Watership Tepesi – Richard Adams Kitap Yorumu
8/10
·436 syf.··
2026 1. kitabı
Bu kitapla tanışmam tamamen tesadüflere dayalı bir şey oldu. Bir gün ilk kitabını kırkından sonra çıkaran yazarlar hakkında bir araştırma yapıyordum (şu an neden öyle bir araştırma yaptığımı dahi hatırlamıyorum..) ve karşıma çıkan kitaplardan biri de Richard Adams’ın Watership Tepesi oldu. Kitap hakkında okuduğum birkaç küçük tanıtım yazısından sonra meraklanıp, (ki bence bu merak ve heyecan, bir kitaba başlamak için en önemli tetikleyici ve motive edici bir unsur) hevesle satın alıp ve dün itibari ile de bitirdim. Watership Tepesi’nin bende bıraktığı izlenime gelecek olursak, bilgilerim taze iken sıcağı sıcağına anlatmak istedim. Kendi sözlüğünü yaratan kitap Kitabı okumak ilk etapta nedense çok zor geldi. Sürekli notlar alıyor ve hikayeyi bir bütün olarak zihnimde toparlamaya çalışıyordum. Sebebi ise her tavşanın ayrı bir isminin olması, geçen mekanlar ve daha da önemlisi tanrının, kötülüğün, yırtıcıların, doğa ananın her şeyin tavşan diliyle (bkz. Lapin dili) bir karşılığı olmasıydı. Mesela sıradan bir kitapta “tanrı korusun” deniyor ama Watership Tepesi’nde tavşan diliyle bu “Frith korusun” olarak karşılık buluyordu. İşin komik yanı ve ne yazık ki üç yüz sayfa sonra fark edip kendime gülmeme sebep olan durum ise; tüm bu karşılıkların kitap arkasında zaten var olduğuydu. Notları boşuna almış olmadım ama en başta görseydim, en azından okurken neydi bu diye son sayfaya hızlıca göz atardım. Sadece bir tavşan hikayesi mi? Kitap gerçekten muazzam bir emekle hazırlanmış. Yazar sadece yüzeysel bir hikaye değil, aynı zamanda insan doğasına yakın duyguların başka bir dünyada nasıl yankı bulabileceğini titizlikle anlatmış. Bunun yanı sıra tavşanların doğasıyla ilgili de oldukça derin araştırmalar yapmış. (Kitabın önsözünde de special thanks olarak kaynaklarına
Edebiyat
Watership TepesiRichard Adams · Arkabahçe Yayıncılık · 2009232 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 55. kitabı
Toprak Ana, II. Dünya Savaşı yıllarında bir Kırgız köyünde erkeklerin cepheye gitmesiyle geride kalan kadınların, çocukların ve yaşlıların verdiği amansız hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Cengiz Aytmatov, üç oğlunu, kocasını ve gelinini bu savaşta kaybeden güçlü, sabırlı ve fedakar bir Anadolu/Asya kadını olan Tolgonay’ın trajedisini dert ortağı olan toprağa anlatması şeklinde kurguluyor. Eser, savaşın yıkıcılığını, emeğin kutsallığını, insanın doğayla olan kopmaz bağını ve her şeye rağmen yeşeren umudu Toprak Ana ile Tolgonay'ın içten söyleşisi üzerinden sarsıcı bir dille aktarıyor.
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·240 syf.··
2026 29. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 02:20
Miguel de Unamuno'nun Sis isimli kitabını elime aldığımda, daha önsöz ve sonsöz kısmında durup kaldım. Ön sözü yazar değil, Victor Goti yazıyordu ve Victor, Augusto'yu anlatırken bir yandan da Unamuno'nun yazarlığını ve edebiyat anlayışını anlatıyordu. Daha kitap başlamadan kendi kendime "Bu nasıl bir kitap?" diye sordum. Augusto, etrafındaki insanları, kullandığı eşyaları ve gündelik hayatı alaycı bir sorgulamayla izleyen biridir. Yaşamda bir yolculuk yapanlardan çok, onun içinde dolaşanlardandır. Bir yere varmaya çalışmaktan çok, neden var olduğunu anlamaya çalışır. İnsanların neden çalıştığını, neden mücadele ettiğini, neden belirli kurallara uyduğunu sorgular. Hayatın içinde görünse de çoğu zaman onun dışında durup seyretmeyi tercih eder. Annesinin ölümüyle birlikte bu yalnızlık ve sorgulama hâli daha da belirginleşir. Annesi onun en çok güvendiği limanıdır. O liman kaybolunca Augusto, kendisini büyük, yalnız düşüncelerinin içinde bulur. Sevmeyi ve sevilmeyi arzular ama bunu nasıl yaşayacağını da tam olarak bilemez. Bir gün yanından geçen genç bir kızın peşine takılır ve farkında olmadan onun etkisine girer. Kızın adının Doña Eugenia Domingo del Arco olduğunu öğrenir. Ben Agusto isimde bir duraksayınca araştırdım biraz nedenini. Kadın isimlerinde beklenen "Dominga" yerine "Domingo" kullanılması imiş nedeni. Domingo erkek isimlerinde, Dominga ise dişi isimlerde kullanılırmış aslıda. Bu noktada da bu karakterin alışılmış kalıpların dışında biri olacağını düşündürdü yazar bana. Bu yüzden ben bunu sıradan bir ayrıntı olarak okuyamadım. Bunun bilinçli bir tercih olup olmadığını bilmiyorum ama daha en baştan Eugenia'nın farklı biri olacağı hissinin kurgusunu yazarın burada hissetmeye başlattığını hissettim. Eugenia, piyano çalmaktan hoşlanmayan bir piyano
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
Albert Camus - Yabancı
Puan vermedi·110 syf.··
2026 1. kitabı
SENTEZ ENTELEKTÜEL OTURUM | HAZİRAN AYI İLK KİTABI (01-07)./06.2026 ​KİTAP KİMLİĞİ ​Kitap Adı: Yabancı ​Yazar: Albert Camus ​Tür: Kurgu (Roman) ​Sayfa Sayısı: 112 ​Odak Noktası: Absürdizm Varoluşçuluk, Bireysel Yabancılaşma ve Toplumsal İkiyüzlülük ​ ​Soru: Yazarın bu eserde inşa ettiği düşünce dünyası, bugünün modern insanı için bir "çözüm" mü sunuyor, yoksa sadece "sorunu" mu derinleştiriyor? ​ Cevap: Camus aslında sorunu derinleştirerek radikal bir çözümün kapısını aralıyor. Modern insan, toplumsal beklentilerin, dijital onaylanma arzularının ve yapay mutluluk illüzyonlarının arasında sıkışmış durumda. Meursault’nun hikayesi, bu yapaylığı ve hayatın anlam arayışını tamamen sıfırlayarak yüzümüze sert bir gerçeği çarpıyor: Hayatın önceden belirlenmiş hiçbir ilahi veya toplumsal anlamı yoktur. ​Bu ilk bakışta nihilizm (hiççilik) gibi görünüp sorunu derinleştirse de, aslında Camus’nün Absürd (Saçma) felsefesinin özüdür. Çözüm, bu anlamsızlığı kabul edip hayata karşı isyan etmektir. Kitabın sonunda Meursault’nun idam edilmeden hemen önce dünyanın o "tatlı kayıtsızlığına" kendini açması ve mutlu olduğunu fark etmesi modern insana şunu söyler: Gerçek özgürlük, sistemin dayattığı maskeleri fırlatıp atarak yaşamın saçmalığını kucaklamak ve her şeye rağmen dürüstçe yaşayabilmektir. Camus bize hazır bir reçete sunmaz, bizi özgürleştirecek olan o sarsıcı teşhisi koyar. PARADOKS SEANSI: FİKİR ÇARPIŞMASI ​ Vaka: Meursault’nun işlediği cinayet tamamen kaçınılmaz bir doğa olayının (güneşin ve sıcağın) getirdiği anlık bir cinnet halidir; dolayısıyla Meursault bir katil değil, trajik bir kurbandır. ​1. Savunma Hattı: Çoğunluğun aksine, bu iddiayı destekleyen en güçlü kanıt kitaptaki hangi olay veya cümledir? ​Kitaptan Kanıt: Romanın mahkeme sahnesinde Meursault'nun
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
10/10
·407 syf.··
Beğendi
·
2026 194. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 19:51
Tanrı'ya sayısız minnetler, hamtlar, senalar ve apaçık şükürler! Tanrım, canımız senin hamt bahçende ululuk sıfatlarını övmede hayran bir hale geldi. Senin medh ve sena şekerini yiyen, onunla beslenip yetişen gönül dudusu, aşkınla mest oldu, güzel seslerle şakıyan bir bülbül kesildi. Âcizlik durağında şaşırıp kaldı, parmağını dişleyip durmada! Tanrı'dan sonsuz rahmetler, seçilmiş Peygamber'in ruhuna olsun! Kitap, Tanrı ayı olan Receb'in yirminci salı günü, öğle vakti bitti. Huzur içinde, zevk ve sefalarla, Tanrı'nın lütfuyla iyi bir halde, sağlık esenlikle tamamlandı. Tamamlandığı zaman, ululuk ıssı Tanrı Resulü'nün hicretinden beş yüz seksen üç yıl geçmişti. İşte bu tarihte bütün erlerin içinden Attâr söz söyledi; sen de ersen, onu hayırla an! "Tanrı nimetlerini saysanız, saymaya kalkışsanız" dedi de, sonra "sayamazsınız ki" sözüyle bize yanıp yakılma ve dert verdi. Daima rahmete mazhar olan Peygamber, bizim derdimize merhem, canımıza devadır. Ey Peygamber, can senin işlerine tamamıyla alınmış, kalmış, vuslatına susamıştır.
Şiir
Mantık Al-TayrFerîdüddin Attâr · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20196,4bin okunma
9/10
·195 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
Ayfer Tunç'un çok severerek okuduğum kitaplarına dahil olan Ömür Diyorlar Buna gerçek hayatlardan, sohbet tarzında yazılmış sade ve akıcı ve insanın yüreğine dokunan gazete ve dergilerden derlenen öykülerin samimi bir anlatımı. Bitmez tükenmez bu dert, ömür diyorlar buna Bu gece mehtab gibi aşkım da bitse suda Gönlüm uyusun sesinde, gel dokunma şuna Bu gece mehtab gibi aşkımda bitse suda. Kitap bölümlerden oluşuyor. Yedi Kadın, bölüm, Şehirden sesler, İki Çocuk, Kitaplardan Doğanlar, Üç portre denemesi. Hüzün yalnızlık ile şekillenen her birimizin ömür denilen sürece bir sanat eseri şeklinde bakmamiz gerektiğini gösteriyor Ayfer Tunç Kitabı çok beğendim.
Ömür Diyorlar BunaAyfer Tunç · Can Yayınları · 20141,474 okunma