"Ölüm akıntıda açılır ve ayda vahşi ve bana titreşen akşam yıldızı kadar seçik kapımın önünde bir yabancı apaçıktır ölüm ağustostaki bal kadar bu ölüm o kadar açık seçik ki ve kış geldiğinde bana sadık. ya Rab bana bir ölüm gönder beni donduran ve bana denizden gelen bir dil gönder ve ateşten Rab ölüm ağaç kovuklarına hücum eder geceleri ve bazı kara bakal uykularına karanlıkta."
Yalnızlık da epey tuhaftır. Bazen balta girmemiş bir orman gibi tehlikeler ve sürprizlerle doludur. Onun bütün çeşitlemelerini bilirim. İnsanın şaşmaz bir hayat düzeni kurarak boş yere mücadele ettiği can sıkıntısı. Sonra ani patlamalar. Yalnızlık da vahşi orman kadar gizemlidir.
Sayfa 56
Alıntı
Reklam
harika bir bakış açısı
Hiçbir cümleyi kırpmadan size direkt sayfayı alıntılıyorum.Okuyanların şaşıracağına eminim. ilk olarak, eğreti bir örnek. Tüm zamanlarda insanları "iyileştirmek" istenmiştir: her şeyden önce buna ahlak denilmiştir. Ne ki, aynı sözcüğün altında çok farklı bir eğilim de gizlidir. Hem vahşi insanın evcilleştirilmesine, hem de belirli bir insan türünün terbiye edilmesine "iyileştirme" denilmiştir: ancak bu zoolojik terimler dile getiriyorlar gerçeklikleri — elbette, tipik "iyileştirici", din adamı bu gerçeklikleri bilmez — bilmek istemez... Bir hayvanın evcilleştirilmesine "iyileştirme" adını vermek, bizim kulaklarımıza adeta bir şaka gibi gelmektedir. Hayvanat bahçelerinde neler olup bittiğini bilen biri, orada canavarın "iyileştirilebildiğinden" kuşku duyar. Orada hayvan zayıflatılır, daha az zararlı hale getirilir, depresif korku duygusuyla, acıyla, yaralarla, açlıkla hastalıklı bir canavara dönüştürülür. — Din adamlarının "iyileştirdiği" evcilleşmiş insanın durumu da farklı değildir. Kilisenin pratikte her şeyden önce bir hayvanat bahçesi olduğu erken ortaçağda, dört bir yanda "Sarışın canavar"ın en güzel örneklerine sürek avı düzenlendi — örneğin seçkin Cermenler "iyileştirildi". Bunun ardından manastıra götürülen, böyle "iyileştirilmiş" bir Cermen neye benziyordu?Bir insan karikatürüne, bir hilkat garibesine: bir "günahkâr" olmuştu, kafese tıkılmıştı, korkunç kavramların arasına hapsedilmişti... Orada yatıyor işte, hasta, zavallı, kendine karşı çok kötü davranıyor; yaşam dürtülerine karşı nefretle dolu, hâlâ güçlü ve mutlu kalmış her şeye karşı kuşkuyla dolu.Kısacası bir "Hıristiyan" ... Fizyolojik açıdan söylersek: hayvanla savaşımda, onu zayıf kılmanın biricik yöntemi onu hastalandırmak olabilir. Kilise bunu anladı: insanı mahvetti, zayıflattı — ama onu
Sayfa 44·Kitabı okuyor
Victor Vale'in yardımcı karakter olmadına imkân yoktu.
Sayfa 96·Kitabı okuyor
Moğol İstilâsı üzerine İslâm Âlemi'nde yaşanan kargaşalar hengâmında zuhûr eden İbn-i Teymiyye'nin başlangıçta birtakım hurafelere karşı başlattığı fıkrî mücadeleye esas olan fikirlerin Abdülvehhab tarafından, vahşî tabiatlı bedevîlerin hissiyatını okşayacak tarzda sertleştirilmesi ile ortaya çıkan Vehhabîlik, Suud Ailesi'nin siyâsî emelleri için kullanılmasıyla hâlâ devam eden bir hareket hâline gelmiştir. Tabiî bu gelişmede Osmanlı'nın o günkü Batılı düşmanlarının rolünü de hesaba katmak lâzımdır.
Sayfa 386·Kitabı okuyor
Din
“Ölüme "göçüp gitmek" diyen ya da "huzur içinde" ölündüğünü düşünen her kimse, diye düşünüyor Eliza, hiç ölüm görmemiştir. Ölüm vahşi bir şey, bir savaş. Vücut duvara tutunan sarmaşık gibi hayata yapışıyor ve onu kolay kolay bırakmıyor, bırakmamak için savaş veriyor.”
Sayfa 201·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam