TUĞBA ÖZTÜRK

Puan vermedi·376 syf.··
2018 2. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2018 13:33
Sonradan müslüman olmuş yazarlar hep ilgimi çekmiştir. İçinde yaşadığı topluma, ailesine, çevresine ve tüm alışkanlıklarına sırtını dönüp yeni bir hayata başlamak çok derin bir imanın ve inancın gereğidir diye düşünüyorum. Bu kitabı alırken ilk dikkatimi çeken şey yazarının kendi isteğiyle müslüman olmuş bir İngiliz olması ve kitabın Pakistan'da devlete bağlı bir kurum tarafından ödüllendirilmesi oldu. Ayrıca kitabın arka kapağında yazarının edib olması sayesinde anlatımın akıcılığının ön plana çıkmasına vurgu yapılıyordu. Kitabın anlatımı gerçekten akıcı, küçücük puntosuna rağmen kolay okunuyor, ama malesef ben aradığım manevi lezzeti bulamadım. Peygamberimiz'in hayatına dair verilen bilgilerin doğruluğu yada yanlışlığı konusunda ahkam kesecek kadar bilgi sahibi değilim, öncelikle onu belirteyim. Zaten kitap o kadar ayrıntı bilgi vermiş ki insan bu kadar detaylı bilgi nerden edinilebilir şüpheye düşüyor açıkçası. Kitabı okurken sanki bir tarih kitabı okuyormuş gibi sürekli savaş hazırlıkları. strtejileri ve antlaşmalar arasında boğuldum açıkçası. Ayrıca Peygamberimiz'in her birine birer yıldıza benzettiği ashabının arasında çıkan anlaşmazlıklar, ensar muhacir arasında yaşanan üstünük mücadelesi, soy ve kabile mensubiyetinin ön planda olması beni rahatsız etti açıkçası. Ben, bize Allah'ın elçi olarak gönderdiği ve tüm yaşamını bizim örnek almamızı istediği Resul'ünün gündelik hayatı, ahlaki tutumu, insanlarla iletişşimi, karşılaştığı zorluklarla nasıl micedele ettiği gibi günümüz insanına yol gösterebilecek, insanın ruhuna huzur verecek bir siyer beklerdim. Hele ki bu ödüllü bir siyerse. Ayrıca kitapta Peygamberimiz'in evliliklerinden, hangi eşiyle hangi koşullarda ve kaç yaşında evlendiğinden çok ayrıntılı bahsetmesi bence gereksiz ve rahatsız edici. Üatelik bu
Din
Hz. Muhammed'in HayatıMartin Lings · İnsan Yayınları · 20173,612 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·384 syf.··
2018 1. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2018 23:15
Latin Amerika. Haksızlığa uğramışlığın, direnişin, acının, sömürünün coğrafyası. Kimilerine göre ABD'nin arka bahçesi, kimilerine göre uyuşturucu, fuhuş ve cinayetin kol gezdiği uzak durulması gereken tehlikeli bir bölge, kimilerine göre öcü komünizm diyarı, kimilerine göre de sosyalizmin çiçek açtığı bir dünya cenneti. 500 asır öncesine kadar dünyanın geri kalanının varlığından bile haberdar olmadığı bu devasa kıta Venedikli tacir Colombus'un ayak basmasıyla (1492) Avrupa medeniyetiyle! tanışmış oldu. Ve Avrupalıların ilkel gözüyle baktığı kadim İnka, Maya ve Aztek medeniyetine karşı insanın kanını donduracak bir katliam ve sömürü de başlamış oldu. Milyonlarca insan öldürüldü bir o kadarı kendi topraklarında köle gibi çalışarak öldü ve kıtanın tüm değerli madenleri ve gümüşü yüzlece gemiyle Avrupa'ya taşındı. Bir toplumu ayakta tutan en önemli şey tarihi hafızadır. Bunun farkında olan İspanyollar yerli kavimlere ait tüm tapınak ve iehirleri yok etti, yazma eserleri yaktı, batıl inanç diyerek dinlerini yasaklayıp zorla katolikleştirdi ve sömürge şehirlerinin en bilindik meydanlarına devasa katedraller dikti.Böylece binlerce yıllık kadim Maya, İnka ve Aztek medeniyetleri ucuz Amerikan filmlerindeki efsanelere indirgendi Birkaç yüzyıl sonra tüm Latin ülkeleri Avrupa devletlerinden bağımsızlıklarını sırayla kazandılar, ancak hiçbirisi tam bağımsızlığa ve istikrara kavuşamamıştır. Buket ŞAHİN. Latin Amerika hayranı bir gezgin. Bu kitap da onun gezi notlarından oluşuyor. Ancak bu kesinlikle turistik bir gezi değil. Sırasıyla anlattığı her ülkenin sömürge geçmişini, yerli kültüre ait önemli merkezleri ABD'ye karşı direnişin tarihini, önemli devrim hareketlerini ve devrimcilerini, edebiyatını, müziğini anlatıyor. Bu ülkeler nasıl birer muz cumhuriyetine dönüştü,
Latin Amerika Yakılan BelleklerBuket Şahin · KAYNAK YAYINLARI · 20138 okunma
Puan vermedi·212 syf.··
2017 9. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2017 15:32
''Halkın hurafeleri rengarenk çaputlarla ortada iken, entellektüellerin hurafeleri kitapların içinde, gazetelerin manşetinde renk vermez, mürekkebin karanlığında saklanır.'' Kitap bu cümleyle başlıyor. Ve her biri farklı olay ya da kişileri eleşriren, inceleyen iki-üç sayfalık kisa yazılardan oluşuyor. Kulaktan dolma, toplumun genelinde kabul görmüş bilgilerin, fikirlerin ya da inançların çoğunun batıl olduğunu derinlemesine düşünüp araştırmadan körü körüne inanmamak gerektiğini az çok okuyan herkes bilir, söyler. Ama söz konusu duayen gazeciler, bilim adamları, uzmanlar, din alimleri vs. olunca çoğumuz bir akıl tutulması yaşarız. Nedense onların söyledileri daha az tartışılır ama daha çok kabul edilir. 'Cahil' olarak gördüğümüz halkın, geleneklerine 'hurafe' damgasını kolayca yapıştırırız da, günmüzde t gibi her yerde biten din alimlerinin! saçmalıklarını huşu içinde içselleştirip aydınlanırız! Solcu, sağcı, İslamcı, daha bilmem neci pek çok entellektüel tarafından cahil' halkın nasıl kadırıldığını edebi bir dille anlatan okumaya değer bir kitap. Kitaptaki yazıarın bazı bölümleri siyasi olarak bazılarına ters gelebilir. Zaten okuduğumuz kitaptaki her fikre katılmak da bir çeşit hurafe değil midir?
Din
Entelektüellerin Hurafeleriİbrahim Paşalı · Profil Yayıncılık · 2013662 okunma
Puan vermedi·243 syf.··
2017 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2017 16:39
Peçorin. Rus edebiyatının unutulmuş kahramanı. Bir asker. Kahraman dediysek zannetmeyin ki büyük bir savaşçı, bir vatanperver, bir halk kahramanı. O kendi zamanının, 19. yüzyıl Rus aristokrasisinin bir prototipi.Kötü bir kahraman. İnsanlarla alay etmekten, onların duygularıyla oynamaktan zevk alıyor. Üstelik bunu panlı ve gayet soğukkanlı bir şekilde şekilde yapıyor. Ama ona göre zaten herkes kötü, kendini yaşadığı toplumun bir ürünü olarak görüyor. Ben insanları sevmeyi denedim ama onlar benden nefret ettiler. Savunması bu. Yazarımız Lermontov eğer 27 yaşında bir düelloda ölmeseydi, bize Peçorin gibi nice kahramanlar armağan edebilirdi. Kitabın ilginç bir anlatım tarzı var. Aynı karakteri önce onun hayatının belli bir dönemine şahitlik etmiş bir komutanın ağzından, sonra da günlükleri aracılığıyla kendi ağzından, kimsenin edebi metinlere kandisi kadr değer vermediğini düşünen gezgin bir postacının anlatımıyla okuyoruz. Bu da aynı karaktere hem dışardan hem de içerden bakmamızı sağlıyor. Romanın ilk bölümü Kafkasya dağlarında geçiyor. Burda zeki, çevik, güçlü, çok iyi at binen ve silah kullanan kahraman Peçorin'i tanıyoruz. yıllarca bu dağlarda bölgenin yerli halkı olan Gürcüler, Çeçenler, Tatarlar,Kazaklar, Osetler gibi birçok eşkıya! grupla mücadele ediyor. Onun gözünde bu toplulukların hepsi cahil, kaba ve görgüsüz insanlar. Bu sadece Peçorin'in görüşü mü yoksa yazar da mı böyle düşünüyor emin olamadım ama bu durum beni rahatsız etti. Kaleye yakın bir köyden bir Tatat beyinin kızına aşık oluyor ve onu kaçırıyor. Acaba durum değişecek mi diyorsunuz ama kız onun yüzünden öldüğü halde gözünden tek damla yaş düşmüyor ve bir daha da adını anmıyor. İkinci bölümü kendi günlüklrinden okuyoruz. Bu kez muhatapları dağlılar değil Rus sosyetsi.Yine bir prensesi
Edebiyat
Zamanımızın Bir KahramanıMihail Yuryeviç Lermontov · İletişim Yayınevi · 20235,5bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2017 3. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 29 Ekim 2017 22:14
Ahlak ve erdem kavramlarının felsefi bir bakış açısından derinlemesine sorgulayan bir kitap. Sunuş kısmında çevirmen kitabın Fransa'da çok satanlar listesine girmesini yakın zamanda ahlaka duyulan ilgideki artışa bağlıyor.Ve yazarın bu ilgiyi ve ahlakın büyüsünü yitiren politikanın yerine geçmeye aday oluşunu da sorgulayan bir felsefeci olduğunu belirtiyor. Yazar kendini dışarıdan fundamentalizmin içeriden ise nihilizmin kemirdiği bir Avrupa'nın tanrıtanımaz, materyalist bir düşünürü olarak tanınlıyor ve değerler ve erdemler üzerine yazarak ne kadar zor bir işi üstlendiğinin farkında. Eserde öncelikle değer, erdem, ahlak ve politika kavramları ve bu kavramların birbirleriyle ilişkilerine değiniliyor. Sonra yazar erdemleri nezaketten başlayıp sevgi/aşk ile bitirecek şekilde - ki bu sıralama kasıtlı - 18 başlık halinde açıklıyor. Her bir erdemi açıklarken Yunan'dan günümüze kadar pek çok filozof, bilge, erm,ş ve azizin görüşlerine ayrıntılı bir biçimde yer veriyor ama sonuçta mutlaka kendi görüşlerini ön plana çıkarıyor. Bilinçli olarak sıralamaya nezaketle başlamış ve nezaketin aslında bir erdem olmadığını ama erdemli olmanın bir ön koşulu olduğunu belirtmiştir. Aslında sırayla takip ettiği tüm erdemler birbirinin koşuludur ve son olarak hakikat diye nitelediği ve tüm erdemleri kapsayan sevgi/aşk ile bitirmiştir ki bu bölüm bence en güzeliydi. Ayrıca her erdemi sorgularken yazarın okurun karşısına çaşitli paradokslar çıkararak, öne sürdüğü tezleri çürüterek ve hangi davranışın erdemli sayılabileceğini ya da hangi koşullarda erdemli sayılabileceğini uzun uzun tartışıyor. Bu da okurun zihnini sürekli canlı tutyor ve düşünmeye zorluyor. Yazarın fikirlerine en çok katıldığı filozoflar Spinoza ve Aristotales. dolayısıyla bu iki filozofun görüşlrine çokça yer
Siyaset
Büyük Erdemler RisalesiAndre Comte-Sponville · İletişim Yayınları · 2020214 okunma