Umarım tatlı geçer...
Sıcak, hafiflemişti. Sokağın kulağıma gelen gürültülerinden akşamın tatlılığını seziyordum...
Alıntı
_İnsan, ya insan gibi akıllıca söylemeli yahut hayvanlar gibi susmalıdır! _Sessizce bir köşede oturan sağırlarla dilsizler, gevezeden daha üstündür. _Her ormanı boş sanma, belki de kuytuluklarında bir kaplan uyuyordur. _Hastaya şeker vermek günah olur, çünkü ona acı ilaç fayda verecektir. _İnsanlarla münasebetin ateşle münasebetin gibi olsun. Çok uzaklaşma donarsın; çok yaklaşma yanarsın! _Yarasanın gözü gündüz göremiyorsa, güneşin ne günahı var bunda. _Gül, dikenle beraber bulunur. Eğer tabiatında yalnız kusurları görmek varsa, tavus kuşunda çirkin ayaktan başka bir şey göremezsin. _Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz eleştirin; basit bir adamı dost edinmek isterseniz methedin _Ey başkalarının acısıyla kaygılanmayan, sana insan demek yakışık almaz. _Çocuklarımızı kuzu gibi büyütmeyelim ki ileride koyun gibi güdülmesinler. _Emrindekileri bağışlamasını bilmeyenler, bir gün bu insanların affına muhtaç olurlar. _İnsanın her nefeste iki defa şükretmesi lazım. Biri nefes aldığı için, diğeri verdiği için. Çünkü verip almamak, alıp vermemek var. _Şarap sarhoşu gece yarısı, sakinin sarhoşu ise mahşer sabahı uyanır. _Girerse hasta öküzün biri otlağa, bulaştırır hastalığı bütün köy öküzlerine. _Söyle mürüvvetsiz eşek arısına, bal vermez madem, sokmasın bir de. _Güzel bir kadın bir mücevher, iyi bir kadın bir hazinedir. _Azametli adam kibirlidir çünkü büyüklüğün yumuşaklıkta olduğunu bilmez. _İnci ile dolu bir sedef, içinde tek inci saklayan sedef kadar kıymetli değildir. İşte sen, sedefinde bir tane olarak yetişen incisin. Padişahların padişahısın. Cennetlik ağaç senin gibi meyve verir. _Ümit besleyen bir kimsenin ümidini yerine getirmek, bin tane ayağı prangalı mahpusu itlâf etmekten hayırlıdır. _Ey akil, gönül sırların zindanıdır; söyleyince onu kaçırmış olursun, bir daha
Din
Reklam
Shakespeare, Moliere
_İnsan nasıl canını kurtarmak için kaçarsa bir ayıdan, ben de öyle kaçıyorum karım olduğunu iddia eden o karıdan. Ben artık kendimin değilim. Ben bir eşeğim. Bir kadının kocasıyım. Üstümde hak iddia eden kadına aitim. Siz nasıl atınız üstünde hak iddia ediyorsanız o da benim üstümde öyle. Bir hayvana sahip çıkar gibi istiyor beni. Hani beni bir hayvan gibi istemesinden geçtim, asıl kendisi fevkalade hayvan olduğu için benim üstümde hak iddia etmesine bozuluyorum. Öyle bir terliyor ki, o terin içinde insanın kunduruları batağa saplanır. Tohumu öyle. Nuh tufanı bile temizleyemez. Boyu ile eni aynı efendim. Bir küre gibi yusyuvarlak, üzerinde dünyanın bütün ülkelerini sayabilirsiniz. Saygı duyulacak hacimli bir gövdesi var, onu gören korkudan özür dilemeye kalkabilir. İrlanda, gövdesinin tam tamına kuyruk sokumunda efendim, bataklığa düşünce anladım. Kadın mutfakta çalışan bir hizmetçi, tepeden tırnağa yağ içinde yüzüyor. Onunla ne yapacağımı pek kestiremiyorum. Belki bir kandil yapılabilir ve onun ışığıyla ondan kaçılabilir. Sırtındaki iç yağlı paçavraların bütün bir kış lehistan'ı ısıtacağından eminim. Kıyamete kadar dayanırsa, muhakkak bütün dünyadan bir hafta fazla yanar. _Dünyada mıyım, cennette mi, yoksa cehennemde mi? Uykuda mıyım, uyanık mıyım? Aklımı mı kaçırdım, yoksa sağduyum yerinde mi? Bunlar beni tanıyorlar, ben kendimi tanımıyorum! Ne derlerse onlara uyacağım, sonuna kadar dayanacağım. Bu belirsizlik içinde tüm serüvenleri göze alacağım. _Söylentilere göre bu kent, düzenbazlıklarla doluymuş. Eli çabuk hokkabazlar, gözbağcılar, akılları çelen karanlık büyücüler, bedenleri sakatlayan ruh öldürücü cadılar, kıyafet değiştirmiş dolandırıcılar, yalan söyleyerek kazanç sağlayanlar. Buna benzer günahkârlarla dolu bir kentmiş burası. Eğer bu doğruysa, ne kadar
Edebiyat & Roman
_Sık ve çok gülmek, zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini kazanmak, dürüst eleştirilerin takdirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine katlanabilmek, güzelliği takdir edebilmek, başkalarındaki en iyiyi bulabilmek, sağlıklı bir çocuk, bahçelik bir arazi ya da daha iyi duruma getirilmiş bir sosyal durum yoluyla bu dünyayı olduğundan biraz daha iyi bırakarak terk etmek, bir tek yaşamın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat soluk almış olduğunu bilmek. İşte "başarmış olmak" budur. _İnsanın gözü de en az dili kadar konuşur, hatta göz dili dünyanın her yerinde sözlüğe başvurmaya gerek kalmadan anlaşıldığı için daha avantajlıdır. Gözler başka, dil başka söylerse, tecrübeli birisi gözlere inanır. _Hiç tanımadığımız birisiyle daha açık ve daha rahat konuşuruz her şeyi. Çünkü onlar bizi yadırgamazlar, hesap sormazlar, kırmazlar. Oysa bizi tanıyanlardan saklarız kendimizi, birkaç kelimemizi. Biliriz ki konuştukça söylediğimiz her şey, günü geldikçe aleyhimizde delil olarak kullanılacaktır. _Beni eleştirmek ve yüceltmek isteyenlerin, benden daha yüksek olmaları gerekir. _Yamyamların tanrısı bir yamyam. Savaşçıların tanrısı bir savaşçı. Tüccarların tanrısı da bir tüccar olacaktır. _Güzelliği sevmek bir zevk meselesidir; onu yaratmak ise bir sanat. Davranış, güzel sanatların en incesidir. _Erdemin tek ödülü yine erdemdir. İyi yapılmış bir işin ödülü, onu yapmış olmaktır. _Dış görünüşün, senin ne olduğunu o kadar yüksek sesle haykırıyor ki, ne dediğini duyamıyorum. _İdealler, yıldızlara benzer. Onlara ulaşamazsınız ama size yol gösterirler. Yüksek bir amaca bağlanın. _Gelişen insan, edebiyatta -bütün masallarda ve bütün tarihte- ne kadar derin bir varlığı olduğunu keşfeder. İlk keşişleri ve münzevileri, denizleri ya da çağları aşmadan gördüm. Evrensel akla
Düşünce
_Türkler, hür ve bağımsızdırlar. Gururları çok yüksektir. Gururludurlar fakat asilzadelik taslamazlar. Türklerin karakterinde büyük tezatlara rastlanır. Hem sert ve dik başlı hem de yumuşak ve sabırlıdır. Yırtıcılığı İskitlerden, yumuşaklığı da Yunan'dan almışlardır. Fetihçi ve cahil olduklarından bütün uluslara tepeden bakarlar. Aralarında hiçbir sınıf farkı yoktur. Yalnız devletteki görevleri dolayısıyla birer rütbeleri olabilir. Türkler yiğittirler fakat düello etmezler çünkü ancak harbe giderken kılıç taşırlar. Açgözlüdürler fakat hırsızlıkları hemen hemen hiç yoktur. Boş vakitlerini kötüye kullanmazlar. İçlerinden pek azı birden fazla kadınla evlenir. Avrupa'daki büyük merkezler arasında en az genelev kadını olan şehir İstanbul'dur. Dinlerine pek sıkı bağlı olan Türkler, Hristiyanlardan tiksinirler. Onlara kafir gözüyle bakarlar. Bununla beraber, onları bütün ülkeleri içinde, hatta devlet merkezinde hoş görür ve korurlar. İstanbul'daki Hristiyan mahallesinin sokaklarında, paskalya yortusunda, ağır yürüyüşle yapılan ayinlere izin verildiği gibi, bu törenlerin başında dört yeniçerinin muhafızlık ettiği de görünür. Bayezit'in felaketi şunu kanıtlamıştır ki; Türkler yenilebilse de boyunduruk altına alınamayan savaşçı bir ulustur. Türklere aldırılmaz. _İngiliz Kralı Giyotin: "Türklere karşı onur taslanmaz." demiştir. Bu söz, malını satmak isteyen bir bezirgan tarafından söylenirse belki hoşa gider ama şeref denilen nesneye kıskançlıkla bağlı bir hükümdara bilmem nasıl yaraşır! _Kadınları baskı altında tutan, güzel sanatlara ilgisiz davranan Türkleri sevmem fakat iftiradan o kadar iğrenirim ki; onlara dahi çamur sıçratılmasına katlanamam. _Ne bir erkek ve ne bir kral gibi koruyamadığın tahtına şimdi bir kadın gibi ağla. (Arabın iç çekmesi diye anılan o tepede,
Din