• Metin Özdemir
    Metin Özdemir Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca'yı inceledi.
    208 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    “Eğer bir halkın, kendi ölüm biçimini seçmekten başka hiçbir şeyi kalmadıysa eğer ezenlerden aldığı tek armağan umutsuzluksa halkın kaybedecek neyi olabilir?”
    (J. P-Sartre)

    Usta yazar Yaşar Kemal tarafından ilk olarak 1977 yılında aslında çocuklar için yazılmış bir masal. 1994 yılında yayımlanmış. Daha çok yetişkinlere hitap ediyor. Tarihin, isimlerin değiştiği fakat aslında olayların hiç değişmediğini anlatan günümüzde de dünyada karşılığı olan distopya bir eser.

    Yaşar Kemal dünyada tüm ezilenlerin sesleniyor bu kitapta. Kitabın son cümlesi “Dünyanın bütün karıncaları birleşirse” öğüdü de kitabın vurucu cümlelerinden biri esaretten kurtuluş adına.

    Masalın konusu gücüne güvenen Filler Sultanı\’nın suçsuz, görünüşte fillere göre küçük, zayıf olan çalışkan karıncalara savaş açması, zulmetmesi, kaypak, satın alınabilen karıncaların filin emrine girmesi, ezilmeye bir türlü mahkûm olmak istemeyen, sömürülmek istemeyen Kırmızı Sakallı Topal Karınca ve küçük ekibinin emekleri sonucunda küçük karıncaların devasa güçlerdeki filleri bozguna uğratması… Maalesef hayvanlar içinde de olsa toplumda da çıkarları uğruna kendini satan, satılan insanların çokluğu toplumu uçuruma sürüklemeye, sömürülmeye yetmiyor mu? Önemli olan distopya da olsa, toplum eleştirisi de olsa bu olanların farkındalık oluşturup farklı şekillerde farklı zamanlarda da insanları uyandırabilmesi. Geleceğimiz çocuklarına iyi bir dünya bırakabilmek adına uyanmak, uyandırabilmek…

    Yaşar Kemal diyor ki “Neye üzülüyorum biliyor musunuz, bu kitabı okuyanlar özellikle de çocuklar filleri belki hiç sevmeyecekler, bu bana çok dokunuyor. Ne yapabilirim ki? \” dediği bir kitap. Belki de bu kitabı yazarken hüzünlendiği istemese de kendinin yazmak zorunluluğunda hissettiği bir eser. Aydın olmak, yazar olmak ayrı bir meziyet… Günümüzde herkes yazar(?). Ama aydın değiller. Aydınların sayısı çok az. Kitaplar ticari kaygılarla yazılmamalı…

    Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca kitabında zengin ve güçlü olan burjuva zenginliğini, sermayesini sürekli ezilen karıncalar, proletarya üzerinden arttırıyor, onlara bir an olsun bile düşünmelerine imkan vermiyor. Bu burjuvanın da en büyük korkusu kendi cinsi fillerden değil, küçük karıncalardan oluyor. Kitapta da zaten Filler Sultanı artık rahata erdiğinde bile, Kırmızı sakallı topal karıncayı bulmak için verdiği mücadele var.
    Kitap şu cümleyle başlıyor: “Anlat.”
    Ve Ulukepez anlatmaya başlar. Ulukepez bir kuştur. Karınca dilini de bilir, fil dilini de. Karıncalar ülkesinde kalır bir süre, onlarla yer içer dostça zaman geçirir. Döndüğünde o artık sultanın en büyük yardımcısıdır. Filler sultanı karıncalarla ilgili ilk bilgileri Ulukepezden alır. Bilgi vermekle kalmaz karıncaları nasıl sömürecekleriyle ilgili filler sultanına önerilerde bulunur. Bu işten çıkarı fillerin gücünü arkasına almak ve düşlediği köşkte çalışmadan yaşamaktır. İşin trajik yanı karıncalar Ulukepezi dost bir aracı sanmaktadır. Karıncalara karşı yürütülen sömürü politikalarının ilk adımı karıncaların ülkelerini yerle bir edip onları kıyımdan geçirmek, korku üretip itaat etmelerini sağlamaktır. Korku en büyük tutsaklıktır. İşgal başlar. Filler karıncaların ülkelerine saldırır, yerle bir ederler, karıncaların çoğunu öldürürler. Sonra karıncaların karşısına geçip, “Bu savaşı siz başlattınız. Bize haince saldırdınız. Biz de size gününüzü gösterdik” derler. Artık itaat etmeyen her karınca öldürülecektir. Karıncalar yaşamlarını kurtarmak adına filler sultanının emirlerine uyacaklarını bildirirler. Filler sultanının karıncalardan ilk istediği şey kendisi için görkemli bir saray inşa etmeleridir. Maksat güç gösterisi, korku oluşturmak tabi.
    İkinci olarak onlara karınca olduklarını unutturmak için dillerini yok etmektir. Bunun için fil okulları kurarlar ve karınca dilini yasaklarlar. Dillerini unutturmak bütün karıncaları öldürmekle eşdeğerdir. Karıncalar doğar doğmaz fil okullarına alınır orda eğitilirler.

    Üçüncü olarak ise karıncaları kendi içlerinde bölerek birbirlerine karşı kışkırtmak öfke uyandırmak.

    Yaşar Kemal bu kısımda önemli bir sosyal analiz yapıyor. Karıncaların içindeki en tembel, üretemeyen kendine yetemeyen sarıca karıncaları fillere itaat etmeye ve muhbirlik yapmaya en uygun grup olarak belirliyor. Çünkü onlar aç ve tembeldir. Karınlarını tok sırtlarını pek tutarsak yapamayacakları şey yoktur der filler sultanı ve onlarla anlaşır. Sarıcalar muhbirlik yapmayı seve seve kabul ederler. Yeter ki hayatta kalsınlar ve yeter ki yiyecekleri olsun onların varlık sebebi budur. İşte bir toplum için en tehlikeli tiplerdir bunlar. Kendi ufak menfaati için ağzına bal sürülüp üç beş kuruşa satın alınabilen karıncalar (insanlar) bunlar. Satın alınamayan olmak lazım. Bu da vicdan, karakter, eğitimin sağlamlığı ile olur.

    Dördüncü olarak da karıncaların neyi doğru bulacaklarına, neye inanacaklarına onların yerine karar vermektir.

    Düşünmemelerini sağlamaktır. Düşünmek tehlikelidir çünkü özgürlüğün ilk adımıdır. Bunun için gazeteler, televizyonlar, kitaplar devreye girer. Yani medya. Ülkenin dört bir yanına borazanlar yerleştirilir. Gün boyunca fil olmanın doğal bir üstünlük olduğu anlatılır. Fil olmak övülür.

    Zamanla bunu fil okulunda yetişen karıncalar televizyona çıkıp fil olmayı överler. Karıncalar dillerini unutur, karınca olduklarını da. Hep bir ağızdan coşkuyla tekrar tekrar bağırırlar: “Her karınca bir fildir, her karınca bir fildir…” Ayrıca Filler Sultanı en sonunda bakar ki Filler Sultanı\’nın en uzun kahkahasını attığı andır bu. Hatta kitapta kendilerini fil gibi gören karıncalar çok yemeye başlayınca çatlayıp ölmelerinden korkar. Kölelerini kaybedeceği için. Karıncalara fil gibi yemeyi yasak eder. \”Karıncalar fildir ancak karınca kadar fildir\” denilerek.

    Kölelere asla özgür olacakları kadar ödeme yapmazlar. Hayatta kalmalarına yetecek kadarını verirler ki çalışmaya devam etsinler. Charles Bukowski çözmüş olayı. Üstüne bir şey söylemeye gerek yok. Günümüzde de modern kölelik mevcut…

    Fakat yine de unutmadığı bir şey vardır. İlk andan beri işler yolunda gittiği halde Filler Sultanı\’nın içinde korku salan bir karıncadır unutamadığı. En başındaFiller Sultanı\’na itaat etmeyen ve sonra da ortalıktan kaybolan Kırmızı Sakallı Topal Karınca, diğer kırmızı sakallı karıncalarla dağlara sığınmıştır. Karıncalar ülkesini fillerin işgalinden nasıl kurtaracağını düşünmektedir. Umutsuzdur. Üzgündür. Çünkü hiç durmadan kitap okuduğu ve düşündüğü halde küçücük karıncaların filleri nasıl yeneceğini bulamamıştır. Bir gün bir ses belki bir türkü yüreğine umutla seslenir. Ülkedeki bütün karıncaların duyduğu anda karıncalıklarını hatırladıkları bir türküdür bu. Kırmızı Sakallı Topal Karınca ayaklanır, bütün karıncalar birleşir. Şehrin etrafındaki yüksek dağlarda ateşler yakar. Dumanlar yükselir. Bunun anlamı saraylarının çöktüğü, zalimlerin yenildiği zulmün bitmesidir. Özgür, eşit, kardeşçe bir yaşamın başlamasıdır.
    Kitaptan ders olarak herkesin alacağı hisse farklı olsa da \”Geçmişten bu yana neredeyse her dönemde halkın emeğini, düşüncelerini, duygularını, inançlarını, emeğini sömüren otoriteler kendini göstermiştir. Bu otoriteler ellerinde bulundurdukları siyaset ve medya gibi güç unsurlarını kendi menfaatleri doğrultusunda kullanarak kimi zaman insanların sırtından geçinmiş, kimi zaman da bu menfaatlere uygun tek tip halklar yaratmaya çalışmışlardır. Karıncalar maalesef fil olmadıkları halde kendini fil zannettirilmiştir. \”
    Kitapta özellikle karakter olarak Filler Sultanı, Kırmızı Sakallı Topal Karınca, Ulukepez, Başbuğ Sarıca karakterleri iyi irdelenmeli ve değerlerlendirilmelidir. Toplumda bu tipler az değildir.
    Tüm uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter. Kırmızı Sakallı Topal Karınca gibi…
    Anlatılmak istenen aslında insanlar insan olarak kalmadığı sürece dünya gün be gün daha zalim, diktatör insanların yönetimine kalmakta, bundan tüm sömürülen insanların yanında hayvanlar da bitkiler de aslında tüm canlılar nasibini almaktadır. Gücün karşısında insanlar kesinlikle umudunu kaybetmemeli, asimile olmamalı, güce boyu eğdiklerinde artık köle olarak yaşamaya başlamışlar demektir. İnsanın fikirlerini söyleyememesi bile bir köleliktir. Köle ruhlu olanlar için zaten bir sorun yok. Önemli olan köleliği tümüyle reddeden insanlar için sorunun olması. Zaten kölelikten insanlığı kurtaracak da bu düşüncedeki insanlar… Uyumayan, uyanık kalanlar… Çünkü onlar tüm insanlığı uyandıracaklar… Bu da nice Filler Sultanlarını uykularından edecek. Bütün uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter…

    İncelememde http://www.oggito.com dan da alıntılar mevcuttur.

    İyi okumalar dilerim!
  • 164 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Tahir sami beyin kitapları ne oldu burada yazar kitabın sonunu okurlara bırakmış evet sizce bu bir kamyon dolusu kitap ne oldu insanların vefasızlığına kurban gidip sami beyin yanına mı gömdüler yoksa sami bey e bir kütüphane kurulup sami beyin ismi ve kitapları sonsuza dek yaşayacak mı evet ben kitaba şöyle bir son düşündüm gazeteci mustafa bey anlattığı sami bey hikayesi ile edebiyat ve gazete dünyasının dikkatini çeker sami amcamızın bir güzel hayali vardır kitaplarına sahip çıkılıp yaşatılması peki bir kitaba nasıl sahip çıkılır tabiki okunup paylaşılarak peki bir kitap en güzel nasıl paylaşılır tabiki kütüphanelerde elden ele dolaştırılarak ancak sami beyin hazin sonu burada başlar sami bey kitaplarını yaşatmak için mektuplar yazar ancak yaşayan hiç bir canlıya sahip çıkmayan biz nankör insanoğulları sami beyin ölümüne hiç ses çıkartmayız ve sami bey kitapları ile birlikte sessizce bir mezara gömülür ancak tüm uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter vicdan azabından uyuyamayan gazeteci mustafa bey alır sabah kahvesini çay ve simidini ve biz uyuyan insanları uyandırmak için başlar sami beyin hikayesini anlatmaya ve işte biz o anda uyanırız ve sami beyin çalıştığı yeri kütüphane yaparız ve sami beyin kitaplarını gömüldüğü mezardan çıkartırız ve erzincan tahir sami bey il halk kütüphanesini kurarız ve işte tahir sami bey ile kitapları sıcak bir tebessüm ile birlikte sonsuza dek yaşar iyiki varsın tahir sami amca
  • Halkın korkusunun ve cehaletin ürünü olan din, şirk dinidir. Peki neden? Zira müşrik dindarlar, yani şirk dininin tebliğcileri; halkın uyanmasından, bilinçlenmesinden, âlim olmalarından ve vaziyeti fark etmelerinden korkuyorlar. Halkın sadece sıradan ve her zamanki sabit bilgilere sahip olmasını ve bunun da kendi tekellerinde olmasını isterler. Neden? Çünkü halkın ilmî seviyesi ve bilinci artıkça, şirk dini yok olacaktır. Zira şirk dini cehalet sayesinde ayakta durur. Dolayısıyla halk uyandıkça,halkın idealleri ve adalet talebi arttıkça şirk dini sarılacak ve yıkılacaktır.