Aslında babalarımız bizi severdi, babam konusunda bundan eminim, sadece bunu nasıl göstereceklerini bilmiyorlardı. Onla- ra da hiç kimse bunu nasıl yapacağını göstermemişti. O garip zırhı ancak torunları aşabiliyordu.
Bir hafta geçmiş, sonra bir ay, sıradışı pek bir şey yokmuş, evet, aklına gelmesine geliyormuş, kendini mutlu his- setmiyormuş, ama buna gerçek bir üzüntü denir mi - hayır. Sonra bir sabah, dedi, gözlerimi açım ve, inan bana, acıdan kalkamadım. Sanki ağır bir levha ya da bir taş göğsümü sıkıştırmış gibiydi, nefes alamıyordum, beni aniden öyle bir çarptı ki, babamın artık hayatta olmadığını sanki ancak o zaman anladım. Ta ikinci yıl bir nebze hafifledim, dedi.
Babam ölürken onu sık sık çocukluğuna geri götürmeye çalıştım.
Geriye, insanın henüz ölümsüz olduğu, acının henüz gelmediği, ölümle arasında daha aşacağı yılların uzandığı topraklara. Naif bir çabaydı, çünkü bu kuşağın bir çocukluğu olmamıştı.