Olmuş o kadar halk-ı cihan mekirde üstad Kim sabıka-i şöhret-i şeytan unutulmuş
Nabi
İnsanlar hile ve üçkâğıtçılıkta o kadar ustalaşmışlar ki şeytanın bu konudaki şöhreti unutulup gitmiş.
Ecdâdın bize bıraktığı miras, biz fânilerçün teçhiz olmağa iktifa eder. Bağrında mesud ve mesrûr olduğumuz vatan gürbüzleşmeğe iktifa eder. Muktezâsı odur ki bu mirasa sadakat, millete ve vatana minnet hissetmek, devletin imkânlarına tevessül etmemek ve devletin istibdatına boyun eğmeyip her daim müdânâsız olmakdır.
Sana imansız akılla sokulmak isteyenler, daha kapının eşiğine ayak atmadan yanarlar. Hep yandılar!...
Sadece aşk ve iman rivayet ederek, yine akıldan başka bir vasıta bulamayanlar da, kabalaşırlar. Hep kabalaştılar...
Mevzuundaki kudsiyet ve nâmütenahi incelige lâyık olmanın çilesini çekmeyenler de çirkinleşirler. Hep çirkinleştiler!..
Bense, kapında aşkla yanmış ve daha çok yanmaktan gayrı muradı kalmamış, senin inceliğin ve güzelliğin karşısında, kendi kabalığımı ve çirkinliğimi görmüş, azad kabûl etmez esirinim!.. Hamdolsun, öbür türlü çirkinleşmek ve kabalaşmak ihtimaline, senden gelen ve her şeyi temizleyen bu aşk ateşi sayesinde uzağım!..
Bu kadar...
Ey tıfıl, bitecrübe delikanlılar, erkeğin vakarı biraz da kadının zarafetine mebnidir. El-hâk, kadının zarafeti de erkeğin asabiyye-i dinîyyesine mebnidir.
Canı sıkılmış olduğu zamanlarda birkaç kere kendisiyle sinemaya gitmiştik. Filmi sonuna kadar seyretmeye asla tahammül edemez, daha başından itibaren rejisörü ve artistleri tenkid eder ve filmin sonunun neye bağlanacağını derhal tahmin edip söylerdi. Denilebilir ki; bu keskin zekâ hem kendisini ve hem de etrafını rahatsız eden, O'nu müşkülpesent kılan bir seviyedeydi.
Herkesi kendisi gibi görmek isteyen Üstâd'ın en tahammül edemediği şey aptallıktı. Böyle birine rastladığında onu en pespâye kelimelerle haşlardı. Hele bu O'na bağlı bir gençse...