Şu Gitme o güzel geceye usulca'nın aksine geceye usulca gidiyordu babam... Dylan Thomas'ın bu dizesinin ve ardından gelen o Öfkelen ışığın ölümü karşısında'nın kulağa ne kadar güzel geldiğini fark ediyorum... Oysa babam gerçekte sakince ve öfkelenmeden, daha çok Stoacıların usulüne göre, Zenon'un öğrettiği gibi ölümden korkmadan, ondan merhamet dilemeden ölüyordu.
Yine söylüyorum, birinin elini tutarken onun öldüğünü hissetmek tuhaf bir duygu. Aramızdan ayrılanlar nereye gider? Şu Gitme o güzel geceye usulca 'nın aksine geceye usulca gidiyordu babam .. .
Mahkeme salonu soğuktu.
Duvarlarda devletin ağır rengi,
Tavanda dönen yorgun bir vantilatör vardı.
Kadın içeri girdiğinde herkes;
Morarmış yüz, sargılanmış kol bacak, enkaza dönmüş yılık dökük bir beden gördü ama,
Kimse onun yüreğindeki mezarları görmedi.
Kimse onun ruhundaki kırık aynaları görmedi.
Bir dosya numarasıydı sadece o artık.
Bir esas numarası.
Bir duruşma günü.
Yığınla evrak,
Bir kaç vesikalık fotoğraf.
Bir de kayıtlara “şikâyetçi” diye geçen mağdur bir kelime.
Hâkim gözlüğünü düzeltip hızlıca dosyaya baktı;
Şikayet dilekçesi vardı.
Darp raporu vardı.
Fotoğraflar vardı.
Hastane kayıtları vardı.
Karakol tutanağı vardı.
Komşu ifadeleri vardı.
Kırılmış bir telefon ekranı,
Gece üçte atılmış yardım mesajları vardı.
Kâtip kağıtları daktiloya takıp,
bir tarih attı sayfanın üst köşesine.
Sanık sandalyesindeki adam kravatını gevşetti usulca.
Müstehzi bakışlarla etrafı seyretti.
Mahkeme salonu soğuktu.
Duvarlarda devletin ağır rengi,
Tavanda dönen yorgun bir vantilatör vardı.
Kadın içeri girdiğinde herkes;
Morarmış yüz, sargılanmış kol bacak, enkaza dönmüş yılık dökük bir beden gördü ama,
Kimse onun yüreğindeki mezarları görmedi.
Kimse onun ruhundaki kırık aynaları görmedi.
Bir dosya numarasıydı sadece o artık.
Bir esas numarası.
Bir duruşma günü.
Yığınla evrak,
Bir kaç vesikalık fotoğraf.
Bir de kayıtlara “şikâyetçi” diye geçen mağdur bir kelime.
Hâkim gözlüğünü düzeltip hızlıca dosyaya baktı;
Şikayet dilekçesi vardı.
Darp raporu vardı.
Fotoğraflar vardı.
Hastane kayıtları vardı.
Karakol tutanağı vardı.
Komşu ifadeleri vardı.
Kırılmış bir telefon ekranı,
Gece üçte atılmış yardım mesajları vardı.
Kâtip kağıtları daktiloya takıp,
bir tarih attı sayfanın üst köşesine.
Sanık sandalyesindeki adam kravatını gevşetti usulca.
Müstehzi bakışlarla etrafı seyretti.
Mahkeme salonu soğuktu.
Duvarlarda devletin ağır rengi,
Tavanda dönen yorgun bir vantilatör vardı.
Kadın içeri girdiğinde herkes;
Morarmış yüz, sargılanmış kol bacak, enkaza dönmüş yılık dökük bir beden gördü ama,
Kimse onun yüreğindeki mezarları görmedi.
Kimse onun ruhundaki kırık aynaları görmedi.
Bir dosya numarasıydı sadece o artık.
Bir esas numarası.
Bir duruşma günü.
Yığınla evrak,
Bir kaç vesikalık fotoğraf.
Bir de kayıtlara “şikâyetçi” diye geçen mağdur bir kelime.
Hâkim gözlüğünü düzeltip hızlıca dosyaya baktı;
Şikayet dilekçesi vardı.
Darp raporu vardı.
Fotoğraflar vardı.
Hastane kayıtları vardı.
Karakol tutanağı vardı.
Komşu ifadeleri vardı.
Kırılmış bir telefon ekranı,
Gece üçte atılmış yardım mesajları vardı.
Kâtip kağıtları daktiloya takıp,
bir tarih attı sayfanın üst köşesine.
Sanık sandalyesindeki adam kravatını gevşetti usulca.
Müstehzi bakışlarla etrafı seyretti.
"Usulca Gitme" öyküsünde bir hastanın dediği gibi, "Teknende yalnız da olsan, yakınlarda inip çıkan diğer teknelerin ışıklarını görmek her zaman avutucudur.