Organ Nakli Caiz Midir?
Bir kimsenin ölümüne yol açacak bir organını hayatta bulunduğu sürece alıp, başkasına nakletmek caiz değildir, katldir. Ancak ölümünden sonra organ alınarak başkasının hayatını kurtarmak veya bir organ eksikliğini gidermek için ona nakledilirse bunda bir sakınca yoktur. Bu konuda; “Zaruretler haram olan şeyleri mübah kılar” kaidesine dayanılır. Çünkü darda kalan kimsenin domuz eti ve leş gibi şeyleri yemesi caiz olur. Hatta açlıktan ölmemek için ölmüş insanın etini yemek bile meşru sayılmıştır. İyileşen hastanın nakledilen organla günah işlemesi halinde, organı verenin bu günahtan sorumlu olacağı endişesi yersizdir. Çünkü İslâm’da sorumluluk irade-i cüz’iyyeye bağlı tercihlerle ilgilidir. Akıl, niyet ve tercih sorumlulukta önemli unsurlardır. Organlar görünmeyen fakat bütün vücudun hareket ve amellerini yöneten bu gücün araçlarından ibarettir. Zaten nakil gerçekleşince artık organ bu yeni bedenin bir parçasını oluşturur.
1000Kitap
2. İşler kızışmışken vuruşa geçmeyin. Bazı ilişkilerde iyi bir kavga havayı temizleyebilir, ama hedefiniz sabitleşmiş bir modeli değiştirmekse, konuşmak için en kötü zaman kendinizi öfkeli ya da gergin hissettiğiniz anlar olabilir. Konuşmanın ortasında öfkelenmeye başladığınızı sezerseniz şöyle diyebilirsiniz: "Kafamı toplamak için biraz zamana ihtiyacım var. Bunu konuşmak için başka bir zaman saptayalım." Geçici olarak uzaklık aramak, soğuk bir tutumla içine kapanmak ya da duygusal bağlantıyı koparmakla aynı şey değildir. 3. Sorunu düşünüp konumunuza açıklık kazandırmaya zaman ayırın. Konuşmaya başlamadan önce, kendinize şu soruları sorun: Beni öfkelendiren durum nedir?" "Burada asıl sorun nedir?" "Benim konumum nedir?" "Ulaşmak istediğim şey, ne?" "Kim, neden sorumlu?" "Değiştirmek istediğim şey tam olarak ne?" "Yapacağım ve yapmayacağım şeyler nedir?" 4. "Belaltı" taktiklerine girişmeyin. Yani suçlamayın, yorumlamayın, teşhis koymayın, damgalamayın, irdelemeyin, vaaz vermeyin, ahlak dersi çıkarmayın, emretmeyin, uyarmayın, sorgulamayın, dalga geçmeyin ve söylev çekmeyin. Diğer kişiyi hafife almayın. 5. Ben diliyle konuşun. "Ben düşünüyorum ki...", "Ben hissediyorum ki...", "Ben korkuyorum ki...", "Ben istiyorum ki..." demeyi öğrenin. Gerçek bir "ben" bildirimi diğer kişiyi eleştirmeden ya da suçlamadan ve kendi tepki ya da duygularımızdan diğer kişiyi sorumlu tutmadan benlik hakkında bir şey söyler. Sözde "ben" bildirimleri içindeki "sen" bildirimlerine karşı dikkatli olun. ("Ben, senin kontrol etme eğiliminde ve benmerkezci olduğunu düşünüyorum.") 6. Bulanık taleplerde bulunmayın. ("Benim ihtiyaçlarıma karşı daha duyarlı olmanı istiyorum.") Ne istediğinizi açıkça anlatın. ("Şu anda bana yardım etmek için yapabileceğin en iyi şey, dinlemek. Şu anda senden öneri
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
22 Haziran 1941'de Sovyet savaş komuta kademesi dağılmış haldeydi. Kilit önemi haiz iki kurum bir aydan fazla süredir şekillenememişti. ilki olan Devlet Savunma Komitesi (GKO) Stalin'in çekip çevirdiği devlet aparatı tarafından icra edilen siyasi ve ekonomik güç üzerinde tekel durumdaydı. Silahlı kuvvetlerin üst komuta organı Stavka ancak Stalin 9 Ağustos 1 941 'de bu organın komutanı olduğunda etkili hale geldi. Bu yapı bu tarihten itibaren Stalin'in kişisel kontrolü altındaydı. Askeri harekatları da Stalin cephelerdeki temsilcileri aracılığıyla (ya da Sovyet Genelkurmayı Genştab üzerinden) yönetiyordu. Genştab bazı kilit önemdeki işlevlerin dışında bırakılmış, bu işlevler Stalin'e yakın kişilere verilmişti. Sistem çok aşırı bürokrasi olmaksızın işliyordu, fakat Stalin sürekli askeri hiyerarşileri baypas ederek sistemi altüst etmekteydi.
Sayfa 42 - Kronik·Kitabı okudu
Tarih-Araştırma
KİTABIN ÖZETİ
Kapitalizm: En dar anlamı ile bir üretim biçimidir. En geniş anlamında ise bir işletme de üretimin sahibi söz konusu üretim araçlarını kullanarak, onun kendi çıkarına satacağı, metaları üretmeleri için özgür işçilere yövmüye öder. Bu kişi sanayici kapitalistir. Naktin artması tüccarın daha çok ticaret yapmasını sağlıyor yani ticaretten edinilen bir sermaye var. Böylece kitlesel ticaret daha mümkün oluyor. Kitlesel ticaret için kitlesel üretim gerekiyor bu nedenle üretime sermaye arktarımı yapılabiliryor. Burada büyük imparatorluklar sağladıkları güvenlik, yol ve Pazar imkanları ile ticaretin gelişmesine dolayısı ile ticari sermayenin artmasına katkı sağlıyorlar. Kapitalizmin gelişim koşulları: 1. Kapitalistimsi tecim en azından bir toptan tecim almalı ve parayı Pazar için üretimi geliştrecek biçimde kullanmalıdır. 2. Kapitalizm için bir başka koşul toprak mülkiyetinden bağımsız olan bir parasa zenginliğin ortaya çıkmasına yol açmak gerekmektedir. 3. Sermayenin yani üretim araçlarının arttırılması gerekmektedir. (Rodinson, 2002, 30-31). Kapitalisimsi olarak adlandırılıyor. İslam Kapitalizme Engel mi? Kuran dünyevi kazancı özellikle ticari kazancı kötülemez aksine onaylar ve yüceltir. Tecimsel kazanç tanrının lütfüdür. İslam kapitalizmin gelişmesi açısından bir engel teşkil etmiyor çünkü özel mülkiyet, ticaret özgürlüğü, toprağa bağımlı olamayan kazanç sağlamayı özendirme (zaten allahın çölünde ne kadar tarım yapacaklar), üretim araçlarının geliştirilmesi, ücretli işçilik gibi kapitalizmin gelişmesi için gerekli olan koşulların hiçbirine yasak getirmiyor. İşçinin alacağı önceden bellidir rastlantı veya belirsizliğe bağlı kazanç yasaklanmıştır. Açık arttırma yasak, talih oyunları yasak. İlke çalış kazan. Tabi bu çalışma çoğu zaman ticaret, niteliksiz işçilik veya el
Padişah Genç Osman'ın Katli...
Kademe kademe teşviklerle, tahriklerle siyasete alet edilen yeniçeriler Yemişçi Hasan Paşa Vakası'ndan sonradır ki, kılıçlarını çektikleri zaman, haklı veya haksız, sözlerini yürüteceklerini, serkeşliği, küstahlığı kesin olarak öğrendiler. İş, kendi aralarında anlaşabilmekti, koca bir asker ocağı içinden de bu anlaşmayı temin edecek simalar elbet ki çıkacaktı; işte bu adamlardır ki, artık tarihimizde “yeniçeri zorbaları” adını alacaklardır, yeniçerilerin ihtilal kararlarına da “kazan kaldırma” denilecektir. Sefere çıkıldığında bazı konak yerlerinde askerin silah ve teçhizatı teftiş edilir, hastalık vesair türlü sebeplerle yollarda düşüp kalan oldu mu diye bir de asker yoklaması yapılırdı. Bu arada her yeniçeri çorbacısı da kendi ortasının neferlerini teftiş ederdi ve bu vesileyle bir yeniçeri yoklaması yapılırdı. 1621’de Sultan II. Osman Lehistan’a karşı Hotin seferine çıktı; bu padişah tarihimizin Genç Osman’ıdır, on yedi-on sekiz yaşlarında, yüzü henüz tüysüz, sarı saçlı, mavi gözlü bir dilber çocuk, genç irisi taze yiğittir, ama toydur, tecrübesizdir, zalim ve gaddardır. Şahsiyetini gereği gibi aydınlatmak için yıllarca çalıştık ve hakikate çok yakın olduğunu tahmin ettiğimiz portresini Osmanlı Padişahları adındaki eserimizde tespit ettik. Bu genç hükümdar, başta hocası Ömer Efendi ile Kızlarağası Süleyman Ağa gelmek üzere birkaç has bendesinin nüfuz ve tesiri altındaydı. Ordu İsakçı’ya geldiğinde, Tuna üzerine kurulacak köprü için bir müddet konakladı. Ve Sultan Osman burada bütün askere sefer bahşişi dağıttı. Otağı hümayun önüne kurulan taht üzerinde oturarak bahşişin dağıtılmasını seyretti. Yeniçerilerin her ortasına biner akçe bahşiş çıkmıştı. Usulen zabitleriyle beraber takım takım gelerek para torbalarını kaldırıp gideceklerdi. Fakat bu sefer emir verildi,
Sayfa 195·Kitabı okudu
Fars hükümdarlarından biri, tahtında oturuyoru. Âdetleri gereği herkes mertebesine göre ve güçleri yettiğince hükümdarın huzuruna girerek hediyeler sunmaya başladılar. Bilginlerden biri de melikin huzuruna girip hediye olarak kapalı bir kutu takdim etti. Melik, kutuyu açtırdığında içinden iki adet kömür parçası çıktı. Melik: "Bu nedir?" diye sordu. Bilgin şöyle cevap verdi: "Bunların biri şahin, biri de çil kekliğidir. Bu şahin, bu kekliği avlamak için havada takip ediyordu. Zavallı keklik de ok gibi hızlı uçarak şahinin önünde gidiyordu. Nihayet bi ormanlığa rastladılar. Ormana ateş isabet etmiş, bütün ağaçlar ve otlar yanıyordu. Çaresiz kalan keklik, bu sıkıntı ve ızdırap içinde ateş olduğunu anlayamayıp canını kurtarmak hayaliyle kendisini o ateşe atmış, şahin de kekliği avlamak sevdasıyla hırsından kekliğin ardınca ateşe girmiş ve ikisi de yanmış. Bu hallerini gördüm ve padişahımın indinde vaaz u nasihat sebebi olacak ve itibara geçecek daha güzel bir hediye olmadığını bildiğimden huzurunuza takdime cesaret eyledim. Padişahım! Aşırı hırs ile sabırsızlık, insandan şuuru, hayvanlardan da hissi alarak böyle hallere düşürdüğünü görüp aşırı hırstan ve açgözlülükten kaçının!" O hükümdar: "Bana bundan daha faydalı ve hayırlı hediye takdim edilmedi." diye memnuniyetini bildirdi. İdare Sanatıİdare Sanatı Ebu'n Necip SühreverdiEbu'n Necip Sühreverdi
Sayfa 174·Kitabı okudu
Alıntı