu muazzam soruların karşısında aksakal da kundak kadar cahil... Gerimizde ve önümüzde geçilmez iki sınır var. Ezeliyet, ebediyet... Bu hudutta ilim, fikir duruyor. Dimağ topaç gibi dönerek bulamadığı, tanıyamadığı bir belirsiz kuvvetin büyüklüğü önünde korku titremeleriyle secdeye yatıyor...
Bu geliş gidiş nedir? Hiçliğin derinliğinde tertemizken niçin bu dünyadan günahkâr olarak dönüyoruz?
Bizi bu yarış meydanına çıkarana hayat ve ölümümüzle ne hizmet görmüş oluyoruz? Kimi eğlendirmek için bu ebedî sahnenin palyaçoluğunu yapıyoruz?
Sayfa 11 - Cilt I * tundan tuna koşturmak: Bir kişiyi uzaklara sürüp dolaştırmak·Kitabı okudu
Final bir kıyamet günü, bir ilahi mahkeme olmak zorundadır; iyiler göğe yükselir, kötüler cezalandırılır. Dickens da ne yazık ki romanlarının çoğunda bu adaleti devralmıştır; onun alçakları boğulurlar, birbirlerini öldürürler, kibirliler ve zenginler iflas eder ve kahramanlar Sıcacık yünlerin arasında otururlar, İngilizler bugün bile sonunda kendisini rahatlatmayan, bu dünyadaki her şeyin en güzel şekilde düzenlendiğini hissettirmeyen drama katlanamaz. Ahlak anlayışındaki bu gerçek İngiliz hipertropisi Dickens'ın trajik romana ulaşmasını sağlayabilecek o muazzam ilhamı bir şekilde yok etmiştir. Çünkü bu eserlerin dünya görüşü, içlerine yerleştirilen ve onların sağlamlığını ayakta tutan topaç artık hür sanatçının adaleti değildir, tersine Anglikan bir vatandaşın adaletidir. Dickens onları serbest bırakmak yerine duyguları sansür eder: Balzac gibi onların temel taşkınlığına izin vermez, tersine onları barajlar ve hendeklerle kanallara, burjuva ahlakının ahlaki değirmenini döndürecekleri yere yöneltir.
Sayfa 71 - İş Bankası Kültür Yayınları, 24. Basım, Eylül 2020 (Çeviren: Nafer Ermiş)·Kitabı okudu