Milton'ın Kayıp Cennet'te yaptığı şeylerden biri itaat fikriyle ne yapılabileceğini anlamaya çalışmaktı; başka bir deyişle, yasak hazların umut anlayışımızı nasıl çarpıtabileceğini ve umut edişimizden çıkarabileceğimiz anlamı nasıl tahrif edebileceğini anlamaya çalışmak. Ne de olsa itaat bir umut etme biçimidir. Milton'ın bize Kayıp Cennet'te gösterdiği gibi, her şey neyi umut edebileceğimize ve etmemiz gerektiğine inandığımızla ilgilidir.
Ev halkından biri can sıkıntısı belirten derin bir 'of! ' çekti, sonra da sözcüğü sözcüğüne şöyle dedi: "Yahu, bu eve bir hırsız bile girmiyor!" Bunun ne anlama geldiğini hepimiz anlamıştık elbette. Şaşırıp da evimize giren bir hırsız, bir umut demekti bizim için. Hiç olmazsa onu soyabilirdik kolayca.
"İster uzun yaşayacak olayım ister kısa, şu an hayattayım. İnsanın hayatta uzun yaşamaktan başka umutlarının da olabileceğini görmek istiyorum. Ölüm veya acı çekme fikrine sırt çevirmek gerekmediğini ama bunlara uzun uzun vakit ve alan ayırmanın da lüzumu olmadığını bilmek istiyorum."