Sevgili Nazım Hikmet,
Reçete gibi mektubunu bugün aldım. Üç gün evvel de sana bir mektup yollamıştım. Azkalsın telgraf çekecektim.
Aşk şiirli bir mektup yazdığını söylüyorsun, tabii gelmedi. Sen Nazım Hikmet, sen Türklerin ve dünyanın en büyük şairi, sen yirminci asırda 35 sene ağır hapse mahkûm edilmiş şair, sen 11 senedir zindanlarda inleyen budala kahraman! Aziz yurdumuzda şiirin, sahici şiirin başlı başına en büyük suç olduğunu, sahici şiiri düşünmenin, yazmanın, okumanın, sevmenin, yanında bulundurmanın, adını anmanın günah sayıldığını hala öğrenemedin mi?
Bu memlekette ilkmektep çocuklarını eroine alıştırmanın, ilkmektep kızlarını randevu evinde çalıştırmanın cezası 1 senedir, şiirin cezası 35 sene… Bir de oturmuş aşk şiiri yazmışsın. Aşk, sevgi manasına gelir. Bu memlekette sevginin her çeşidi mutlak surette yasaktır. Abdulhamid devrinin (Yıldız), (burun), (hürriyet) sözü gibi... Millet birbirini sevmeyecek, sevmeyecek ki, birbirine acımasın, birbirine duşsun, biribirini öldürsun, biribirinin ırzına tasallut etsin. Bu suretle, asayiş için açılan dükkânlar kar getirsin. Vuran da yıkılsın, vurulan da... Tarlalar, öküzler, çullar, kilimler, el değiştirsin. Mücerrep usuldür. Temettüü üçyüz senedir denenmiş. Tadına doyulmamış.
Onbir senedir hapisteyiz. Kimsenin işine karışmayız. Beğenir yaparlar, kendi kendilerini metheder göklere çıkarırlar. Seslenmeyiz. Bir kaç ay sonra bunda hata görürler, vazgeçerler. Bir bocalama olur. Kabahat bizimmiş gibi yakamıza sarılırlar. Bakarlar ki zulmün faydası yok, bir yeni hava uydururlar. Bu hava, bir evvel ki havanın taban tabana zıddıdır. Keşfedip besleyenler ihya edilir. Yeni türküyü çağıranların gırtlakları paralanır. (Tamam, derler, bu makam iyi, bu makam ebedi) Gene sökmez. Gene bizim yakamıza sarılırlar. Gene bizi