Aşk mı İstifçilik mi?
Puan vermedi·524 syf.··
2026 12. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 00:00
Dikkat, SPOİLER içerir! !!!SPOİLER Aşk mı İstifçilik mi? Bazı karakterler vardır; onları anlamak belki mümkündür ama sevmek neredeyse imkânsızdır. Masumiyet Müzesi’nin başkarakteri Kemal de tam olarak böyle biri. Hikâyenin başında Sibel’i ve Füsun’u “idare edebileceği” fikrine bu kadar kolay kılıf bulması ve bunu acı çekmeden yapabiliyor olduğunu düşünmesi çok rahatsız edici. Ama Füsun ortadan kaybolduğunda yaşadığı o derin “aşk acısı” o kadar gerçek ki, sonrasında yaptığı hataların bedelini bu acıyla ödediğini düşünmeden edemiyor insan. Uzun süre kavuşamadan, sadece Füsun’un yakınında kalabilmekle mutlu olabilmesi, yıllarca aşkından vazgeçmemesi bir noktada onun ödediği bedel oluyor. Kemal bana güçlü bir âşıktan çok zayıf ve bencil bir karakter gibi geliyor. Yaşamak için nesnelerin uyandırdığı duygulara tutunuyor. Yine de bu durumu romantik bulamadım; bu, duygulu bir aşk değil, tutkulu bir istifçilik. Bir de buradan bakarsak: Olayları tamamen Kemal’in gözünden okuduğumuz için Füsun bize biraz “sessiz” geliyor. Ancak dikkatli bakınca onun aslında pasif agresif bir tavır sergilediğini görüyoruz. Açıkça karşı çıkmasa da tamamen teslim de olmuyor; kendi küçük güç alanlarını yaratıyor. Artist olmak, görülmek istiyor ama başkasının onu görmesini bekliyor (Kemal, Feridun…). Füsun’un hikâyesiyle, kadınların toplum içindeki yerini de okuyoruz. En zengin, en entelektüel ailelerin dilinde bile aynı normlar dolaşıyor. Ama normların uygulanışı ne acı ki ailenin maddi durumuna göre değişiyor. Füsun ailesine ve Feridun’a tutunmak zorunda kalıyor; Kemal’in kurduğu dünyaya da dâhil oluyor. Artist olmak istiyor ama bekliyor. Beklerken ise kafesteki kuşu Limon misali; beyaz perde hayalleri, Kemal’in onu müzesinin sabit bir parçası yapma tutkusuna çarpıp kırılıyor. Kemal’in sunduğu
1000Kitap
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
Leylim Leylim
Puan vermedi·207 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
​Şair-i Maderzat. Diyarbekir Çocuğu. Fakirin, emekçinin sesi. Leyla'nın prangası Ahmed Arif! ​Nice güzel sıfatları adının önüne getiririm de yine her güzel sıfat; adının, sevdanın, şairliğinin yanında kifayetsiz kalır. Anlatabildim mi canım? ● ​Gitmek, gözlerinde gitmek sürgüne. ​Yatmak gözlerinde, yatmak zindanı... Gözlerin hani? ● ​Senin mecburun olmak beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, insan ediyorsun, yaşatıyorsun... ● ​Kendine iyi bak. Bir daha hiçbir ana doğurmaz seni. Bir daha hiçbir cihan bulamaz seni. ● ​Seni tanımak, seni bir kerecik bile görmek; milyarlarca yıl yaşamaktan daha dolu, daha hazlı ve daha değerlidir. ● ​Benim için çok mühim olan; sana âşık olmak veya âşık olmadığımı bağırıp yırtınmak değildir. Aslolan seni kırmamak, üzmemek, kaybetmemektir. ● ​Ben senin mecburunum. ● ​Bir daha dünyaya gelsem aynı hayatı, daha bir ustaca ve korkusuz yaşarım. Ama bu sefer seni tanımakta gecikmem! ● ​Tattığım, yaşadığım başka duyular, inançlar da var ama seninki gibi yüzde yüz, yüzde milyar kere milyar katkısız ve candan değil. ​● İlk sen mağlup ettin beni. ● ​Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile "sen" olamaz. ● ​Sana mahkûm kalmak güzel. Gözlerinden öperim. N'olur yaz… ● ​Sen nasılsın canım? Elin, yüzün, havan bıraktığım gibi mi? Korkunç özlemişem seni. ● ​Korkunç azaptayım. Öylesine hülya, kutsal ve uzaksın ki... Allah kahretsin beni. ● ​Ne güzel şey; senden gayrısını takmamak, tanımamak. ● ​Seni tanımak ne yalçın bir kadermiş! ● ​Bilmiş, bilmişler sana nasıl yandığımı. ● ​Seni cehennemî bir hasretle öperim. ● ​Seni sevmek; ölümlere, zulümlere panzehirdir. ● ​Nemsin be? Sevgili, dost, yar, arkadaş… Hepsi. ● ​Sensiz tadı yok bu evrenimin. ● ​Hasretim yazına, hasretim yüzüne. ● ​Gözlerinden, gözlerinden öperim.
Leylim LeylimAhmed Arif · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201318,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·64 syf.·
Beğendi
·
2026 35. kitabı
Ufak Tefek Cinayetler. Bir dönemin sevilen dizisi… Ah, yok yok, yanlış oldu. Aklım karıştı, pardon! Ufak bir hafıza kaybı yaşıyorum, galiba. Hemen başa alıyorum. İşte Schmitt bu eserinde tam da bunu yapıyor: belleği bir sahne oyuncağına dönüştürüyor. Bu kez sevdiğim yazar Eric Emmanuel Schmitt'in romanıyla değil, tiyatro eseriyle geldim. Yanlış okumadınız, tiyatro dedim. Yazarın 2004 yılında kaleme aldığı 'Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler', evliliğin en derin çatlaklarını hafıza kaybı üzerinden görünür kılan bir oyun. Oyun Lisa ve Gilles adlı iki karakter üzerinden ilerliyor ve bir apartman dairesinde geçiyor. Tek mekan oluşu, evliliğin kapalı kutu yanını simgeler. Yani o kapının ardında neler yaşadığını sadece o iki kişi bilir. Her konuda bir teorisi olan Gilles’in kazayla başlayan hafıza kaybı, Lisa ile ilişkilerinin kırılgan yanlarını ortaya seriyor. Hafıza kaybı burada yalnızca bir tıbbi durum değil; aynı zamanda bir metafor. İnsan, sevdiği kişiyi gerçekten tanıyabilir mi? Yoksa her ilişki, karşılıklı olarak birbirine anlatılan hikayelerden mi ibaret? Gilles’in ‘unutma’sı ile Lisa’nın ‘hatırlatma’sı arasında gidip gelen gerilim hissedilirken Schmitt, evlilikteki sevgiyi, kıskançlığı, bağımlılığı, samimiyeti ve söylenen yalanları keskin ama ironik bir dille işliyor. Ve Schmitt bunu kendine özgü bir incelikle yapıyor: akıcı, samimi ve düşündürücü. Ustaca ördüğü kurgusu, beni etkilemeyi başardı. Onun eserlerini sevmek için tek bir neden yetmez. Çünkü her satırında insan ruhunun karanlık ve komik yanlarını aynı anda bulmak mümkün. İşte bu yüzden Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler , başarılı bir kara komedi örneği olarak öne çıkıyor.
Evlilikte Ufak Tefek CinayetlerEric Emmanuel Schmitt · Mitos Boyut Yayınları · 2008357 okunma
Ustaca Sevmek
Puan vermedi
Her cümlenin altını çizmek istediğim kadar güzeldi. Bizlerin sevgi diye adlandırdığı bütün kavramların aslında birer yanılsama olduğunu gösteriyor. Gerçek sevgiyi nerede bulabileceğimizi ve nasıl elde edebileceğimize yalın bir dille anlatmış yazar.
Duygu ve Düşünce
Ustaca SevmekDon Miguel Ruiz · Ötesi Yayıncılık · 20002,708 okunma
Ustaca Sevmek
Puan vermedi·129 syf.·
2026 46. kitabı
“En çok ihtiyacınız olan şey şu: Ben neyim? Ne olacağım? Nasıl olmam gerekiyor? Kendinizi edebiyata, güzel sözlere, güzel şeyleri okumaya verin…” İlber Ortaylı Don Miguel Ruiz sevginin ne olduğu, ilişkilerin nasıl olması gerektiği, insanların birbirine nasıl davranacağı daha biz fark etmeden zihnimizde nasıl yer ettiğini Ustaca Sevmek kitabıyla anlatıyor. Yazar kitabın başında insanın kendi hayatını kuran bir usta olduğunu söyleyerek bu görünmez anlaşmaları da işaret ediyor “İçimizdeki bir düzlemde hepimiz birer üstadız. Çünkü kendi yaşamlarımızı yaratma gücüne sahibiz.” (s.17) Bu yüzden kitap yalnızca sevgi üzerine değil, insanın kendisiyle kurduğu ilişki üzerine de düşünmeye çağırıyor. Kitabında insanın ilişkilerde neden bu kadar kolay yaralandığını anlatıyor. İnsan çocukluktan itibaren yargılarla, beklentilerle ve korkularla büyüyor. Sevgi doğal bir duygu olmaktan çıkıyor, çoğu zaman sahiplenme, korku ve bağımlılık duygularıyla karışıyor. Yazar bunu insan zihninin yaralanmasıyla açıklıyor Duygusal beden tıpkı mikrop kapmış cilt gibi yara doludur. Bu yaralar korku ve duygusal zehirle iltihaplanmıştır.”(s.20) insanların birbirlerine sevgiyle değil, çoğu zaman kendi yaralarının içinden yaklaşırlar. Birinin söylediği söz, çoğu zaman diğerinin içindeki eski bir yaraya dokunuyor. İnsan bunu fark etmediğinde ilişkiler bir sevgi alanı olmaktan çıkıp bir güç mücadelesine dönüşür. Ruiz bunu çok sade bir cümleyle anlatıyor. “İnsanlar sürekli bir yaralanma korkusu içinde yaşıyor.”(s.20) İşte bu korkuyla beraber insan sevgiyi özgürce yaşamasını zorlaştırıyor. Yazarın asıl vurguladığı nokta da burada ortaya çıkıyor, kişi sevgi ararken çoğu zaman sevginin önündeki engeli kendi içinde taşıyor. İnsan kendi yaralarını görmeden başkalarını anlamaya çalışıyor.
Bercesteden
Ustaca SevmekDon Miguel Ruiz · Ötesi Yayıncılık · 20002,708 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2026 56. kitabı
Nietzsche dili çok ustaca kullanır. Kısa ve vurucu cümleler kurar. Dili dile düşürmez, hakkını verir. Cümlelerin alnından terler akacak kadar onlara derin anlamlar yükler. Belki de onun bu özelliği hem filolog hem de çok erken yaşlarda şiirle hemhal oluşundan kaynaklanıyordu. Şiir yazamadığı için felsefe yaptığını söylese de aslında şiir diliyle felsefe yapmış. Şiir ve felsefe yan yana değil, iç içedir Nietzsche’de. Başka filozofların çelişki gördüğü şiirle felsefe arasında o ilişki kurmuş. “Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin” diye yazmış, Salomé'ye yazdığı bir şiirde. Albert Camus, Salomé’ye veda eden Nietzsche’nin, geceleri dağlarda yürüyüşe çıkıp, dal ve yapraklardan yaktığı ateşin sönmesini seyrettiğini yazıyor. Bu şiir değil ama başlı başına şiirsel bir yaşam felsefesidir. “Şair olmak zorunda kaldığı için” utandığını söyleyen Nietzsche bir yanda kendini “Zerdüşt’ün şairi” olarak tanımlarken bir yandan da Zerdüşt böyle buyurdu isimli şaheserini felsefenin “evet diyen bölümü” olduğunu söyler. Bu çelişki değil onun için. O felsefeyle şiiri bütünleştiren özel, güzel bir üslupla yazan bir kriz filozofudur. “Şiirsellik, kriz sürecinin dilidir” diyor, Sembolizm akımının öncüsü Fransız şair Stéphane Mallarmé. Fransız Kant’çi filozof Michel Foucault ise “Nietzsche'yi okuduğumda beynimden vurulmuşa döndüm. Mesleğimi terk ettim, ailemi terk ettim, Fransa'yı terk ettim” diyor. Belki de Melayê Cizîrî'yi okumuş bir Nietzsche, Nietzsche’yi okumuş bir Van Gogh, Beethoven’i dinleyen bir Melayê Cizîrî olsaydı yalnız şair, filozof ve ressam değil, şiir, felsefe ve resim de değişirdi. Filozof ve şairlere derin krizler yaşatan Doğu ve Batı’nın girdikleri bunaltıcı krizlere girmezlerdi. Nietzsche, ödevinin büyüklüğü ile çağdaşlarının küçüklüğü arasındaki orantısızlıktan
1000Kitap
Böyle Buyurdu ZerdüştFriedrich Nietzsche · Olympia Yayınları · 202047,6bin okunma