10/10
·371 syf.··
2026 31. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 19:14
On Üç Pipo & Tröst (İlya Ehrenburg) Sovyet edebiyatının usta kalemlerinden İlya Ehrenburg'un "On Üç Pipo" ve "Tröst" eserlerini bir araya getiren bu derleme, kapitalist sistemin çürümüşlüğünü ve insanlığa faturasını çarpıcı bir edebi kurguyla teşhir eder. "On Üç Pipo"da Avrupa'nın farklı coğrafyalarından ve sınıflarından insanların yaşamlarına dokunan pipolar üzerinden; savaşın, yoksulluğun ve burjuva ahlaksızlığının yarattığı yıkımlar son derece vurucu kısa öykülerle resmedilir. "Tröst" (Avrupa'nın Yok Edilişi Tarihi) ise, kâr hırsının sınır tanımadığı emperyalist tekelci kapitalizmin, bütün bir kıtayı ve insanlık birikimini nasıl göz kırpmadan felakete sürükleyebileceğini anlatan keskin bir politik kara mizahtır. Ehrenburg, her iki metinde de sermaye egemenliğinin yarattığı yabancılaşmayı, faşizmin yükseliş koşullarını ve emperyalist paylaşım savaşlarının absürtlüklerini tarihsel materyalist bir duyarlılıkla edebiyata taşır. Sınıf mücadelesinin ve sömürünün sadece kuramsal metinlerle değil, sanatsal tahayyülün ironisiyle de ne denli güçlü tartışılabileceğini gösteren bu çalışma, politik edebiyat okumaları için vazgeçilmez bir eserdir.
1000Kitap
On Üç Pipoİlya Ehrenburg · Engin Yayıncılık · 199145 okunma
Bellamy'nin Ütopyası: Düzen mi, Distopya mı?
Puan vermedi·272 syf.··
2026 2. kitabı
Edward Bellamy’nin 1888 yılında kaleme aldığı Geriye Bakış (Looking Backward: 2000–1887), ilk bakışta Geç Viktorya Dönemi Amerikasının sınıfsal anksiyetelerine ve vahşi kapitalist üretim ilişkilerine getirilmiş safi bir alternatif düzen tasarımı gibi görünse de, alt metinlerinde barındırdığı ideolojik aygıtlar bakımından oldukça katmanlı bir felsefi/sosyolojik manifestodur. Julian West’in hipnotik bir uykuyla 19. yüzyılın rekabetçi kaosundan koparılıp 2000 yılının pürüzsüz Boston’ına uyandırılması, sadece edebi bir zaman yolculuğu teması değil; aynı zamanda Batı düşüncesinin aydınlanmacı, ilerlemeci ve pozitivist tarih anlayışının kurgusal bir doruk noktasıdır. Bellamy, endüstrileşmenin yarattığı toplumsal anomiyi ve yabancılaşmayı sağaltmak adına, seküler bir kurtuluş miti (eskatoloji) inşa eder. Ancak bu mit, insanlığı özgürleştirmekten ziyade, rasyonel bir makinenin kusursuz işleyen dişlileri haline getirmeyi amaçlayan teknokratik bir kolektivizmin provası niteliğindedir. Romanda sunulan ve tüm toplumsal yapıyı dikey bir hiyerarşiyle organize eden "Endüstriyel Ordu" kavramı, Foucaultcu bir perspektifle ele alındığında, biyo-politik bir disiplin toplumunun en steril modellemesidir. Bellamy, serbest piyasanın yarattığı sömürüyü ve yıkıcı rekabeti ortadan kaldırırken, üretimin, dağıtımın ve hatta beşeri emeğin tamamen devletleştirildiği (Büyük Tröst) bir sistem kurar. Buradaki ironik ve demagojik kırılma tam olarak bu noktada başlar: Yazar, mülkiyet ilişkilerini radikal bir biçimde dönüştürerek kapitalizmi tasfiye ettiğini iddia etse de, aslında kapitalizmin en temel fetişi olan "endüstriyel verimlilik, büyüme ve makineleşme" mantığını mutlaklaştırır. Ortaya çıkan yapı, ortodoks bir sosyalizmden ziyade, devletin tek ve mutlak işveren haline geldiği, bürokratik
Düşünce
Geriye Bakış 2000’den 1887’yeEdward Bellamy · İş Bankası Kültür Yayınları · 2020597 okunma
Reklam
7/10
·320 syf.··
2025 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2025 00:36
Bence bu kitabın en şaşırtan ve aklımızda hep tutmamız gereken yanı 1908’de yayımlanmış olması. Yukarıdaki cümleyi önemli bir hatırlatma olarak yazdım çünkü benim kitabı değerlendirmemde çok önemli bir unsur. Kitabın yazıldığı ve yayımlandığı dönemi göz önünde bulundurmadan okursanız oldukça didaktik ve propaganda içeren bir metin olması nedeniyle biraz uzak durmak isteyebilirsiniz. Ancak, Jack London’ın yirminci yüzyılın başında bir distopya ve kurgu harikası oluşturduğunu düşününce büyülenmemek elde değil. Hikaye iki aşamalı kurgulanmış. İlk aşamada; tanınmış bir bilim adamının kızı olan Avis Everhard’ın, Amerika’daki sosyalist hareketin öncü liderlerinden olan eşi Ernest Everhard’ı ve onun davasını anlattığı notlara yer verilen katman bulunuyor. Yazar ikinci aşama olarak ise; Everhard’ların başarısızlıkla sonuçlanan devrim girişimlerinden yüzyıllar sonra, Avis Everhard’ın notlarını bize detaylı dipnotlar ile aktaran Anthony Meredith’i konumlandırmış. Dahice! Hikaye’nin edebi açıdan bir diğer doyurucu kısmı ise ana kahramanın (Ernest Everhard) başarısız olacağını ancak sosyalist hareketin başarı ile yönetime geçeceğini en baştan bilmemiz. Bunun yanında dikta, oligarşi, tröst oluşumları ve siyaset-din-ticaret ilişkileri kavramlarına aşina olmak için özellikle gençlerin okuması gerektiğini düşünüyorum. instagram.com/cityreaders...
1000Kitap
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma
Harika bir distopya örneği
10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2022 18. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mart 2022 19:48
, Dün başlayıp bugün bitirdiğim, elimden bırakamadığım harika ötesi bir eser. Kitap Avis Everhard’ın 1912-1932 yılları arasında keleme aldığı el yazmalarından oluşuyor. Avis babası tarafından tanıştırıldığı Ernest isimli sosyalist devrimci bir gençle nasıl tanışıp evliliğe uzanan bir yola çıktıklarını ve nasıl ilk başlarda hiç benimsemediği sosyalizm uğruna daha sonra kendini adadığını anlatıyor bizlere. Jack London Ernest karakteriyle aslında kendi alter egosunu oluşturmuş çünkü London’un kendiside 1896 yılında Sosyalist işçi partisine katılmış ve hükümet konağı bahçesinde geceleri halka sosyalizm üzerine konuşmalar yapmış. Ayrıca London dersine çok iyi çalışmış çünkü Karl Marx’ın Das Kapital’ının özeti niteliğinde bir eser çıkartmış ortaya. Hikayeye yön veren olgular aslında dipnotlar diyebilirim hatta ben ilk başta bu notları çevirmenin ya da yayıncının notları sanıyordum ancak tamamen Jack London’un distopyasını oluşturan temeller niteliğindeymiş. El yazmasında ki olaylar 1912 ile 1932 yılları arasında geçsede hikayede ismi geçen önemli kişiler hakkında dipnotlarda kah 2003 yılına kadar böyle devam etti ya da 2073 senesinde gerçekleşen olaylardan tutunda 2700’lü yıllarda bu el yazmaları bulunmuşta bizlere aktarılmış gibi tarih ve kişilerlende süslenmesi hikayenin gerçekten yaşanmış gibi aktarıldığını hissettiriyor. Öncelikle söylemeliyim ki okuduğum en iyi distopya kitabıydı. 1984, Biz ya da Fahrenheıt 451 isimli aklımıza ilk gelen distopya örneklerinden daha iyiydi çünkü o kitaplar geleceğe dair bir önsezi niteliğindeyken bu kitapta Amerika’nın ve Birleşik Krallığın nasıl süpergüç olduğunu oligarklar aracılığı ile iletiyor bize. Öncelikle dipnotlardan araştırdığım kadarı ile kitapta tröst olarak bahsedilmiş bu market zincirleri, tekelleşme piyasayı birkaç köklü
Distopya
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma
Kötü İlaç
8/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2021 38. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2021 14:25
Çoğu kişi bir şekilde doktorlarla ilaç firmalarının çok yakın ilişkide olduğunu duymuştur. Eskiden gazetelerde bol miktarda 'ilaç mümessili aranıyor' ilanı yer alırdı. Bahsettiğim devir 1980 - 2010 arası. Şu an yine gazete ilanı var mı yoksa sadece internetteki iş ilanı sitelerinden mi arama yapılıyor bunu bilmiyorum. Aranan erkek ve kadınlar için bazı fiziki kıstaslar yer alıyordu. Eğer bu sektörde bir tanıdığınız varsa, o da size neler neler anlatabilir. Mümessillik önemli bir araç. Yazar kitabın başında, 'size burada komplo teorisi sunmayacağım' diyerek bazı şeylere set çekiyor. Üçkağıt yoluyla yapılan bazı abartmaları, yalanların doğru olarak sunulmasını ya da bazı şirketlerin eksik verilerden kendi ihtiyaçları doğrultusunda nasıl yararlandığını anlatmaya çalışıyor. İlaç üretici firmalar, yine bunlara bağlı ya da dolaylı test merkezleri, doktorlar, devletlerin bu konuyla ilgili düzenleme kurumları, medya ve son olarak da vatandaşın içinde yer aldığı bir sarmaldan bahsediliyor. Yazar bu kalın kitabında öncelikle izlediği yolu açıklıyor, tezlerini ortaya koyuyor. Bu kitap bir sektör içinde bulunanların hepsini tek bir yapı gibi gösterip suçlamıyor. Bu sistemin parazitlerine direnen, karşı çıkan, yazı yazan, uyaran, tepki koyan kişilerin de varlığını inkar etmiyor ve belirtiyor. Ayrıca yazarın kendisi de doktor. O da okul hayatından şu anki fiili olarak yürüttüğü hekimlik mesleğine kadar gördüklerini, duyduklarını ve hatalarını da paylaşıyor. Buraya aktardığım sınırlı sayıda alıntı haricinde onlarca daha alıntı yapılacak yerler var. Fakat yazar örnekler üzerinden ayrıntılı anlattığı için onları kestiğimizde bütünlük kaybolacağı, ayrıca uzun metin olarak da yayımladığımızda alıntı formunu kaybedeceği için onları ekleyemedim. Kitabın sayfa sayısının artmasının bir
Sağlık
Kötü İlaçBen Goldacre · Pegasus Yayınları · 201649 okunma
10/10
·320 syf.··
2021 3. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2021 20:10
Jack London’ın Demir Ökçe’sini duymayan okur var mıdır? Sosyalizm sevene de, distopya sevene de, edebiyat sevene de, kurgu sevene de, klasik sevene de tavsiye edilir bu kitap. Kitabı satın alırsınız benim gibi. Kapağını açar ilk birkaç paragrafını okur “Ay zor kitap sanırım, kafam daha sakinken okurum” diyerek bir kenara koyarsınız belki. Sonra bir daha denemeye kalkar, oligarşi, tröst, proletarya, kapitalizm, sosyalizm gibi terimlerle karşılaşır, “amanın hiç bilmediğim bu terimleri nasıl aklımda tutacağım ki ben” diye korkarsınız. Her defasında hangi kelime neyi ifade ediyordu acaba diye bakar bakar, her defasında da bilgi tazelemeye ihtiyaç duyarsınız. Hadi canım endişe etme! Herkes anasının karnında öğrenmedi bu terimleri ya da herkes üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun olup bu kelimeler üzerine tezler yazmadı ya. Normal bu durum… Yani bence öyle. Ben en azından kendimi hep böyle teselli edip, adapte ederim. Sonra o gün gelir. Her kitabın efendisini seçen kedi gibi, kendisini okutmak istediği saati vardır kitapların. İşte o an gelir ve siz hipnoz olmuş bir şekilde, daha önce hiç tanışmamışsınız gibi kitabı elinize alırsınız. Bu defa kitabın sizi terk etmeye niyeti yoktur. İlk başlarda efendisine itaat eden köle gibi okumaya başlarsınız satırları. Okumaya devam ettikçe onu anlamaya ve sevmeye başladığınızı hissedersiniz. Kitap istediğini yapmış ruhunuzu ele geçirmiştir. Artık sizi kendisine bağlamak için çaba sarf etmesine gerek yoktur, “Uykun geldi git yat artık” deyip seni kandırmaya çalışıp, kendi köşesine çekilmek istese de bu defa siz bırakmazsınız onu. Buranın efendisi kim diye diklenip, uyku muyku dinlemeden gözleriniz kendiliğinden kapanana kadar okumaya devam edersiniz. Bence Demir Ökçe’nin nasıl bir etkide okuduğumu başka türlü ifade edemezdim.
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma
Reklam
Reklam