ro.dî Jon Kürt

ro.dî Jon Kürt
@ttarkovski
Psikolojik Danışmanlık|Rehberlik
63 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Hayat Devam Ediyor filminde geçen daha uzun ve anlamlı repliklerden bazıları şunlardır: 1. "Hayat devam ediyor, ama insanlar devam etmiyor. Bir zamanlar herkes burada yaşarken, herkesin bir amacı vardı. Ama şimdi... her şey değişti. Deprem, sadece bir felaket değil, insanın kendi içindeki boşluğu da ortaya koyuyor. İnsanlar kayboldu, ama hayat bir şekilde devam ediyor. Hayatın bir devamlılığı var, ama insanların yokluğu, her şeyin anlamını sorgulamaya neden oluyor." 2. "Bir çocuğun kaybolmuş olmasını, yitirilmiş bir dünya gibi düşünmemek imkansız. O çocuğun kaybolması, sadece bir kayıp değil, aynı zamanda bir toplumun da kaybolması demek. Bütün o umutlar, hayaller, ve geleceğe dair planlar... Hepsi bir anda kaybolup gidiyor. Gerçekten kaybolan, sadece bir çocuk değil, toplumun kendisi. Her kayıp, bir tür travma yaratıyor. Ama hayat... hayat bir şekilde devam ediyor." 3. "Bazen bir insanın kaybolması, bir yerin kaybolmasından çok daha acıdır. Bir yer kaybolduğunda, insanlar oraya bir daha dönemezler, ama bir insan kaybolduğunda, her şeyin değişmesi gerekebilir. Kaybolan bir insan, zaman içinde geriye dönüşü olmayan bir boşluk yaratır. O kaybolmuş kişi, tüm hayatın içindeki bir boşluk gibi hissedilir, ama hayat... hayat bir şekilde devam eder." 4. "Hayat devam ediyor, evet... Ama bu devam eden hayat, her zaman aynı hızda ve aynı şekilde devam etmiyor. Birçok insan kayboluyor, birçok şey kayboluyor. Ama geriye kalanlar, kaybolanların izlerini bir şekilde taşıyor. Kimi zaman, kaybolan bir kişinin hatırası, bir başkasının hayatını yeniden inşa etmesine yardımcı olabilir. Bir çocuğun kaybolması, bir çocuğun hatırlanması demek olabilir. İnsanlar kaybolabilir, ama hayat her zaman devam eder. "Bir kaybın ardından hayat devam ediyor, ama her şey eskisi gibi olmuyor.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Şu birini çok sevme olayı, benim de başıma geldi. Kötü bir deneyim Çünkü bana bir yalanı yaşamayı öğretti. İçimden gelmezken gülmeyi, çalışmaya inanmazken çalışmayı, yaşamak için bir neden yokken yaşamayi öğretti. Onu unuttuğumda bile, inanmadığım şeyleri yapma alışkanlığını, aldatmacasını sürdürdüm.Ona rastladığımda hayatı yakaladığımı, ısırabileceğim bir şeyi elimde tuttuğumu sandım.Oysa hayatı bütünüyle elimden kaçırdım. Bağlanabileceğim bir şeye uzandım ve hiçbir şey bulamadım. Yakalama çabasıyla, bağlanma çabasıyla ona uzandığım ve sap gibi ortada kaldığım sırada aramadığım bir şeyi buldum ama. "kendimi."
Sevgili Milena, Milena, Milena, Milena… Adından başka hiçbir şey yazamıyorum mektubuma. Yazmalıyım ama.. Bugün şaşkınım, yorgunum ve sensizim Milena. Biliyorum yarın da yanımda olmayacaksın. Nasıl umutsuz olmayayım? Hastayım diye altı ay dinlen ve günlerini hoşça geçir diyorlar bana.. Oysa bu süre içinde yalnızca dört gün bağışlanıyor bana. Bu dört günün salı ve pazarından yalnız bir parça, sabahlarla akşamlar da yok ediliyor üstelik ! Tam bir esenliğe kavuşamadımsa, suç bende mi, Milena? Sol kulağına fısıldıyorum bunları.. Güzel bir yorgunluktan sonra derin bir uykuya dalmışsın.. Seninle yoksul bir yataktayız, sağdan sola dönüyorsun ağır ağır, dudaklarımdan yana… … Kimi zaman şuna inanıyorum: Birlikte yaşayamayacağız, boyun eğip yaşama, rahatça uzanıvereceğiz yan yana, birlikte ölmek için. Ama ne olacaksa senin yanında olacak . Hem, doktorun düşündüğü gibi düşünmüyorum ben.. Geçici de olsa bir esenliğe kavuşacaksam dinlenmekle olacak bu. Ama onların bildiği dinlenmeyle bir ilgisi yok, daha doğrusu, başka bir çeşit yorulmayla, seni özleye özleye iyileşebilirim belki biraz. … Bu elle tutulamayan, bu korkunç aşkın sorumluluğunu bütün açılarıyla yüklenen biri olacağım yerde, sözgelişi odundaki, o her zaman seni görebilen, güzelliğini seyredebilen mutlu bir ayna, bir dolap olsam ne iyi olurdu: Gün boyunca izlerdim seni, koltukta oturuşunu, mektup yazışını, kalem tutan o güzel elini, dalıp giden yüzünü, uykuya dalışını… Neden mi mutlu değilim? Şu son günlerinde nasıl bocaladığını, ya da Viyana’dan ayrılmak zorunda kalışını görmek, üzüntüden yere yıkardı beni de ondan. … Bana her gün yazma demiştim dünkü mektubumda, bugün de aynı şeyi istiyorum senden, bu ikimiz için de daha iyi olur, hem bugün daha da direniyorum bu isteğimde, ama n’olursun Milena, sen kulak asma bana,
karanlığın sızdığını görüyor musunuz çatlaklarımdan? tutamıyorum içimde hayatımı..
Artık ne mutlu ne de mutsuzum. Her şey geçip gidiyor. Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde “insan” dünyasında tek gerçek şey bu. Her şey geçip gidiyor. Bu yıl yirmi yedi yaşına gireceğim. Saçlarım beyazladı diye insanlar genelde kırkımı geçtiğimi sanıyor.