Flaubert'den bu yana biliyoruz ki, bir üslup, sözün süslenmesi değil, şeyleri görme biçimidir: "Mutlak" bir tarz, diyor romancı; nedenden sonuca hızlıca varan anlatı geleneğine karşı, görme eylemini ve algının aktarımını mutlaklaştıran bir tarz. Bununla birlikte, yazar için "görmek" muğlak bir kelime. "Sahneyi görünür kılmak lazım", diyor romancı. Ama onun yazdığı, gördükleri değildir; edebiyatı var eden tam da bu ayrımdır. Yönetmen için durum fark­lıdır: Gördükleri, kameranın karşısında olanlar, aynı zamanda izleyicinin görecekleridir. Ama yönetmen için de iki görme biçimi arasında bir seçim söz ko­nusudur: Görünür alam eylemler zincirinin yaranna araçsallaştıran göreli biçim ve görünür olana kendi etkisini yaratması için zaman tanıyan mutlak biçim. Lanet'in ilk planını meydana getiren karşı-hareket, Hollywood filmlerinin açılışında sıkça rastlanan ha­reketle karşılaştırıldığı zaman tam olarak anlam kazanır.
Üslüp - tıpkı ressamlar için renk - bakışın bir niteliğidir, her birimizin gördüğü bakışlarının görmediği özel bir evrenin açığa çıkışıdır. Bir sanatçının bize sunduğu haz, bize bir evren daha tanıtmasıdır.
Sayfa 29·Kitabı okuyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir gün sonra, yeniden Güçlü merkezi devletlerin hemen hepsi büyüme çağında müthiş bir enerji salmışlar. Başkentte büyük bir bayındırlık patlaması görülmüş. Kısa bir müddet başkentten taşraya zayıflayan dalgalar halinde bir üslup, bir yaşam tarzı, bir mimari yayılmış. Sonra memleketin iliği kurumuş. Başkent o ilk hamlenin hızıyla bir süre gitmiş. Sonra o da çökmüş. Osmanlı: Osmanlı'nın parlak çağı 50 sene, bilemedin 70 sene: 1480-1550. Bu devirde üç başkentte etkileyici işler yapılır. Taşranın istisnasız her kentinde, fetihten az sonra yapılmış bir-iki vasat cami vardır (İstanbul'dakilerin zayıf birer kopyası, 1300-1450 döneminin cesur yaratıcılığına oranla kişiliksiz yapılar). Sonra HİÇ. 1590'lardan sonra Osmanlı devleti bir cesettir. Taşra taş devrine döner, nüfus azalır, asayiş çöker, göçebelik artar. 1550-1850 döneminde taşrada kayda değer yapılara bak: İshakpaşa sarayı, Hoşab kalesi, şimdi artık var olmayan Ünye sarayı, Bolaman konağı, Datça konağı, vs. HEPSİ de merkezden az çok bağımsızlık ilan etmiş yerel derebeylerinin eseridir. Devletin değdiği yerde (16. yüzyıldan sonra) ot bitmemiştir. Tanzimat'la beraber canlanma başlar. Şehirleşme hızlanır. Yollar, saat kuleleri, okullar, hükümet konakları yapılır. Konut mimarisi canlanır. 19. yüzyıl sonlarında cami (ve kilise) yapımı hareketlenir. Devlet hâlâ aynı devlettir, ama ekonomik yaşantı üzerindeki kontrolünü kaybetmeye başlamıştır. Taşrada ticaret burjuvazisi türer (Çoğu gayrimüslimdir, ama onlardan alınan haraçla yerel bürokrasi ve cemaat kurumları da kıpırdanmaya başlar). Kapitülasyonlar sayesinde Türkiye kalkınmaya başlamıştır. Avrupa: 16. yüzyıldan itibaren Fransa Avrupa'nın en merkeziyetçi devleti. Sonuç: 400 yıl boyunca dünyanın en şaşaalı kenti olan bir başkent; taşra ise (Türkiye kadar olmasa da)
Sayfa 180 - Liber Plus Yayınları / Korkuyla güzellik olmaz / 28 Ekim 2010
Düşünce
Üslup ruhun, kalbin, zihnin öyle aynası ki üslûbunu sevmediği insanı da sevemiyor insan.
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Alıntı
Bir yazarın üslubu onun nasıl düşündüğünün, onun düşüncelerinin temel duasının ve genel niteliğinin tam bir dışavurumudur. ...... Deyim yerindeyse üslup bir kimsenin bütün fikirlerinin, ne kadar çeşitli olursa olsun doğruluk şekillendiği hamurdur.
Sayfa 99 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Maske ve taklit sorunsalı...
Üslup zihnin fizyolojisidir ve mizaç yahut kişilik için bedenin fizyolojisinden daha güvenli bir ipucu sunar. Bir başka kimsenin üslubunu taklit etmek bir maske takmaya benzer. Maske ne kadar güzel olursa olsun cansız olduğu için çok geçmeden yavan ve tahammül edilmez bir şey haline gelir; dolayısıyla tasavvur edilebilecek en çirkin çehre bile olsa değil mi ki canlıdır, maskeden daha iyidir.
Sayfa 98 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı