Özgürlüğün ve Sorumluluğun Arasında
7/10
·182 syf.··
2026 537. kitabı
Kadının Adı Yok, Türkiye’de kadın hareketi ve feminist edebiyat açısından en çok tartışılan eserlerden biridir. Duygu Asena, bu romanda toplumun kadınlara biçtiği rolleri, evlilik kurumundaki eşitsizlikleri, kadınların eğitimli olsalar bile maruz kaldıkları baskıları ve kendi kimliklerini arama süreçlerini anlatır. Kitabın yayımlandığı dönemde yarattığı etki, yalnızca edebi yönünden değil, kadınların gündelik hayatta yaşadıkları sorunları görünür kılması açısından da önemlidir. Bu nedenle eser, Türkiye’de feminizmin geniş kitleler tarafından tartışılmasına katkı sağlamış ve önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. Romanın merkezindeki kadın karakter, çocukluğundan yetişkinliğine kadar birçok toplumsal baskıyla karşılaşır. Kadın olmanın getirdiği beklentiler, evlilik, annelik, ekonomik bağımsızlık ve bireysel özgürlük gibi konular üzerinden kendi varlığını sorgular. Kitap, özellikle “kadının önce insan olarak görülmesi” gerektiği fikrini güçlü biçimde savunur. Feminizm açısından bakıldığında eserin verdiği temel mesajlardan biri, kadınların erkeklerle hukuksal ve toplumsal haklar bakımından eşit olması gerektiğidir. Ben de bu yönünü değerli buluyorum. Kadınların eğitim hakkı, çalışma hakkı, seçme ve seçilme hakkı gibi temel özgürlüklere sahip olması; aynı işi yapan kadın ve erkeğin aynı ücreti alabilmesi gibi kazanımlar son derece önemlidir. Feminizmin kadınların sahip olamadıkları hakları elde etmeleri için ortaya çıkmış bir hareket olması nedeniyle bu yönünü destekliyorum. Feminizmi erkek düşmanlığı olarak görmek de doğru değildir; özünde amaç kadınların insan olarak hak ettikleri değeri ve fırsat eşitliğini elde etmeleridir. Bununla birlikte, feminist düşüncenin her görüşünü aynı ölçüde benimsediğimi söyleyemem. Hukuksal anlamda kadın ve erkeğin eşit
Kadının Adı YokDuygu Asena · Doğan Kitap · 20268,1bin okunma
8/10
·256 syf.··
2026 180. kitabı
Nisa #okudumbitti Bazı kitaplar yalnızca bir hayatı anlatmaz; pek çok kadının sustuğu, içine attığı ve tek başına aşmaya çalıştığı şeylere de ses olur. Nisa benim için tam olarak böyle bir romandı. Sivas’ın Pusat köyünde başlayan ve İstanbul’un birbirinden bambaşka semtlerine uzanan bu hikâyede, Hayrünnisa’nın yıllar içindeki değişimine tanıklık ediyoruz. Daha on üç yaşındayken adındaki yükü sıyırıp kendine “Nisa” diyen bu güçlü karakter; ailesinin, toplumun ve evliliğin ona çizdiği sınırların içinde kaybolmamaya çalışıyor. Hayat onu defalarca yoruyor, yaralıyor, hatta zaman zaman karanlığın tam ortasında bırakıyor. Ama Nisa’nın içinde, ne olursa olsun yeniden doğrulmasını sağlayan çok güçlü bir yaşama inadı var. Okurken en çok etkilendiğim şey, Nisa’nın başına gelenler karşısında yalnızca acıya tutunmaması oldu. Her düştüğünde kendine “Peki şimdi ne yapabilirim?” diye sorarak yoluna devam etmesi, romanın ruhunu oluşturan en kıymetli ayrıntılardan biriydi. Çünkü bazen hayatı değiştiren şey büyük cevaplar değil, insanın kendisine sormaya cesaret ettiği doğru bir soru oluyor. Kendi söküğünü dikerek başlayan yolculuğunun “Hırka Ören Kadınlar” atölyesine dönüşmesi ise beni ayrıca duygulandırdı. Bir ipliğin başka bir iplikle birleşmesi gibi, yalnız bırakılmış kadınların da birbirlerine güç vererek yeniden hayata karışmaları çok güzel anlatılmıştı. Nisa yalnızca kendini ayağa kaldırmıyor; elini başka kadınlara da uzatıyor. Romanda anneliğin gücü, baba sevgisinin bir kız çocuğunun ruhunda bıraktığı iz, kardeşlik, dostluk, ekonomik özgürlük ve kadın olmanın görünmeyen yükleri çok samimi bir şekilde işlenmiş. Bazı sayfalarda içim ağırlaştı, bazı sayfalarda ise Nisa’nın direncine hayran kaldım. Acının içinden umudu çıkaran, yaralarını saklamak yerine onlardan yeni bir hayat
NisaFiliz Aygündüz · Doğan Kitap · 20269 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bayıldım!
9/10
·376 syf.··
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2026 00:00
Merhaba, Karanlık Tutkular serisine dördüncü ve son kitapla veda ettik artık. İlk üç kitap için yorum yazmadım. Son kitapla birlikte hepsini bir bütün olarak yorumlamak istedim. -- Eğer dark-romance seviyorsanız hemen koşun alın ve okumaya başlayın! Birinci kitapta yan karakter olarak gördüğümüz karakterleri devam eden diğer kitaplarda sırasıyla ana karakter olarak görürken ana karakterleri de ilgili kitaplarda yan karakter olarak görüyoruz. Bir yan karakter dışında sizi meraklandıran tüm karakterleri yakından tanıma fırsatınız oluyor. Asla soru işareti kalmıyor aklınızda. Bahsettiğim yan karakter için de ayrı bir kitap yazıldığını duydum, umarım doğrudur ve en kısa zamanda dilimize çevrilir. -- Özellikle son kitabın yeri benim için çok ayrı. Eğer duygusuz bir adamın aşkla nasıl kendini keşfettiğini merak ediyorsanız son kitabı keyifle okuyacağınıza eminim. :)
Duygu ve Düşünce
Sevgiyi BuluncaGabrielle Sands · Artemis Yayınları · 2025221 okunma
Keşke wattpad uygulamasında kalsaydın ve ağaçlarda yerinde!
1/10
·496 syf.··
2026 547. kitabı
İlk kitabı meraktan okudum. İkinci kitaba da bir şans verdim. Üçüncü kitapta ise serinin gerçekten nereye gideceğini görmek istedim. Ne yazık ki cevap basitmiş: Hiçbir yere. Psikopat 3, önceki kitapların bütün eksiklerini taşıdığı gibi bunların üzerine yenilerini de ekliyor. Sürekli tekrar eden çatışmalar, yapay diyaloglar, mantıktan uzak davranışlar ve bitmek bilmeyen dramatik sahneler yüzünden hikâye ilerlemek yerine aynı yerde dönüp duruyor. Kitap boyunca karakterler sürekli öfkeleniyor, kriz çıkarıyor, kıskanıyor, bağırıyor, tehdit ediyor ya da kırılıyor. Fakat bunların hiçbiri gerçek bir karakter gelişimine dönüşmüyor. Sayfalar ilerliyor ama karakterler ilerlemiyor. Olaylar yaşanıyor ama okurda bir karşılık bulmuyor. Serinin en büyük sorunu hâlâ aynı: Sağlıksız davranışları romantik göstermesi. Takıntı sevgi gibi, kontrol etme koruma gibi, kıskançlık ise aşkın göstergesi gibi sunuluyor. Oysa bunlar gerçek hayatta ilişkilere zarar veren davranışlar. Bir karakterin kusurlu olması başka şeydir, bu kusurların çekici ve özendirici şekilde anlatılması başka şey. Dili son derece basit. Bu tek başına bir sorun değil. Ancak basit dilin yanında güçlü bir kurgu, derin karakterler veya etkileyici bir hikâye de göremeyince geriye yalnızca hızla tüketilen yüzlerce sayfa kalıyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan herhangi bir karakter, düşünce ya da duygu olmadı. Sadece şu soru kaldı: Bu kadar boşluk üç kitap boyunca nasıl sürdürülebilmiş? Sert olacak ama dürüst olmak gerekirse, bu seri bana edebiyatın değil popülerliğin neler yaptırabileceğini gösterdi. Keşke Wattpad uygulamasında kalsaydın da basılıp ağaçları telef etmeseydin.
Psikopat 3Mihri Mavi · Martı Yayınları · 20192,207 okunma
Puan vermedi
#OkudumBitirdim Güzel Çirkin/Alice Feeney Ters köşeleriyle dikkat çeken, daha öncede üç kitabını okuduğum AliceFeeney, her kitabında Akıcı anlatımı, abartısız betimlemeleri ile yer eden yazar. Sanki bu kitabında sonunu aceleye getirmiş gibi çok iyi bağlayamamış oldu bittiye getirmiş son sayfalara kadar merakla okuduğum kitap bittiğinde bumuymuş duygusu yaşattı açıkçası bende Yazar Grady Green, eşi Abby’nin arabasını uçurumun kenarında bulduğunda aracın sürücü kapısı açıktı ama ondan hiçbir iz yoktu. Yazar Grady, eşi Abby’e ne olduğunu bilmemesi ve yasını tutması sebebiyle artık kitap yazamaz duruma gelmesini, tekrardan kitap yazabilmek için temsilcisi Kitty tarafından İskoçya’da ulaşımın kısıtlı olduğu, sadece 25 kişinin yaşadığı adaya gitmesini sağlıyor. Adada gizemli olayların yaşanması kafamada bir çok soru işareti oluşturan sorular oluşmaya başladı. Adada yaşayan herkes masum mu? Ulaşım neden yok? Telefon neden çekmiyor? Yazarın eşi Abby yaşıyor mu? Yoksa öldü mü? gibi sorulara cevap ararken bulduğum bir okuma oldu.
Güzel ÇirkinAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20251,974 okunma
~Bu bir denemedir~
6/10
·656 syf.··
2026 34. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 09:05
Tam 14 gün sürdü. 14. Günün sabahı son otuz sayfayı da okudum, kitabı kenara koydum. Oh be! dedim, nihayet bitti. Steinbeck dedim, sana laflar hazırladım. Sevdiğim bir okuma grubu bu ay bu kitabı okuyor. Çok övüldü, bari ben de okuyayım dedim. Havalı da bir adı var hani, şöyle Saramago romanları ile yarışır cinsten. Aldım elime kitabı, 20 sayfa falan okudum, bi durdum, az buz değil 650 sayfa, yahu dedim sen bu yolu yürüyebilecek misin? Zaten sosyal medyada gezmekten sabır mabır kalmamış, dikkat yeteneği desen hak getire. Bak sıkılırsan bırakması da zor gelir, vicdan falan, yol yakınken geri dön. Kenara bıraktım kitabı. Ertesi gün, beni hangi güç iteledi hiç bilmiyorum, başladım yeniden okumaya, başlayış o başlayış. Böyle anlatınca elimden bırakmadan bir solukta okudum sanacaksınız muhtemelen, hoş 14 gün detayını çoktan verdim yukarıda da neyse, ama öyle olmadı. Yani başka türlü bir şey oldu, anlatayım. Bu kitabı okurken edebiyata dair bazı sorgulamalara giriştim. Son zamanlarda bir soru çalınıyor kulağıma; “eski kurgu eserleri hala okumak zorunda mıyız?” Bağışlayın, biraz tuhaf bir aktarım oldu ama kast edilen şu; okullarda bize ısrarla tavsiye edilen, çoğu 19. Yüzyıla ait klasiklerin hala aynı öneme sahip olup olmadıklarına dair bir sorgulama. Bu senenin başında Balzac’ın Albay Machbet’ini okurken bir anda şu soruyu sorarken bulmuştum kendimi; “Edebiyatta bugünün insanlığına açılan onlarca pencere varken ben iki yüz sene önce Paris’de bir hukuk bürosunda neler olduğunu bilmeli miyim? Bir kaç ay öncesine daha sarıyorum filmi ve Casterbridge Başkanı’nı okuduğum güne gidiyorum. Hatırladığım tek şey her sabah bir dizinin başına oturur gibi heyecanla kitabın başına oturup karısını ve çocuğunu bir panayırda satmış olan Michael Henchard’ın maceralarını okuduğumdu ve
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma