Babalar hakkında yazmak daha zordur. Belki de annenizle aranızda görünmez bir göbek bağı varlığını çocukluğunuz boyunca sürdürdüğü içindir; anne hep yanınızdadır, öğle yemeğini hazırlar, hastayken size o bakar, elini alnınıza koyar; anne, içinde yüzdüğünüz hava gibidir. Baba bambaşka bir şeydir - puslu, belirsiz ve karanlıktır, bazen korkutucudur, çoğu zaman ortada yoktur, sigarasının şnorkeline kenetlenerek başka sularda ve bulutlarda yüzer.
Son sözleri neydi, sonunda ne dedi, diye soracaklar cenazede. Bilmiyorum, diyeceğim, ve bu gerçeğin kendisi. O son günlerin her dakikasında onunla birlikteydim, bir şeyler uydurabilir ya da iniltilerinde anlam çıkartabileceğim bir şey görebilirdim. Ama son sözleri yoktu. Sadece pencereyi açmamızı istedi ve eliyle işaret etti. Sonunda, belki de son sözler bunlardı Artık çok canım acıyor, çok canım acıyor... Sonra da, aramızdan ayrılmasına dakikalar veya bir saat kala kalkmaya çalıştı ve eliyle bir yarım daire çizdi. En sonunda dayanılmaz bir acı olur, hayatın kendini hayattan kopardığı acı.
Ölüm bir dil meselesidir aynı zamanda. "Öldü" kelimesi kısa ve vurucudur. Son nefesin "d"si ve feryat dolu o son "ü" hayatın alfabesindeki son harflerdir. Son seslinin üzerine düşen vurgu, ki o artık sesli bile değildir, son çiviyi çakar ve umuda yer bırakmaz.