• 224 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "Bir kitap, içimizdeki donmuş denizleri kırıp parçalayacak bir balta olmalıdır. "
    (Franz Kafka)

    “Ey yaşıtlarım! Ey üniversite öğrencileri! İşleri güçleri dizi film ve maç izlemek olan genç insanlar! Ey internet çocukları! Ey televizyon çocukları! Ey ülkemin geleceği! Vay be. Ey Türk gençliği! Emperyalizm ne demek bilir misin? ”

    Hamza CafCaf dergisinde Ömer Faruk Dönmez’in oluşturduğu bir karikatür kahramanıdır… Bu kahramanın hayatı, duyuş ve düşünceleri, 2010 senesinde yine Ömer Faruk Dönmez tarafından kitap haline getirilmiş ve kitapçılarda yerini almış iyiki de yazmış.
    Eseri çok sevip benimsedim.Bu kıymetli ederde;
    Hamza kendi kafasının içinde yaşayan ama dış dünyayla son derece iyi bir temas kurmuş, gözlem yeteneği ile çok yerinde tespitler yapan, bir gençtir . Mizahi yönü oldukça ağır basan Hamza, kitabın başından sonuna kadar güldürürken düşündüren ironik bir dille konuşur okurla.

    Durun kalabalıklar! Diyerek başlar Hamza. Kalabalıklara söyleyecek iki çift sözü vardır onun. Herkesleşme illetine saplanan modernistlere… Kanaat nedir unutan, yetinmek nedir bilmeyen sözde güçlü özde zavallı kapitalistlere… Tek dertleri ferah bir hayat sürmek olan ve bu ferahlık için her türlü tavizi bile isteye veren, el birliğiyle dünyanın çivisini çıkaran, sonra işler yolunda gitmeyince ne oluyor bu millete diye hayret edenlere… Yanı başındaki Müslüman kardeşinden gülümsemesini esirgeyen, fakat iş dinler arası diyaloğa gelince pek iyimser, munis mi munis kesilen Hamza’nın deyimiyle yumoş Müminlere… Dostunu düşmanını karıştıran, Müminler “Kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise merhametli”dir ayet- i kerimesini tersten okuyan, izanı bozuk batı özentilerine… Konferans salonlarını dolduran, mescitleri ıssız bırakan ilim erbablarına…sesleniyor.

    Sağa çatar Hamza… Sola çatar Hamza… Ama en başta aynaya bakar Hamza. Sorgulamaya da değiştirmeye de dönüştürmeye de kendinden başlar. Kitapta sürekli olarak kendi nefis muharebesine şahit eder bizi… Tam bir edebiyat tutkunu olan kendisi, dört senedir hazırlandığı ve sonunda kazandığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Bölümü’ne gitmeyerek, güçlü bir direniş örneği sergiler. Sistemin suratının ortasına atılan bir tokattır Hamza… Kitabın başından sonuna kadar gösterdiği direniş ve teslimiyeti düşünecek olursak, Hamza için bu tanım hiç de abartılı sayılmaz kesinlikle.

    Emperyalizm meşgul ederek işgal eder der Hamza… Öğrencilerin kafasını koli olarak algılayan, onların zihinlerini sürekli meşgul eden, derslerden arta kalan zamanlarda da , onları zihinleri ve kalpleri kirleten medya canavarlarına tutsak eden ve nihayet onların nereden geldiklerini, nereye doğru sürüklenmekte olduklarını sorgulamalarını engelleyen, modern eğitim sistemini şiddetle ve de hiddetle eleştirir.

    Hamza’nın bir de Figan’ü Lügat İt Türk’ü vardır ki bu sözlük adından da anlaşılacağı üzere pek bir şahsına münhasırdır. Bu bölümlere her gelindiğinde acaba yine nasıl bir hikâyeyle karşı karşıyayım diye düşünür okur. Okurun merak duygularıyla başlayan bu bölümler, yazının sonuna gelindiğinde okuru artık şaşkın ve düşünen bir hale dönüştürür… Yazar sözlükte bahsi geçen kelime üzerinden yepyeni bir hikâye oluşturur ve bu hikâye üzerinden günümüz meselelerine göndermeler yapar. Yazarın özellikle bu kısımdaki ustalığı, olaylara olan hâkimiyeti ve kelimeleri kullanmaktaki başarısı oldukça dikkat çekicidir.

    Hamza, bakış açımızı enine boyuna sorgulatan eleştirel bir kitaptır… Çağrışım yoluyla ilerleyen düşünceler baştan sona hakimdir kitaba… Kitap içerisinde nadiren bir olay örgüsüne rastlarız. Hamza’nın Meczup amcayla sohbeti, annesiyle konuşması, üniversite sınavına hazırlanması ve yolda rastladığı okul arkadaşı kitaptaki bu nadir olaylardandır. Bu kısa olaylar birçok açıdan incelenmiştir. Çare İslam'dır sözünü, kitabın geneline yedirten bir kitap olmakla beraber, mesaj verme kaygısı gereği, akıcı ve anlaşılır bir kitap Hamza.

    Kendi kelimelerimize bile yabancılaşmaya başladığımız bu zamanda ‘’bir dur ne oluyor’’ dedirtir okura Hamza. Bir insanın mantığını değiştirmek istiyorsan, önce düşünme biçimini değiştireceksin. Onu da söz söyleme biçimini değiştirerek yaparsın. Yani dilini ve edebiyatını değiştirerek…. Sonradan o düşünceye yerleşir ve sonrasında işleve. Alışkanlığa… Başkalarının kelimelerini kullanmakla bir başkasına benzemekteyiz ve bizi biz yapan değerlerimize yabancılaşmaktayız.

    Kendini bu zamanda özgür sanan birey modernizmin getirdiği prangaları görmez olmuştur. Eski çağlardaki gibi ellerimizde ayaklarımızda zincirler yok lakin zihinlerimizde mevcut o esaret durumu. Şimdi modern insan, köle olduğunun farkında bile değil. Her şeye sahip olup bir türlü mutlu olamıyor çünkü ruhu prangalarla bağlı. Melankoli dediğimiz yüzyılımızın şımarıklığı örneğin, tam da bu noktaya getiriyor modernizm kişiyi.

    İnsan bu dünyada neden bulunduğunu bilmiyor. Daha da mühimi ve vahimi öğrenmek için en ufak bir çaba bile göstermiyor.
    Hayat gayemizi bir takım dünyevi şeylere bağlamaktayız. Onları putlaştırıp hayatın en büyük, en önemli ve vazgeçilmez unsurları olarak görmekteyiz. Modern zamanın putları… Allah’tan başka ilah yoktur diyoruz ama gözümüzü bu düşüncenin sardığı örümcek ağlarından kurtarmaya çabalamıyoruz. Şirk denilen şey, sadece konsolun üstüne bir put koyup ona tapmak olsaydı, Peygamberimiz aleyhisselatüvesselam “Ümmetimin içinde şirk, karıncanın yürüyüşünden daha sessiz ve gizlidir.” buyurur muydu? Yaptığımız tek şey vicdanımızı rahatlatacak birkaç şey yapıp,
    bahanelere sığınmak…

    “Mesela ben namaz kılmıyorum; ama benim kalbim temiz.” Bu bir klişe. Demek ki Peygamber'imizin kalbi seninki kadar temiz değildi; o yüzden sabahlara kadar namaz kıldı, öyle mi?“
    Allah mümkün olmayan bir şeyi emreder mi kuluna? Etmez. Demek ki mümkün emredilenler. Şeriatın hükümlerine imkânsız diyenler, rahatlarını bozmak istemeyenlerdir sadece.

    Hamza bunları düşündüğü gibi zamanının sorunlarını da kendine dert edinmektedir. Zamanımızın sorunlarını dert edinen, bu yolda cihat eden gençlerden olmak duasıyla…

    "Kalıcı değilim zaten, şu dünyada biraz dinlenip gideceğim.”

    Eseri okurken merhum Asaf Halet Çelebinin bu kıymetli şiiri hatrıma düştü;

    https://www.google.com/...m/amp/ibrahim-siiri/
  • Ey yaşıtlarım! Ey üniversite öğrencileri! İşleri güçleri dizi film ve maç seyretmek olan genç insanlar! Ey internet çocukları! Ey televizyon çocukları! Ey ülkemin geleceği! Vay be. Ey Türk gençliği! Emperyalizm ne demek bilir misin?

    Eeeeeveeeet!
  • Genç işsizlik 2015.yilinda %14 iken 2019 da %26 olmuş bu konuda ne diyorsunuz ?
  • 72 syf.
    ·3 günde·9/10
    Merhabalar, keyifli kitap okumalar.

    Toplanın ebeveynler özelikle de babalar, size birkaç sözüm olacak.!

    Bu kitabın incelemesini yapmayacaktım ama anlattığı, vurguladığı çoğu konu günümüz de hala devam ediyor ve çoğu çocukları etkiliyor olmasından dolayı, çocukluk zamanıyla ilgili düşünce ve görüşlerime yer vermek istedim.
    (Bunu yapmamda ki tek neden toplumda sıkça karşımıza çıkan, utanmamız gereken bir toplum gerçeği: ‘Çocuklara şiddet eylemi!’ )


    Aile kavramı çok önemlidir. Vatan için zorlu bir görevde olmasına rağmen bize sevgisini ihmal etmeyen babama, ve beşikten başlayıp şu yaşa kadar ilgisini ve sevgisini bizlere ihmal etmeyen anneme teşekkürü borç bilirim. Hakları asla ödenmez..

    Toplumumuzda ne yazık ki gerek sanal alem gerek reel alemde çocuklara yönelik şiddet haberlerini sıkça duyar ve ne yazık ki görürüz.(Üzülürüz ilk başta, kimimiz gözyaşlarına engel olamaz, kimi derin bir of çeker, bunları yapmakla yetiniriz . Bu saydıklarım ilk başlarda yaptığımız eylemlerdi, sonrası malum sessizlik ve alışmak. )
    X kişisi, 1 yaşındaki çocuğunu hastanelik etti.
    Y kişisi, 8 yaşındaki çocuğunu yaramazlık etti diye eline hortumu alan baba gözyaşlarına boğulan çocuğunu vurmaya başladı. Vs haberler….
    Z kişisi, beş aylık bebeği öldürdürdü , savunması ise kan dondurucu : ‘Sesi rahatsızlık vericiydi.’
    Cinsel saldırıya maruz kalanları da hiç sormayın, o ayrı bir yürek, insanlık acısı...


    Bu tablonun nedenini örnekleme yaparsak, elimizde iki adet fidan var. Biri Olriç , diğeri Zeze .
    Siz, Olriç fidanınıza çok iyi baktınız. Günlük takibi alıp, suyunu , ortam sıcaklığını, nemi, toprak kalitesini ve toprak minareli zenginliği hakkında bir rapor/belge tuttunuz. Ve en önemlisi de bu işlerin hepsini sevgiyle yapmış olmanız.(Günaydın Olriç, bakalım bugün nasılsın, demir eksikliği riskin var mı ? gibi…)
    Sizce meyve verme zamanında/hasılatında, ne olur ? Karşınıza nasıl bir görüntü çıkar?
    Görüntü açık ve net aslında, Olric fidanınız sizlere lezzetli, kaliteli meyveler verir.
    Hatta bundan daha fazlasını yapar, canınız sıkkın sırtınızı Olriç’e yaslanmışsınız.
    Ve diyorsunuz ki : ‘’ Birlikte daha güzel günler göreceğiz Olric. Şimdiden uzak ülkemin kokularını duyar gibiyim.
    Olric: ‘Buzdolabı açık kaldı, ondan olacak efendimiz.’ diyerek yapmış olduğunuz bir ihmali hatırlatacaktır.( Buzdolabı kapısı açık kaldığı zaman buzluk kısmında karlanma oluşur, alın size bozulma nedeni)
    Gördüğününüz gibi zaman harcayıp, emek verdiğiniz fidanınız karşılığını fazlasıyla verdi. Ne güzel bir kare değil mi ?


    -Gelelim Zeze fidanına.-
    Fidanımızı diktik, bakım zamanında Zeze’ye sevgi vermeyi, su vermeyi ihmal ettik.
    Toprak kalitesini, sıcaklığı, nemi göz ardı ettik.
    Meyve verme zamanı geldiğinde, istediğiniz bir ürünü elde edecek misiniz ?
    Zeze sizin yüzünüzü güldürecek mi ?
    Kim bilir belki de Zeze etrafında ki ürünlere zarar verecek, diğer ürünlerin meyve vermesini kötü yönde etkileyecek.( Tabi bu zaman diliminde Portekizli bir adama denk gelmemiş olsaydı.)
    Görüyorsunuz işte meyvenin iyi ya da kötü olmasında ki , en büyük nedenlerden biri olduğumuza…
    Bu işin espriyle yoğrulmuş hali.


    Bir de işin acı karesine bakalım.
    Çocuk psikolojisi çok kırılgan bir yapıya sahiptir. Baskıcı ve itaat odaklı bu tür ebeveyn tutumunda, ana-babanın, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir yol izlemesi işi daha ciddi boyuta taşıyacaktır.( bkz: psikolojisi bozulmuş bir çocuğun kendine ve ailesine olan güveni kaybetmesi gibi.)

    *Ebeveynler, çocukların mutlak itaat etmesini, istek ve emirlerini tartışmasız yerine getirmesini beklerler.
    * Çocuklarının sorunlarını onların gözünden değil de kendi gözünde değerlendirirler.
    *Meydana gelen soruna, çözüm odaklı düşünmez daha çok kendi haline bırakır.
    *Aile içerisinde çocuğuna, bak kızım/oğlum benim sözlerime bağlı olacaksın, ben bir babayım sen ise daha çocuk dediklerimi mutlaka yapacaksın, benim istediğim gibi giyineceksin, yoksa döverim! (bkz: yetersiz sosyal gelişim nedeni)
    * Çocuklarının geleceğine yönelik bir kararı olduğu zaman(eğitim, oyun) çocuklarına hiç danışmadan onların fikirlerini almadan karar vermeyi kendilerinin büyük bir söz hakkı olduğuna dair düşünüp, çocukların kararını göz ardı ederler.
    * Çocuklarının bir işi yapma esnasında, ki buna şiddetli söz, hakaret ve öfke eşliğinde eyleme geçmesini isterler.
    *Çocuklarının yaptıkları bir hatayı, dinlemeden-anlamadan, cezalandırmayı isterler.
    Ayrıca bu yaptıkları hatayı her dk hatırlatıp, küfürler, hakaretler ve tehditler yağdırarak, ders alması gerektiğini düşünürler(bkz Nevroz nedeni)
    Tüm bu maddeler sonucunda çocuklar yapacakları tek şeyin, boyun eğme ve pasif bir kişilikle hareket etmeyi öğrenirler. (Neden çocukları kafeste tutuyoruz ki ?)
    Hele ki otoriter baba/ annenin yaptıkları da bir başka saçmalık.
    Çocuklarına karşı soğuk,baskıcı, şiddetli bir tavırla yaklaşırlar. Çocuklarını değersiz, yük olarak görürler.
    Bir de çocuk karne de kötü not getirmişse….(Bunu artık siz tahmin edin.)
    Bakınız efendim çocuklara bu tutum sergilemekle, iş sonuca varmaz, daha kötüye gider.(bkz: stres, kendini kontrol edememe, anksiyete ….)
    Onları dinleyelim, onları anlayalım, kendi gözümüzle değil, onların gözüyle empati kurarak çözüm odaklı olalım.

    Bir ebeveynin yapacağı en önemli tutum da, çocuğuyla göz teması kurmaktır.
    Ayrıca çocuğuna şiddet gösteriyorsa mutlaka bir psikiyatriye görünmesi lazım.(Neden kendimi kontrol edemeyip, çocuğumu dövüyorum ki ? )
    Gelin, zamanında çocuklarınıza sevgi ve şefkat gösterin, onları bu duyguda mahrum etmeyin. Çünkü aile sevgisi ve terbiyesi çok önemlidir.
    Çocuklarınıza zaman verin, onları sosyal ve psikolojik yönden destekleyin.
    Bu tutumu çocuğunuza çok görürseniz, iller de çocuğunuz bilinç altı yerleşkesi nedeniyle başkasına zorla sahiplenme gibi kötü alışkanlıklar kazanmasına neden olacaksınız.(bkz: hırsızlık, tecavüz)
    Daha geç olmadan çocuklarınıza sarılın !

    İşte Kafka da bu olaylara değiniyor.
    Gelelim kitap konusuna,
    Şahsen Kafka’nın aşk konusunda ki tutumunu hiç samimi görmezdim.
    Bana göre o sırf, ilham kaynağı olduğu için mektuplar yazardı. Kendisini daha iyi hissettiği için kısacası..
    Efendim bu yargım bazı nedenler eşliğinde oluştu. Örneğin, daha önce Felice için ölen Kafka bir süre dolmadan hemen Juliye için ölürdü. Başka bir zaman da önce Milena için ölecek,',aşkı söndükten sonra da Dora için ölecek ! ( Ne çok öldün, aşkı yaşamak için !  )
    Değerli bir arkadaşıma Kafka’nın bu aşk serüveninden dolayı takılırdım. Bazen fena şekilde dalga geçtiğim de doğrudur.
    O ise bir Kafka taraftarıı !! Sonuç itibariyle beni bu kitaba yönlendirdi.
    Al , oku bak Kafka nasıl bir babayla yaşamış demesine sanırım şimdi hak veriyorum.
    Franz Kafka , babası Hemann Kafka' ya mektuplar yazar. Nasıl bir dönemeçten geçtiğini tek tek dile getiriyor.
    Biyografik özellik taşıyan bu eser Kafka’nın, ağırlığı(kısaca şiddeti) altında ezildiği, babasına yanıtlarıdır.
    Aslında bu kitapla Kafka’nın iç dünyasını daha iyi anlamamıza sağlıyor.
    Kafka, eserlerinde suç, özgürlük, yabancılaşma, sorumluluk ve otoriteye bireysel karşı koyma temalarını işlemiştir.
    Babasının hakaretleri, tehditleri karşısında nasıl itaatkar, zayıf, ürkek ve kararsız bir çocuk hatta gençlik yaşadığını dile getiriyor.
    Felice ile iki kez nişanlanıp, ikiz kez nişanı bozmasında ki tek nedeni babası olduğunu belirtir.

    Yani kısaca, çocukluğu, gençliği, aşk hayatı ve kararları hep babasının sert mizacından dolayı bir hüsrana uğradığını vurgulamakta.
    Siz de Kafka’nın nasıl bir hayat yaşadığını, babasını, kardeşini ve aşk serüvenini daha yakından tanımak istiyorsanız kesinlikle okuyun derim.
    İncelemenin sonuna doğru gelirken çocuk sevgisi üzerine güzel bir hadiseye yer vermek istiyorum.

    Enes bin Mâlik anlatıyor:
    "Bir defasında Peygamber Efendimiz (asm) secdede iken Hasan ve Hüseyin geldiler, sırtına çıktılar. İninceye kadar Peygamberimiz (asm) secdeyi uzattı. Oradakiler sordu:
    "Yâ Resulallah, secdeyi uzatmış olmadınız mı?" Peygamber Efendimiz (asm) buyurdular ki:
    "Oğlum sırtıma çıkınca acele etmekten çekindim." (Heysemî, IX/181)

    Sevgilerimle.
  • Ey yaşıtlarım! Ey üniversite öğrencileri! İşleri güçleri dizi film ve maç seyretmek olan genç insanlar! Ey internet çocukları! Ey televizyon çocukları! Ey ülkemin geleceği! Ey Türk Gençliği! Emperyalizm ne demek bilir misiniz?
  • “Ey yaşıtlarım! Ey üniversite öğrencileri! İşleri güçleri dizi film ve maç izlemek olan genç insanlar! Ey internet çocukları! Ey televizyon çocukları! Ey ülkemin geleceği! Vay be. Ey Türk gençliği! Emperyalizm ne demek bilir misin? ”