Yazar Victor Hugo, 1829 yılında ele aldığı bu kitapta idam fermanı yayınlanmış bir adam son bir gününü anlatıyor. Kitap önsöz, kısa bir tiyatro ve asıl olayların yaşandığı bölümden oluşuyor. Kitabı okurken yazarın da anlatmak istediği gibi “idam” cezasını sorguluyorsunuz. Suçsuz yere yatan bir mahkûmun idam edilmesine saatler kala çocuğu ile olan diyalogları sizi derinden etkileyecek. Birçok insanın günümüzde bile geri gelmesini istediği “ ‘idam kararı’ gerçekten gelse ne olur?” sorusunun yanıtı bu kitapta saklı. Yazar, bu kitabıyla bizlere idam cezasının hem trajik hem de insanlık dışı yanını gözler önüne seriyor.
Victor Hugo her zaman toplumsal gerçeklere değinmesiyle ve onları eleştirileriyle sorgulatarak okuru etkilediğini düşünüyorum. Onun tasvirleri, ön sözlerinde anlatmak istedikleri daha gerçekliğiyle ve daha derinden aktarabilmesi onun ulaşılmaz başarısının bir kanıtı bence.
Victor HugoBir İdam Mahkûmunun Son GünüBir İdam Mahkumunun Son Günü
"Hiçbir şeyi ya da hiç kimseyi doya doya, tadını çıkara çıkara sevemedim. Elimden alınır ya da kaybederim korkusu içimden gelenlerin bir adım önündeydi hep. Çok sonra anladım ki ben aslında sahip olduğumu zannettiğim tüm sevdiklerimi en baştan kaybetmişim."
"Dünyamız bir kırık düşler dünyasıdır. Ve kırılanlar da çoğu zaman en özenerek beslediğimiz, ruhumuzun en soylu yönünü yansıtan düşler ve umutlardır. "
Victor Hugo’nun mükemmel eseri. Kitap on bir kitap diye adlandırılan on bir bölümden oluşuyor. Victor Hugo her zaman vermek istediği mesajı unutamayacağınız derinlikte okura sunmayı başarmış.
Yazar, Notre-Dame’ı ziyareti sırasında rastladığı; ’ A N Á r K H’ yazısı (eski yunanca bir sözcük olup “Kader” anlamına gelir) bu kitabı yazmasına ilham kaynağı olur. Kitabın ön sözünde de yazar kitabın bu sayede nasıl geliştiğine değinmiştir. Kitapta; “Quasimodo” Paskalya’dan sonraki ilk pazara verilen addır aslında. Başdiyakoz Claude Frollo, bir gün Notre-Dame Kilisesi’nin avlusunda herkes tarafından çirkin bulunan, insanların baktıkça suratlarını ekşittiği bir bebek bulur ve onu himayesi altına alır. Ona ‘Quasimodo’ adını verir ve onu kilisenin zangocu yapar. O günden sonra Quasimodo Notre-Dame’ın kalbi olur. Kilisenin çan sesleri altın kalpli Quasimodo’nun zamanla sağır olmasına neden olur. Çingene kızı güzel Esmeralda, keçisi Djali ile birlikte sokaklarda şarkı söyleyip dans eden biridir. Ancak insanlar tarafından büyücü ilan edilir. Yazar güzel Esmeralda’yı kitapta öyle iyi saklamayı başarmış ki eminim okudukça kitaptaki esrarengiz varlığını devam ettirmesini sizde merak edip her şeyin ortaya çıktığı anda şaşırıp yazarın büyüsüne kapılacaksınız. Quasimodo’ya sahip çıkan rahip Frollo, katı dini eğitimlerin ardından kalpsizleşmiş ve iç dünyasına hapsolmuş, nefretin pençesinde kıvranan biridir. Kitabın başında Quasimodo’ya merhamet göstermesiyle iyi biri gibi görünmüştü gözüme ancak yaptığı kötülükleri okudukça sizde rahip Frollo’nun iyi biri olmadığını göreceksiniz. Esmeralda’yı bir saldırıdan kurtaran Phoebus ise Esmeralda’nın hayatında başköşeyi alıyor. Kitapta Esmeralda; üç kişi yani Quasimodo, Claude Frollo ve Phoebus tarafından okura anlatılıyor.
Yazar rahip