Tarih Nedir, Ne İşe Yarar ve Tarihçi Kimdir?
8/10
·160 syf.··
2026 15. kitabı
Tarih Ne İşe Yarar, bir nevi tarih felsefesidir diyebiliriz ve tarihi teleolojik açıdan değerlendiren bir eserdir. Tarihin amacı, metodu, niçin tarih öğreniriz, tarihçi kimdir ve vasıfları nedir gibi sorulara ve de başlığı olduğu üzere "tarih ne işe yarar" sorusuna bir cevap arar. Yazar, tarih hakkında farklı tanımları bize veriyor ve ortak bir tarih tanımı yapmaya çalışıyor. Tarih yazımı hakkında özellikle tarihçiye vurgu yapıyor. Ne kadar tarihçi varsa o kadar tarih vardır, düşüncesini benimsiyor. Bu bakımdan tarihçinin edilgen olmadığı, aksine tarih yazımında en büyük payı olduğunu söylüyor. Tarihin aslından "bugün"ün gözünden incelediği döneme baktığını söylüyor. Tarihçilerin yetiştikleri çevre, dünya görüşleri, bilgi birikimler ve kabiliyetleri gibi çok çeşitli etkenlerden ötürü herhangi bir pozitif bilim gibi tarihe "tamamen nesnel ve objektif" yaklaşamayacağını belirtiyor. Her tarihin biraz da olsa tarihçinin perspektifinden etkilendiğini, okurun eleştirel bir tarihi bilince sahip olması gerektiğini söylüyor. Tarihçi tam anlamıyla nesnel olmasa bile "kaynak" ve "olgu" arasındaki bağı tarafsız biçimde kurması gerektiğini savunuyor. Ayrıca son asırda artan ulus devletin ulusal tarih yazımında tarafgirlik yaptığını düşünüyor ve her ulusun kendi kökenini daha eskiye götürme yarışında olduğunu söylüyor. Tarihi kronolojik ele almak yerine eşzamanlı ele almayı daha doğru buluyor yazar. Örneğin 1453'te İstanbul fethedildi gibi tek bakışlı zaman tablosundan ziyade, o yıl dünyadaki gelişmeleri karşılaştırarak olayların birbirleri arasındaki bağları daha iyi kurmak gerekir diyor. Tarihin yalnızca yıllar ve olaylar olmadığını söylüyor. Olgular, olaylar, sebepler, kişiler, düşünceler arasındaki neden-sonuç zincirini anlamak gerektiğini söylüyor. Tarihin çok katmanlı
Tarih
Tarih Ne İşe Yarar?Ahmet Şimşek · Kapı Yayınları · 202263 okunma
10/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 21:51
ULUS NEDİR? (Konuşma Metni) ERNEST RENAN 2 Ekim 1892’de ölmüş Fransız Doğubilimci-Filozof ERNEST RENAN tarafından ULUS kavramı üzerine yapılmış felsefi bir konferans konuşması metninden oluşan didaktif bir eser. Bir konuşma metni olması dolayısıyla kısa ama yoğun bir yapıya sahip. Eser modern anlamdaki devletlerin temel özelliklerinin habercisi gibidir. Özellikle vatandaşlık kavramını öne çıkarması bu günkü toplumsal yapıların temel felsefi altyapısını haber verir niteliktedir. Peki öne çıkardığı temel yargılar neler? Ernest Renan'ın Ulus Anlayışının Temelleri: ——————————————————————— Birlikte Yaşama İradesi (Plebisit): Renan'a göre ulus, insanların her gün yeniledikleri bir "birlikte yaşama arzusu"dur. Ortak Hatıralar ve Unutuş: Ulus, zengin bir anılar mirasına sahip olmak kadar, bazı şeyleri ortaklaşa unutmaya da dayanır. Irk ve Dilin Önemsizliği: Ulus, ırk, dil veya coğrafya gibi etnik ya da fiziki zorunluluklarla tanımlanamaz. Manevi Varlık: "Bir millet, bir ruhtur, bir manevi varlıktır" Okunabilir kısa bir kitap.
Ulus Nedir?Ernest Renan · Pinhan Yayıncılık · 2021305 okunma
Reklam
Gerçeğin Yeniden Yazıldığı Dünya
Puan vermedi
Kitabı bitirdiğimde huzursuz hissettim. Açıkçası sonunun böyle biteceğini tahmin etmiyordum. Winston’ın bir şekilde kazanacağını düşünmüştüm; ancak öyle olmadı. Evet, Winston sonunda “öldü”; fakat bu fiziksel bir ölüm değil, ruhsal bir yok oluştu. Benliğini kaybetmesi, düşünememesi, itiraz edememesi… Bence kitabın en çarpıcı yanı da buydu. Başta yazarın neden Winston’ı gerçekten öldürmediğini, neden hikâyeyi böylesine karanlık bir sonla bitirdiğini düşündüm. Sonra şunu fark ettim: Biz kitabı Winston’ın gözünden okuyor olsak da, aslında Winston biziz. Orwell, kitabı mutlu bitirme ihtimalini bile isteye yok ederek şunu söylüyor gibi geldi bana: Bazı sistemler karşısında ne kadar istersek isteyelim, ne kadar direnirsek direnelim, sonunda aşamayacağımız duvarlar olabilir. Hatta bazen gerçeği tamamen öğrenmek, insanın kendi benliğini korumasını imkânsız hâle getirir. Kitabı okurken tarihten çok tanıdık izler gördüm. “Evet,” dedim, “bunlar daha önce yaşandı.” Ve ister istemez şu soruyu sordum: Acaba tekrar yaşanabilir mi? Özellikle yeni söylem (Newspeak) meselesi beni derinden etkiledi. Çünkü kelimeler sadece iletişim aracı değildir; düşüncenin kendisidir. Bir fikri ifade edebilecek kelime yoksa, o fikrin kendisi de zamanla yok olur. Günümüzde giderek daralan bir dil kullanıyoruz. Sosyal medya diliyle, az sayıda kelimeyle kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Bu da farkında olmadan düşünce alanımızı daraltıyor olabilir. Burada insanın aklına şu soru geliyor: Acaba bugün de düşünme biçimimiz, kullandığımız dil üzerinden şekillendiriliyor mu? Öte yandan gözetim meselesi de dikkat çekici. Günümüzde sosyal medya hesaplarımızın açıklığı, paylaşımlarımızın sürekli izlenebilir olması, insanların dijital ortamda kendilerini sergilemeleri… Tüm bunlar bana “Büyük Birader” kavramını
İnceleme
1984George Orwell · Leylək Nəşriyyatı · 2018200,1bin okunma
Demokrasi ,İzonomi ve Demokratik Ulus
Puan vermedi·200 syf.··
2026 2. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 02:00
1. Demokrasi Nedir / Ne Değildir? Demokrasi : Halkın (çoğunluğun) gücü/egemenliği anlamına gelir. Nedir? * Vatandaşların doğrudan veya temsilciler aracılığıyla karar alma sürecine katıldığı sistem. * Yasalar önünde eşitlik (isonomia’nın bir türü olarak başlar), oy hakkı, çoğunluk kararı, seçimler, meclis vb. * Antik Atina’da doğrudan demokrasi → modern temsili demokrasi (parlamento, seçim, anayasa). Ne değildir? * Herkesin eşit derecede yönetildiği veya yönetenin olmadığı bir düzen değildir. * Çoğunluğun azınlık üzerinde egemenlik kurmasıdır → azınlık hakları çoğunluk tarafından çiğnenebilir. * Hükmeden-hükmedilen ayrımını ortadan kaldırmaz; sadece bu ayrımı “halk adına” meşrulaştırır. * Kölelik, kadın dışlama, mülkiyet eşitsizliğiyle birlikte var olabilir (Atina örneği). Kısaca: Demokrasi → çoğunluğun egemenliği üzerine kurulu bir iktidar biçimidir. 2. İzonomi Nedir / Ne Değildir? İzonomi : “eşit yasalar”dan öte, hükmetmenin / yönetmenin olmaması anlamına gelir. Nedir? ** Yöneten-yönetilen ayrımının temel olarak reddedildiği düzen. ** Kimsenin kimseyi yönetmediği, arkhe’nin (komuta, egemenlik ilkesi) yokluğu. ** Antik İyonya kentlerinde (MÖ 6-5. yy) kısa süreli olarak gerçekleştiği savunulan gerçek bir toplumsal form. ** Hareket özgürlüğü yüksek, kölelik zayıf veya yok, para ekonomisi ve alfabe hiyerarşiyi zayıflatan koşullar altında var olmuş. ** Yasalar önünde eşitlikten çok daha radikal: yönetim hiyerarşisinin yokluğu. Ne değildir? ** Atina tipi demokrasi değildir (Karatani’ye göre demokrasi izonominin “yozlaşmış hali”dir). ** Çoğunluğun azınlık üzerinde güç kurduğu bir sistem değildir. ** Devletli bir düzen değildir; devlet öncesi veya devletsiz eşitlik halidir. !!! Önemli bulduğum için bunu da ben eklemek istedim
İzonomi ve Felsefenin KökenleriKojin Karatani · Metis Yayıncılık · 201895 okunma
Okunamayacak kadar uzun ama bana lazım:D
Puan vermedi·454 syf.·
2026 10. kitabı
Şibumi ilk bakışta bir casus romanı gibi görünür disiplinli bir suikastçının geçmişi küresel güç ağları takipler operasyonlar ve stratejik hamleler vardır fakat roman ilerledikçe olay örgüsünün yalnızca bir yüzey olduğu asıl meselenin modern dünyanın güç estetiğiyle hesaplaşmak olduğu anlaşılır Trevanian türün tüm araçlarını kullanır ama türün sınırlarına hapsolmaz gerilim inşa ederken aynı zamanda bir medeniyet eleştirisi kurar ve bunu yaparken ironik yer yer alaycı ama daima kontrollü bir anlatı tonunu elden bırakmaz Romanın merkezinde Nicholai Hel bulunur Hel yalnızca olağanüstü bir zihin değil bilinçli olarak inşa edilmiş bir varoluş projesidir Japonya’da yetişmiş go oyununda ustalaşmış diller arasında rahatlıkla dolaşabilen bedensel ve zihinsel disiplinini asketik bir titizlikle sürdüren bu karakter modern dünyanın hız tüketim ve görünürlük saplantısına karşı sessiz bir karşı örnektir Onu güçlü kılan şey yalnızca öldürme kapasitesi değil dünyayı kavrama biçimidir Hel çevresini analiz ederken aynı zamanda Batı’nın politik ve kültürel reflekslerini de teşhir eder ve bu bakış bir istihbarat uzmanının teknik soğukkanlılığından fazlasını içerir estetik bir mesafe taşır ve bu mesafe romanın temel kavramı olan şibuminin somutlaşmış hâli gibidir Şibumi gösterişsiz zarafetin ve çabasız ustalığın ifadesidir Trevanian bu kavramı yalnızca kültürel bir motif olarak kullanmaz romanın etik omurgasına yerleştirir Helin eylemleri yüksek sesle duyurulmaz zaferleri ilan edilmez başarıları propaganda malzemesine dönüşmez o görünmezliği bir güç stratejisi olarak benimser ve bu tercih romanın politik arka planıyla doğrudan ilişkilidir çünkü karşısında devletlerin ötesine geçmiş medyayı krizleri ve korkuyu manipüle eden amorf bir yapı vardır Mother Company olarak adlandırılan bu
1000Kitap
ŞibumiTrevanian · E Yayınları · 20249,5bin okunma
Puan vermedi·162 syf.··
2026 4. kitabı
Mefhum, bir şeyi bilmek, mantığını, (logos) bilmek, hakikati kavramak, kavram yaratmak filozofların işidir. Verilerden bilgi yaratır, verileri birbirine bağlar. Filozof kavram yaratır. Kavramları alışılmış düşünce akışından çeker, yeniden üretir. Her filozofun imzasını taşıyan kavramlar vardır. Kavramlar yaşam tarzıdır. Filozoflar kavram yaratma ihtiyacındadır. Her kavram bir çığlıktır, der Deleuze. Leibniz rasyonalisttir. Düzen, kent, devlet kurallarından yanadır. Bir özneye ait olan şey, öznenin mefhumunda önceden vardır. Özneye ait olduğu doğru söylenen şeyler analitiktir. Özne mefhumu, mefhumu, öznenin başına gelmiş ve gelecek her şeyi içerir. Leibniz, özneye tüm dünyayı sığdırır. Zorunlu ve yeter neden farkları kavramlarını yaratarak açıklar. Yeter neden, şeyin mefhumu, yani geçmişi, geleceği. Özne mefhumu, dünyanın bütününü ifade eder. Her birimiz evrensel öznenin görüşlerinden biriyiz. Dünyayı ifade eden tek bir özne var. Töz ile özne aynı bireydir. Her birey dünyayı yansıtır. Ezeli ve ebedidir. Burayı da perspektif kavramını yaratarak anlatır. (Ulus Baker seminerlerinde çok iyi açıklar bakış açısını.)Bireysel mefhumlar bütün dünyayı yansıtır ama belli bir bakış açısında. Beni ben yapan şey dünyaya bakışımdır. Leibniz'e göre her birey Tanrı'nın aynasıdır. Ne kadar töz varsa kainat o kadar çoğalır. Tanrı'nın yüceliği o kadar artar. Özü, bireyi tanımlayacak olan şeyse bakış açısıdır. Bakış açısı bireyin doğumu ile ölümü arasında sınırlıdır. Her ne kadar önemsiz insan desek de bütün dünyanın bir parçasıdır. Bakış açısı nedir? Dünyanın birey tarafından ne kadarının algılandığıdır. Yani bütün dünyanın parçasıyım, algılayabildiğim kadarıyla bakış açısı geniştir. Bütün dünya tüm öznelerin içindedir. Dışında var olamaz. Burada iç dünyadan bahsediyor. Var oluşların
Leibniz Üzerine Beş DersGilles Deleuze · Kabalcı Yayınevi · 201084 okunma
Reklam
Reklam