Tek istediğim herkesin beni rahat bırakmasıydı.Yalnız kalmak istiyordum. Yalnız!Yapayalnız!Tek başıma!
Sayfa 110·Kitabı okuyor
Alıntı
Yatak odasının kapısı önünde duruyordum,birden, " Evlilik yıldönümümüzde bana bir hediye vermeye ne dersin?" diye soruverdim. "Bir hediyemiz eksikti," dedi, "ne istiyorsun,söyle bakalım." "Özgürlüğümü istiyorum.Boşa beni ."
Sayfa 107·Kitabı okuyor
Alıntı
Ben,cüzam hastalığının üzerine gidebilmek için dermatoloji dalını seçmeye,cüzam tedavisinin mümkün, üstelik çok kolay olduğunu öğrendiğim o günlerde karar verdim.Bir akşam, incecik hilalin gökyüzünde yükselişini seyrederken,ellerimle karnımı iki yandan kavradım,içimdeki yavruma; "Madem çaresi var,söz veriyorum bu hastalığın peşini bırakmayacağını," diye fısıldadım ve sanki bebeğimin anında kıpırdanarak, bu kararımı onayladığını hissettim.
Sayfa 100·Kitabı okuyor
Alıntı
Ben mantığıyla hareket edebilen kızlardan değilim. Bu konuda Müjde Ar‘dan bile gurursuzumdur, Türkan Şoray olmayı hep başkalarına bırakırım. Tabii Türkan Şoray olmayı seçen kızlar, filmin sonunda hak ettikleri temiz sevgiyi bulurken, ben zavallı bir Müjde Ar müsvettesi olarak-üstelik göğüslerimde hiçbir vakit onunkiler kadar dolgun olmamıştır- filmin bittiğinde, “Son” yazısı yüzümün üstüne düştükten sonra bile ağlamaya devam ederim. 
Sayfa 87 - Doğan·Kitabı okudu
4. Bir Yahudi terzi’nin prova odasından geçilen ince uzun bir koridorun ucunda, hep uzun öpüşmelerle dayanılmaz sanılan ama ben dayandım yarım saat öpüşmeye, kaçırmıştı zamanını o. 5. Bir asansörde —gözlerimizle, hiç tanımadığım o, beş kez inip çıktık sana geliyordum, hiç böyle güzel sevişen erkek bilmem. 6. Bir yılbaşı gecesi hani Türkân’larda geçirmiştik, arka odalardan birinde, o sizin yabancı uzman vardı hani Mister Hogart mıydı neydi… Eee ne devrildin gene, kıskandın mı yoksa… Haa o İşi Türkân ayarlamıştı sana çok kızardı bilirsin, benim aklımdan bile geçmezdi…
Hayata Dair
Üniversitedeyken,fizyoloji dersimize Prof. Sadi Irmak gelirdi. Felsefi konulara da girerek,fikir pencerelerimizi aralar, dünya görüşümüzü etkilerdi.Onun dersini dinlemeye bayılırdık.Bir gün, elinde tebeşir,kara tahtaya bir doktorda olması gereken ilkeleri sıralarken,en başa, "Primum Nil Nocere," yazmıştı; yani, "Önce Zarar Verme!" Çok etkilenmiştim.Üzerinde uzun uzun düşünmüştüm.Benim doktorluk ilkem, yaşamım boyunca bu cümle oldu, diyebilirim.İnsanlara,öncelikle zarar vermemeyi ilke edinen bir doktor,cüzam hastalarına yapılan muameleye göz yumabilir miydi?
Sayfa 99·Kitabı okuyor
Alıntı