Nedir bu gurur ve nedir bu gaflet?
Nedir bu haşmet, nedir bu istiğna, nedir bu azamet?
Elindeki ihtiyar bir kıl kadardır ve iktidarın bir zerre kadardır.
Ve hayatın söndü, ancak bir şu'le kaldı. Ömrün geçti, şuurun söndü, bir lem'a kaldı.
Şöhretin gitti, ancak bir an kaldı...
Zamanın geçti, kabirden başka mekânın var mı?
Bîçare! Aczine ve fakrına bir had var mı? Emellerin nihayetsizdir, ecelin yakındır. Evet böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan hâlî bir insanın ne olacak hali? Hazain-i rahmet sahibi Hâlık-ı Rahman-ür Rahîm'e, böyle bir acz ile itimad etmek lâzımdır. Odur herkese nokta-i istinad. Odur her zaîfe cihet-i istimdad...
“Hikmet ehlinden biri şöyle demiştir: “Yumuşak ko nuşmak, insanın içinde yerleşen kin ve nefreti temizler.”
Yine hikmet ehlinden biri şöyle demiştir: “Rabbini gazaplandırmayan ve arkadaşını memnun edecek keli melerde cimrilik etme. Zira umulur ki bu ahlâkından dolayı rabbin sana güzel davranan kullarının sevabından ”
verir.Bütün bu anlatılanlar, güzel Konuşmanın fazileti hakkındadır. Husumet, münakaşa, mücadele ve inatçı lık ise tatlı sözün tam zıddıdır. Çünkü bunlar, kaba, ür kütücü, kalbi kıran, yaşayışı zorlaştıran, öfkeyi alevlen diren ve göğsü daraltan konuşmalardır.”
Sürekli acı vardı, acı hissetmediğim anlar sadece acıyı unuttuğum anlardı. Acıyı unuttuğum için bu ur oluştu içimde. Aslında acı herkeste olur. Belki de o yüzden, ufaktan ufaktan acıyı hissetmeye başlayınca rahatlıyor insan, kendine gelmiş gibi oluyor, huzur buluyor. Demek ki, içimdeki acı doğduğumdan beri var.
İnancım bana kişinin değil toplumun selâmeti vardır der. Bir tabip bir gün bir ruhta bir ur bulursa bu ur çok zaman o kişiden çok içinde bulunduğu topluma aittir. Ben, ben değilim doktor. Ben konağım, mescidim, evliyayım. Benim his yapımda bulacağınız her şey içinde yaşadığım sokağın teşhisi olacaktır.
"Köyün en yaşlı kadınlarından biri ölünün sol kolunu sıvamış, sonra bu kolu siyah bir karışıma bulamıştı. Boynunda, ur çıkan ne kadar erkek ve kadın varsa, çenelerinin altından sarkan iğrenç yumruları göstererek birbiri ardından odaya giriyorlardı. Yaşlı kadın onları ölünün yanına getiriyor, urun üstüne birtakım işaretler yaptıktan sonra ölünün parmağını yedi kez ura dokunduruyordu. Korkudan sapsarı kesilen hasta, ihtiyar cadıyla birlikte tekrarlıyordu:
"Defol git hastalıklı! Bu el seni de, kendisiyle birlikte götürsün!"
Hastalar, bu işe karşılık ölünün ailesine para verdiler. Ölü, odada üç gün kaldı. Sol eli göğsüne kavuşmuştu. Kaskatı kesilen sağ elindeyse bir mum vardı. Dördüncü gün, koku dayanılmaz bir hal alınca köyden bir papaz çağrıldı; cenaze hazırlıklarına geçildi."