Selam kitap dostlarım! Bugün sizi Artvin’in puslu, rutubet kokan ve vicdan azabıyla buz kesmiş bir köyüne, Sarıgöl’e davet ediyorum.
Yazarın ilk kitabı olan "Soğuk Sarı", "Çürüyüp gidecek olan fikirleri kalemin mürekkebiyle yaşatmak istiyorum," diyerek bizi derin bir psikolojik dehlize çekiyor.
Yazarın ilk kitabıymiş umarım son olmazzzz
"Altın parlar, sıcaktır; ama sarı soğuktur... Çok soğuk."
"Sarı... Soğuk sarı burada yatıyor, bu toprağın altında."
Genç bir hekimin TUS kitapları ve babasının borçları arasında sıkışmış hayatı, bu mahrumiyet bölgesinde hiç beklemediği bir yöne evriliyor. Köyün "delisi" olarak bilinen Sarı Asaf’ın toprağın altından fısıldadığı sırlar, doktorun kibriyle birleşince ortaya buz gibi bir vicdan azabı çıkıyor.
Doktor, tıp kitaplarının iyileştiremediği o yıkık duvarların arasında kendi iç sesiyle savaşırken; biz de şu sorunun peşine düşüyoruz: İnsan yetersiz olduğu gerçeğiyle yüzleşmektense, deliliğin güvenli sığınağına mı kaçar?
Gri bir atmosfer, yoğun bir yalnızlık ve finalinde sizi tam anlamıyla "ters köşe" yapacak bir gerçek... Okurken her sayfada soğuğu iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
Kitabın psikolojik tarafı kadar gizemli hâli sayesinde sonuna kadar merak duygusu hiç bitmiyor. İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan.
Sizce bir insan, vicdan azabından kurtulmak için ne kadar ileri gidebilir? Cevabı bu kitapta.