46 gün içinde 19 Mart 1980'de idamına karar verildi. Ne Erdal Eren'in henüz 17 yaşında olması, ne de avukatlarının sunduğu delil ya da tanıklar kararın uygulanmasını engelleyebildi.
Bunlar; otopsinin usul ve yasaya aykırı yapıldığı, ölenin vücudundan çıkan kurşunun Erdal'ın tabancasından çıkıp çıkmadığının açıklığa kavuşturulmadığı, olay yerinde keşif yapılmadığı, tanıkların dinlenilmediği Erdal'ın on sekizden küçük olup olmadığının araştırılmadığı, takdir hakkının kötüye kullanıldığı gibi gerekçelerdir. Ama askeri başsavcılık hemen harekete geçerek, bozma kararına itiraz etti.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ben bir seyyahım ...
Kimi zaman bir kuş gibi uçtum, dağları, tepeleri, uçsuz bucaksız nehirleri geçtim bir solukta. Bir katır gibi, iz bilmez, kuş konmaz sarp kayalıkları aştım. İnsan ayağı değmemiş kartal yuvalarının dibinden geçtim. Bir deve misali yayan yapıldak, ekmeksiz aşsız çölleri aşındırdım. Kimi zaman rüzgarla arkadaş oldum, sırlarımı fısıldadım en kuytu köşelerde. İçimi döktüm gizliden gizliye ...
Yare söylenecek sözlerimi söyleyemedim. Çoğunu, bir bulutun sırtına yükleyip, öpüp mühürledikten sonra emanet ettim bir kuşun kanadına; belki bir bad-ı sabada(seher yeli) ulaşır diye.
Yağmurlara tutundum bazen. Sabahın seherinde yollara revan oldum. Çimenlerin üzerindeki taze gözyaşlarına şahitlik ettim.
Akşamları dost belledim kendime. Yalnızlığıma gömülüp, gecenin içine, bir dua yakarışıyla sığınıverdim usul usul. Ne yolum bitti ne de benim yolda olma sevdam...Ne hazindir ki, bu uğursuz çağın tanığı olmak bedbahtlığı da benim payıma düştü. Oysa seyyahlığın kaderinde güzele şahit olmak, enfes şekilde tezyin edilmiş yeryüzünü temaşa etmek, heybeni hoş latifelerle doldurmak, bilgine yenilerini katmak, dimağını canlandırmak ve tazelemek vardı. Ama olmadı işte ...
Yazgı neyse, insan da o kadardı işte.
Çekilip sonra kabuğuna küskünlüğün
Kendime düşlerden sığınaklar kuruyorum
Kırık dökük izleriyle hayatın.
Usul sesli içe değen incecik
Bir şarkı büyütüyorum, ömrüme benzeyen...
Sabah kadar açık, akşam kadar acı
Rengi dört mevsimin uyumsuz karışımı
Acemi bir şarkı.
Umuda ve gerçeğe böyle katlanıyorum.
Beklemek her şeyi kuvvetlendirir. Çayı demler, pilavı dinlendirirsiniz, kitabı ağır ağır okur, yazıyı tekrar tekrar yazar, insanı usul usul tanırsınız.