Seri sonu! #okudumbitti #13
10/10
·256 syf.··
2026 17. kitabı
Tess Gerritsen'in Rizzoli & Isles serisine veda etmek hiç kolay olmadı benim için. Serinin 13. kitabı olan Dinle Beni, elime aldığımda bende hem "artık bitti mi?" burukluğu hem de "acaba Jane ve Maura bizi yine nasıl bir kaosun içine sürükleyecek?" heyecanı yarattı. Bu kitabın en sevdiğim yanı, karakterlerin sadece mesleki kimliklerine değil, kişisel evrimlerine de odaklanması oldu. Jane Rizzoli'nin o bildiğimiz sert kabuğunun altındaki savunmasızlığı, Maura Isles'ın soğukkanlı zekası ve tabii ki serinin gizli kahramanı haline gelen Angela Rizzoli... Angela'nın mahalle dedektifliği oynamaya çalışması, kitabın o karanlık ve gerilimli atmosferinde nefes alınmasını sağlayan harika bir komedi unsuru olmakta. Gerritsen, yine "küçük bir kasaba/mahalle sırrının ne kadar büyüyebileceğini" çok iyi işlemekte. Bir yandan bir cinayet soruşturması yürütülürken, diğer yandan teknoloji ve sosyal medyanın günümüz dünyasında insan hayatını nasıl bir gözetleme kulesine dönüştürdüğünü sorgulamaktasınız. Olay örgüsü her zamanki gibi sürükleyici; bölümler kısa, tempo hiç düşmemekte. Özellikle "Dinle Beni" başlığının altındaki o ironik mesaj, finali okuduktan sonra beni gülümsetti. Tabii ki mükemmel miydi? Belki serinin ilk kitaplarındaki o saf, çiğ gerilim havasını arayanlar olabilir. Gerritsen artık karakterlerinin olgunluk dönemini yazmakta ve bu, kitabın temposunu daha "hesaplanmış" kılmaktadır. Ancak yazarın tıp dünyası ve adli bilimle olan o sarsılmaz bağını bu kitapta da iliklerinize kadar hissetmektesiniz. Dinle Beni, bir vedadan ziyade, sevdiğimiz karakterlerin hayatlarına bir "durum güncellemesi" gibi. Eğer Jane ve Maura'nın yıllardır süren dostluğuna ve aralarındaki o eşsiz kimyaya tutkunsanız, bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız. Kitap, finaliyle "daha anlatacak çok hikaye var"
Edebiyat
Dinle BeniTess Gerritsen · Doğan Kitap · 20261,429 okunma
Abdülhak Şinasi Hisar - Çamlıca'daki Eniştemiz
Puan vermedi·203 syf.··
2026 20. kitabı
Kitap roman olarak geçiyor olsa da bence tam bir enişte biyografisidir. Araştırıldığında bu eniştenin aslında tam olarak bir kişi değil, yazarın yakın akrabalarından belki birkaç kişinin toplanıp tek bir vücut bulduğu kurgusal bir karakter olduğu görülür. Eserin üslubu bana Ahmet Hamdi Tanpınar'ı; özellikle de Beş Şehir'i anımsattı. Onda da artık var olmayan bir şehir dokusunu en ince detayına kadar anlattığı için sıkılmıştım bu eserde de aynısını bilhassa Çamlıca tasvirlerinde yaşadım. İsminin hakkını verecek şekilde yazarda büyük bir Çamlıca sevdası vardır ve kitabın en az %20'si Çamlıca'ya ve onun orada yaşadığı mazisine övgüdür diyebilirim. Burada en dikkat edilmesi gereken nokta artık var olmayan aile gelenekleri ve sosyal yapıların ele alınmasıdır. Eser o zamanlar bir çocuk olan anlatıcının Çamlıca'daki enişteleri Hacı Vamık; namı diğer Deli Vamık'ı tasviriyle ve deliliğe makul bir övgüyle başlar. Babıali onu mutasarrıflık, defterdarlık, valilik gibi çeşitli görevlere verip verip geri almaktadır. Eserin ilerleyen bölümlerinde kendisinin hakkında vazife başında yolsuzluk söylentileri olduğu da verilecektir. Doğal olarak maddi durumu ortalamanın oldukça üzerindedir. Konaklarında hizmetçiler çalışmaktadır. Yazara göre, akıllı dediğimiz insanların sağı solu belli değildir; iyilik beklediğimizden kötülük, sadakat beklediğimizden ihanet görme ihtimalimiz her zaman oldukça fazladır; ancak deliler öyle midir? Deli daima delidir, şaşırtmaz, daima doğasına uygun davranır. Hacı Vamık enişte lakırdı etmeyi pek seven, kendine has ve eğlenceli bir konuşma üslubu olan bir adamdır. Hemen her şeyle ilgili bir fikri veya anısı vardır. Yalnız kaldığı zamanlar harici konuşur; hâttâ yalnız kaldığında bile bazen kendiyle konuşur bazen de türkü söyler. Yeğenlerine daima "can didem"
Çamlıcadaki EniştemizAbdülhak Şinasi Hisar · Bağlam Yayınları · 1996421 okunma
Reklam
8/10
·284 syf.··
2026 21. kitabı
Bugün size okurken tüylerimi diken diken eden, temposunu bir an olsun düşürmeyen bir polisiye-gerilim kitabıyla geldim. Adli tıp uzmanı Soner, Kara Dere Köyü’nde işlenen korkunç bir cinayeti incelemek üzere olay yerine gider. Ancak karşılaştığı manzara sıradan bir cinayet vakasından çok daha fazlasıdır. Kurbanın beş duyusunu hedef alan sistematik işkenceler, olay yerindeki gizemli semboller ve ardı ardına gelen ipuçları, Soner ile savcı Volkan’ı son derece karanlık bir soruşturmanın içine sürükler. Polisiye ve gerilim türünde en sevdiğim şey, okuru yalnızca katilin peşinden sürüklemek değil; aynı zamanda hikâyenin atmosferini de hissettirebilmesidir. Cihangir Işık bu konuda gerçekten başarılı bir iş çıkarmış. Daha ilk sayfalardan itibaren üzerime çöken o kasvetli ve tekinsiz hava, kitabın sonuna kadar benimleydi. Kitabın en sevdiğim yanlarından biri karakterlerin psikolojik yükünün başarılı bir şekilde aktarılması oldu. Özellikle Soner’in yaşadığı yıpranmışlık, gördüğü kabuslar ve mesleğinin ona yüklediği ağırlık oldukça gerçekçi hissettiriyordu. Savcı Volkan ile olan uyumlarını okumayı da çok sevdim. Lal karakteri ise gizemli tavrıyla merak uyandıran isimlerden biriydi. Yazar tempoyu sürekli yüksek tutmayı başarmış. Her çözülen ipucu beraberinde yeni sorular getiriyor ve bu da kitabı elinizden bırakmayı zorlaştırıyor. Ben de sürekli yeni teoriler kurarak okumaya devam ettim. Özellikle final kısmı birçok noktaya ışık tutarken aynı zamanda yeni soru işaretleri bırakmayı da başarıyor. Ancak kitabın otopsi sahneleri, işkence detayları ve suç unsurları oldukça gerçekçi şekilde ele alınmış. Bu nedenle hassas okuyucuların bunu göz önünde bulundurmasını tavsiye ederim. Gerilim dozu yüksek, sürükleyici ve merak unsurunu son sayfaya kadar koruyan bir polisiye okumak
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202624 okunma
Puan vermedi·90 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 15:20
Redditteki bi yazıyı paylaşmak istedim çünkü kitabın sonu ve içeriği hakkındaki alt metni iyi yorumlamış gibi hissediyorum. Ve spoiler içeriyor. Anlatıcı, üniversitedeki erkek arkadaşı tarafından tecavüze uğradı (son sayfada bahsediliyor), bu da ilk uykusuzluğunun nedeniydi. O zamanlar bunu işleyemediği ve kimse depresyonunu fark etmediği veya umursamadığı için hayatına devam ediyor. Ancak o travmanın bastırılmış anısı, uyanık rüyasında (karanlık adam, onu "uzun, dar, yuvarlak bir şey" ile tuzağa düşürüyor) geri geliyor, muhtemelen 30. doğum günü nedeniyle ve olaydan önceki kaçışına, yani edebiyata gerilemesini tetikliyor. Tezinin, genç kadınların hayatın karanlık gerçeklerini keşfettiği hakkında yazan Katherine Mansfield üzerine olması tesadüf değil. Tolstoy ve Dostoyevski'ye dalmak yardımcı oluyor, ancak başka bir yol da izliyor: "Üç genç adam bir çifte saldırdı. Adamı öldürdüler ve kadına tecavüz ettiler" olayının geçtiği yere gidiyor. Travmasını tekrar yaşıyor, ancak sonunda bir erkek gibi giyiniyor, (bilinçaltında) öldürülecek kişi olmayı umuyor. Yani son sahne, saldırıya uğrama fantezisi, aynı zamanda travması tarafından tuzağa düşürülme ve çıkış yolu bulamama hissini de ifade ediyor: "Asla anahtarı alamayacağım....Tek yapabileceğim ağlamak. Gözyaşları akmaya devam ediyor" (tıpkı uyanık rüyasında sürahiden dökülen su gibi). Neyse, benim düşüncem bu. Ama çok şey oluyor. Cehennem gibi bir hikaye. refernas aldığım kullanıcı: reddit.com/user/Forward-To...
UykuHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20153,732 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 383. kitabı
Tess Gerritsen’ın tıbbi gerilim türünde bir çığır açan ve Rizzoli & Isles serisinin ilk adımı olan kült eseri Cerrah, Boston sokaklarında kabus estiren, kurbanlarını tıbbi bir hassasiyetle katleden sadist bir seri katilin peşindeki soluk soluğa takibi konu alıyor. Yazarın tıp geçmişinden beslenen son derece gerçekçi ve detaylı anlatımı, gerilimi her sayfada zirvede tutarken; dedektif Thomas Moore ve katilin geçmişteki elinden kaçmayı başarmış tek kurbanı olan Dr. Catherine Cordell'ın psikolojilerini de muazzam bir derinlikle işliyor. Okuyucuyu adeta bir ameliyat masasının soğukluğunda ve karanlık bir zihnin labirentlerinde gezdiren kitap; ters köşeleri, yüksek temposu ve insan anatomisinin ürpertici sınırlarını zorlayan tarzıyla polisiye-gerilim edebiyatının en sürükleyici başyapıtlarından biridir.
CerrahTess Gerritsen · Doğan Kitap · 201817,2bin okunma
Puan vermedi·246 syf.·
2026 12. kitabı
Telefonunuzun ekranını kapattığınızda, çok kısa sürede olsa sürekli zaman geçirdiğiniz o sosyal medya uygulamasını açmadığınızda içinizde bir şeyleri kaçırıyormuş ve bir an önce tekrar o uygulamayı açmanız gerekiyormuş gibi hissettiğiniz oluyorsa, herhangi bir ses veya titreşim duymasanız dahi ekranı yeniden açıp tekrar bakma isteği duyuyorsanız merak etmeyin yalnız değilsiniz. İnternet sebebiyle günümüzde hiç olmadığı kadar hızlı ve büyük bir bilgi bombardımanına sürekli maruz kalıyoruz. Artık kendimizi sadece komşularımızla değil, dünyanın öbür ucundaki Hollywood yıldızları ile de kıyaslıyoruz. Artık başarı algılarımız herhangi bir dalda en üst mertebedeki kişinin bulunduğu seviyeye göre şekilleniyor. Dolayısıyla elde olanların devede kulaklığının ağırlığı ile sürekli bir tatminsizlik hisleriyle boğuşuyor ve kendimizi bir hamster misali sonu olmayan bir koşu tekerleğinde çırpınırken buluyoruz. İşte yazarımız çağımızın insanları düşürdüğü bu koşturmacada biraz soluklanması ve yavaşlayarak farkındalık oluşturması gerektiğine dikkat çekiyor. M. Kemal Sayar okurların kafalarında daha kolay canlanır diye düşünmüş olacak ki, girişi arabalar ve trafik ile somut bir konu seçerek yapıyor. Ancak bu bence kötü bir başlangıç. En azından ben bu bölümdeki görüşleri eksik veya yanlış buldum. Hava kirliliği, gürültü, şehirlerin otoyollarla delik deşik olması gibi savları ile durumun problemli oluşuna tabii ki katılıyorum ancak çözümün araba girmeyen bazı sokaklar planlanması olmasına pek katılamıyorum. Çünkü bence ana problem şehirlerdeki nüfus yoğunluğunun çığırından çıkmasıdır. Ayrıca yazar: "Yollarda herkes eşittir." diye bir cümle kuruyor. (Syf.19) Bu cümleyi nasıl yorumlasam bilemedim, İstanbul trafiğinde patron da çalışan da arabaya binince eşittir diyebileceğimizi pek
Hayata Dair
YavaşlaM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 202013,2bin okunma
Reklam
Reklam