Türk ve İslam Türkiye Devleti, iki saadetin tecelli ve tezahürüne menba ve menşe olmakla dünyanın en bahtiyar bir devleti olacaktır. (inşallah sedaları)
1944
Başbakan Şükrü Saraçoğlu hem de Meclis kürsüsünden "Türk'üz, Türkçüyüz, Türkçü kalacağız!" diyor ama devleti Rus yanlısı bürokratlara teslim etmekten de uzak kalmıyordu. Ruslar da kendi egemenliklerinin altına aldıkları Türklere zulüm yapmaktan uzak durmuyordu
Sayfa 33 - Bozkurt Yayınevi, İstanbul, 2026
Alıntı
Reklam
Türkiye'nin demografik, milli, kültürel dokusunun bozulması, Türk milli ve üniter devletinin sona ermesi ve Anadolu'da Türk Devleti'nin parçalanması süreçlerini tetikleyecek bir kavimler göçü karşısında politik tavır koymayan bir Türk milliyetçiliği esasen Türk milliyetçiliği olamaz.
Sayfa 118·Kitabı okudu
Osmanlı İmparatorluğu için Kuzey sorunu, Büyük Petro ile meydana çıkmış bir sorun değildir. Karadeniz'e inmek için, Kuzey-Karadeniz steplerinden geçmek gerekir. Sorunu, Moskof Devleti'nin, Altun-Ordu'nun mirasını adım adım alarak Karadeniz kuzeyindeki Türk-Tatar bozkırını ele geçirmeye başladığı döneme, 16. yüzyıla kadar çıkarmakta abartma yoktur. Bu gelişim, sonraları Boğaz'a kadar genişleyecek siyasî bir yayılışın ilk aşamasıdır. Bölgeyi savunma, Osmanlı Devleti için Kırım'ın, Karadeniz'in ve nihayet İstanbul'un savunulması olacaktır. XVII. yüzyıl sonundaki (1683-1699) çetin uğraş içinde Kırımlılar ve Osmanlı devlet adamları bunu iyi sezmiş ve ilk defa Kırım'ın Ruslara, İstanbul'a saldırma için bir köprü olacağını söylemişlerdir.
Sayfa 11 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
1. Anadolu’da Yeni Kudretin Teşekkülü
Gerçekten Bizans’ın çökmesi ve Türkmenlerin hayatiyet içinde bulunmaları, küçük Osmanlı Beyliği’ne parlak bir istikbal hazırlamakta idi. İslam’ın gaza ruhu Bizans’ın karşısında ve Osmanlı Hanedanı etrafında toplanıyordu. “Bursa İslam Cihadı ve Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresinin” merkezi oluyor; Türk alim, şeyh ve dervişleri, Türkmen babaları Osmanlı gazileri ile orada yeni bir kudret ve hayatiyeti yaratıyordlardı. Fevkalade mahir denizci ve imanlı gaziler olan Aydın Oğulları Adalar Denizi’ni ve sahillerini çalkaladıkları bir zamanda Osmanlı gazileri, 1356’da, bir sal ile, sessizce Çanakkale Boğazı’nı geçiyor ve Rumeli’ye ayak basıyorlardı. Bu geçiş çok mütevazı başlamakla beraber şiddetli Haçlı mukabelerine maruz kalmış; fakat çok yüksek bir kudrete üstün vasıflara sahip olan Osmanlılar Haçlıları, 1363’de Edirne civarında Sırpsındığı, 1389’da Kosova ve 1395’de Niğbolu’da imha etmiştir. Böylece bu gazi devlet Rumeli’de kuvvetle yerleşmiş ve ondan sonra Anadolu’da yayılma ve ilhaklarla genişlemiş, Niğbolu’ya kadar uzanmıştır. Fr. Grnard’ın ifadesiyle “Niğbolu Zaferi, Hristiyan Avrupa’nın Müslüman Türklere mağlubiyetini tescil etmiş ve bundan sonra da artık Türk ilerleyişini durdurmak mümkün olamamıştır. Bu kudret ve fetihler Osmanlılarda eski Türk Cihan hakimiyeti mefkuresini canlandırmış ve gerçekte bir aşiretten “Cihangirane bir devlet” çıkmıştır. Genç ve dinç Osmanlı Devleti’nin kahraman sultanı Yıldırım Bayezid Niğbolu’da esir aldığı Fransız ve Alman Şovalyelerini serbest bırakırken onlara : “Bir daha benim aleyhimde silah kullanmamak için yaptığınız yemini size iade ediyor; sizi silahlarınızı elinize almağa ve bütün Hristiyanları bize karşı toplamağa davet ediyorum. Bu suretle bana yeni zaferler, şan ve şeref kazandracaksınız.” İfadelerini de zarif bir istizahda
Ötüken, İstanbul, 2008, Osman Turan, dipnot :14 Grandeur ry decadence de l’Asie, s. 62, 15Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, trc. Mehmet Ata 1, s.288·Kitabı okuyor
Tarih
Yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşanan ve Avrupa tarafından bir koz olarak kullanılacak Ermeni olaylarını, Avrupa basınında tarafsızca anlatan kişi de Vambery'ydi. Hiç çekinmeden, Osmanlı Devleti'nin haklılığını Avrupa gazetelerinde dile getiriyordu.
Sayfa 9
Tarih
Reklam
Reklam