Üff öyle evet
“… ve hiçbir canlının insan kadar mutsuz olmadığını açıklamıştı.”
Sayfa 46 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap
İstersen ucu yanık mektup yaz, ister telgraf çek, ister okul hoparlöründen anons et. Yeter ki sen ol. Sen de böylesin, konuşamıyorsun, yazıyorsun, ne yapalım?” “Evet,” diyordum. “Böyleyim ben. Korkağın önde gideniyim.” “Yoo..” diyordu gülerek. “Her âşık yekten gidip ‘Ben sana âşığım,’ diyemez, ama hepsi korkar. Bazıları öyle söyler, bazıları böyle. Ne çıkar; senin söyleme şeklin de bu olsun. Bas, bas gitsin.” Bir elimde bira, öbür elime alıyordum telefonu, “Olmaz arkadaş, olmaz,” diyordum. “Sen ne biçim erkeksin der. Hiç mi cesaretin yoktu falan... Olmaz.” “Aşk erkeklik işi değildir, insanlık işidir,” diyordu. “Cesaretin ne işi var orada? Bilakis, âşık dediğin, şu dünyadaki en korkak adamdır. Karnın ağrımıyor mu meselâ?” “Üff. Sorma.” Soruyordu: “Niye?” Ben de ona soruyordum: “Niye?” “Korkuyorsun da ondan. Bak, daha kazanmadın bile, ama kaybetmekten ödün patlıyor. Ölecekmişsin gibi geliyor sana.
Reklam
A-ta-türk öl-me-di, kal-bi-miz-de ya-şı-yor
VE KEMALİZM 91 C Aradan elli küsur sene geçmiş. Köprülerin altından çok sular akmış. Ama bir şeyler, hâlâ değişmeden, kaskatı donakalmış. Mesela eğitim, mesela okullar, mesela okulların açılış törenleri. Onlardan birindeyiz şimdi. Bir şirin Ege ilçesinde; şehrin güzelim mor-yeşil dağına doğru yükselen kesiminde kurulmuş bir ilkokuldayız. Ortalık ana-baba günü. Kalabalık, geniş beton avluyu aşmış; kirpi taşla örtülü eğri sokağa kadar taşmış. Beyaz yakalı, kara önlüklü yüzlerce çocuğun şen şakrak oyunlarına simitçi, susam helvacı, şam tatlıcı avazları karışmada. Az ötede, iki katlı, treni andırırcasına uzun okul binasının girişine yakın, ceketi düğmeli, kravatlı, sinek kaydı tıraşlı, saçları yandan ayrılmış, lavanta yahut limon kokulu birkaç öğretmen, sohbete dalmışlar. Onların biraz yakınında, onca ana-baba var. Çocukları ellerine yapışmış. Okula yeni başlayacak olan çocuklar bunlar. İçlerinde "Gitmicem işte" cileleri mi ararsınız; sevineni, güleni mi. Her ne ararsanız, var. Hepsi de çocuk; hepsi çok çocuk. Vakit ilerliyor. Derken, birden garip bir ses ortalığı kaplıyor: "Fuuuu, fuuu." Anlaşılan, Atatürk başı konmuş masaya yaslanan müdür, mikrofonun ses kontrolünü yapmada. "Fu"lar duyulduğuna göre, asayiş berkemal. Ve o sayede, bet bir ses çınlamaya başlıyor: "Sayııın veliler, sevgiliii..." Bezgin bezgin "Uff, ne zaman bitecek?" diyen yüzlerin gölgesinde, ulu önder Atatürk'ün dediği gibi bitiyor konuşma. Bitmesiyle beraber, yeni öğretim yılı başlamış oluyor. Geçen sene de tıpkı öyle olmuş. Ondan öncesi de. Ondan öncesinin öncesi de. Sonrası? Sonrasının sonrası? Allah bilir. Bütün bu hengamenin ötesinde, manzaraya kuşbakışı göz gezdirirseniz eğer, onca kalabalığın dışında, ama yine avluda, minik çam fidelerinin ardındaki minare boylu yaşlı ıhlamura yaslanmış bir
Sayfa 6·Kitabı okudu
Atatürk
"Bizim memleketin kasvetli bir bok çukuru olduğunu benden başka düşünen var mı?" diye sordu ve ben kendimi siyah bir ipek parçasına bakarken buldum, öyle inceydi ki neredeyse gümüş gibi parıldıyordu. Şu anda gövdemi kaplayan ejderha pullu zırhın üzerinde bir gün bile dayanamazdı. "Kendi adına konuş," dedi Xaden, bacağını atıp attan inerek. "Aretia benim şimdiye kadar gördüğüm en güzel ikinci şey." Dizginlerini bana uzattı ve bana bakan o muhteşem, altın benekli akik gözleri iç çamaşırlarımı eritecek silahlara dönüştü. "İlki evim." Uff. Evet, düpedüz eriyip suya dönmüştüm.
Sayfa 309·Kitabı okudu
Şoka uğramak mı, hafife almak mı?
Tongue Fu ise, birisi duyarsız davrandığında şoka uğramak yerine hafife almayı şimdi öğrenmenin önemli olduğundan yola çıkar. Uygunsuz şeyler söyleyecek insanlar her zaman olacaktır. İğnelerini, siz izin vermediğiniz sürece size batırmaları söz konusu olmayacaktır. Kendinize sağlam bir zihinsel deri yaratın. “Birisi, ‘Üff... amma da kilo almışsın!’ dediğinde ne diyeceğimi bilemiyorum. İnsanlar ‘Birkaç kilo daha yüklenmişsin galiba, ha?’ diye yorum yaptığında bu beni gerçekten üzüntüye boğuyor. Ne diyebilirim?” Bir kadının sesinde bunu sorduğunu hatırlamak beni hiçbir zaman unutmayacağım. Eğer size bu eziyeti reva gören kişinin dedikleri doğruysa, hafifçe gülümseyerek “Doğru söylüyorsun” dedikten sonra, konuyu değiştirebilirsiniz. Kendi kendinizi alaya alan bir mizaha başvurarak şöyle de yanıtlayabilirsiniz: “Evet, rejime girince böyle oluyor!” ya da “Şişman değilim, sadece ben enime uzanırken şekil alıyorum.” Eğer kişi özellikle kaba davranıyorsa, “Bunu hepimiz yapmıyor muyuz?” diyerek, kendisini de sorumlu tutmayı deneyebilirsiniz. İşin sırrı, diğer kişinin konu dışı sözlerine kapı­lıp ona ikinci bir yorumda bulunarak devam etme fırsatım vermemektir.
Sayfa 37 - Boyner·Kitabı okudu
' Üff! Nasıl yaşamıştı bu kadınla? Sadece tahammül... Evet... '
Sayfa 331 - İletişim Yayınları
Reklam
Reklam