Alfa kurtluk, sürü yönetimi ve stratejik uluma :))
Açgözlü ve kıskanç oluş, kurtlar arasında daha iyi bir kurt olmak yolundaki sosyal baskı sonucunda böylesine abartıl bir hal almaktadır.Toplumsal hava ve ortak değer yargıları değişecek olursa, bencillikten sencilliğe geçiş de öylesine kolay olacaktır.
Alıntı
45
O sahne ve uluma belki altmış küsur sene evvel olmuştu fakat ben hala o sarı köpeğin imdat isteyen, adeta çarmıha gerilmiş insan gibi etrafından imdat dileyen zavallı gözlerini bugünkü gibi görürüm. Bazen bir insan, bazen bir kurt gibi uluyup ağlıyordu. Lala bu sahneye güldü, yanımızdaki erkek çocuk köpek bağırdıkça ona nişan alıp taş yağdırıyordu. İnsan cinsinde zaman zaman hasıl olan korkunç insiyakın kolektif ve canlı alameti işte budur. Bazen beni insan olmaktan utandıran sahnelerin birincisi bu hadisedir. Ondan sonra öğrendim ki hiçbir hayvan, işkencenin ve vahşetin verdiği zevke dayanarak başka hayvanları parçalamamıştır. Hayvanlar, bekaları için her türlü canavarlığı yapabilirler fakat hiçbir zaman bu, sadece bir eğlence değildir.
Sayfa 45·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Efsaneye göre gece saat on iki olduğunda psikoposun etrafında korkunç bir uluma, çığlık ve türlü ürkütücü sesler yükselmeye başlar. Piskopos uyanıp, ‘Sen şeytan mısın?’ diye sorar. ‘Benim.’ ‘Tanrı’yı yok etmek istediği söylenen şeytan sen misin? İsa Mesih’i kulu yapmak isteyen?’ ‘Evet,’ demiş şeytan gururla. ‘Sende utanma arlanma yok mu?’ diye gülmüş piskopos. ‘Dünyanın hâkimiyetini Tanrı’nın elinden almak için işe başlayıp, boş binalarda geceleri bir köpek gibi havlayıp domuz gibi homurdandığın yere varmışsın. İnsanların uyumasına izin vermiyorsun. Tanrı’ya ne tür bir rakip olacaksın böyle?’ Şeytan utanır ve aptalca şakalarını sonsuza dek bırakır. Efsane de böyle biter. ‘Ben de aynı şeyi size soracağım, kilise soyguncuları nasıl Tanrı karşıtı olabilir? İçinizdeki Tanrı’yı öldürmek istediğiniz için insanları öldürüyorsunuz, duaya hasredilmiş yerleri yağmalıyorsunuz…’ ‘Peki neden beni cezalandırmıyor o zaman? Neden siz beni adalete teslim etmiyorsunuz?’ ‘Basit bir nedenle: Tanrı size benzemez, siz de Tanrı’ya elbette. Tanrı ve siz zıt kutuplardasınız. Mücadele araçlarınız farklı. Duygularınız farklı. Siz ruhunuzda kötülük ve nefret besliyorsunuz, Tanrı ise sevgidir. Tanrı’yı öldürmek istediniz, o ise ruhsal olarak yeniden uyanacağınız zamanı bekliyordu. Ben sizin ne celladınız, ne yargıcınızım ne de sizi suçlayabilirim. Uzun zamandır içinizde unuttuğunuz o küçük, iyi, dürüst Johann’ı bulmanıza yardımcı olmak isterim sadece.’ O halde teslim olmaya gideceğimi söyledim. ‘Sakın buna cüret etmeyin,’ diye böldü rahip sözümü. ‘Siz zaten Tanrı’nın yargısına katlandınız. Tanrı’nın bu yargısı ruhunuzun hâlâ hayatta olduğunu gösterdi. Artık insanlar tarafından mahkûm edilmeye ihtiyacınız yok. İsa’nın günahkârlara ne dediğini hatırlayın: Git, artık bundan sonra günah
Herkes tuzak, tırnak, pençe ve her şeyle kurt soyuna saldırdı. Bu eşi görülmemiş bozgun ve yıkım karşısında inlerinden, cengelin av ve tuzak yerlerinden yaralı, baht­sız boşanan kurtlar, soyun öç andını ulumak için dağlara çıktı. Şimdi sarı ay, ateş gözlerimize giriyor; siyah servi duvarının arkasından, boş ufuklardan, korkunç gürültülü ve derin bir uluma bütün dünya kurtlarının uluması, bize cevap veriyor gibiydi. İkimizin de uzun çenelerimizden derin bir acı çığlık uzanıp aya gitti, ve biz kurt soyunun giydiği haince hü­küm kalkıncaya kadar dağda kalmaya and ettik. Dünyada, bir kurt, bir de kurt soyunun acısı vardı.
Alıntı
Kusursuz kocalar her yerde
Kusursuz bir kocaydı: Ne yerden bir şey alıyor, ne ışığı söndürüyor, ne kapıyı kapatıyordu. Sabahın köründe, giysisinin bir düğmesi eksik olsa, "İnsanın iki karısı olmalı," dediğini işitiyordu, "biri sevişmek için, biri de düğmelerini dikmek için." Her gün, kahvesinden bir yudum ya da dumanı tüten çorbadan bir kaşık içer içmez, artık kimseyi korkutmayan yürek paralayıcı bir uluma koparıyor, sonra da içini boşaltıyordu: "Bir gün bu evden gidersem, herkes bilsin ki, dilimin yanmasından bıktığımdandır." En güzel, en değişik yemeklerin müshil aldığı için yemek yiyemediği günler pişirildiğini söylüyordu; bunun karısının bir hainliği olduğuna öyle inanmıştı ki, karısı da almadıkça müshil almaz oldu.
“Her uluma bir yalnızlığın değil, bir gücün sesiydi.”