8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:00
New York sosyetesinin ünlü gece kulübü şarkıcısı, "Kanarya" lakaplı Margaret Odell, kendi dairesinde ölü bulunur. Entelektüel ve soğukkanlı dedektif Philo Vance devreye girer. Polisiyede "zihin oyunlarını" ve her detayın bir yere oturduğu o klasik kurguları seviyorsanız okumanızı tavsiye ederim.
Kanlı SahneS. S. Van Dine · Gece Kitaplığı · 20249 okunma
7/10
·224 syf.··
2026 29. kitabı
Büyükada'da gezintiye çıkan bir çift ; Rum Yetimhanesi civarında bir erkek cesedi bulur.Ceset uzun zamandır orada olduğundan çürümeye başlamış ve bir kısmı kemirgenler tarafından yenmiştir,en ilginç yanı da başı kesilmiştir ve kimliği tespit edilemez. Başkomiser Nihat ,ekibe yeni katılan Gülcan ve ekibi bu cinayetin peşine düşer.Önce kimliği tespit etmek sonra da bu cinayetin kim tarafından ve hangi amaçla işlendiğini bulmaya çalışırlar. Bunu yaparken İstanbul'daki Van'a gitmeleri , arkeolojik bilgiler almaları, tekrar dönüp İstanbul sokaklarından Sapanca'ya iz sürmeleri gerekir. Sevgili SemraSemra tavsiyesi ile Mayıs ayında okumayı planladığım lakin haziran ayına nasip olan bu kitabı severek okudum.Üniversite yıllarında Adli Tıp ve Kriminoloji derslerine de severek katılmıştım.Bu kitapta o tadı hissettim.Okuyucuya bu konularda bilgi veren , arkeolojik konularda da bilgi içeren emek verilmiş bir eserdi. Karmaşık bir cinayetin asıl sebebi ise beni elbette şaşırttı.Bu karmaşık olaylar içinden insanoğlunun nasıl basit ve adi bir canlı olduğunu gösteren bir eserdi bence.Ayrıca çocukluk travmalarına ve sevgisizliğe de vurgu yapıyordu. "Beni öldüren bıçak değil.Katilimin gözlerindeki soğuk,ölümden bile beterdi."cümlesi ise can almanın ne kadar canice olduğunu gösteriyordu kesinlikle. Severek okuduğum, katilin bulunması üzerine ferahladığım, ölümün soğuk yaşamın ise en güzel şey olduğunu ve hayatımızda yaşama tutunacak bir sürü sebep bulunduğunu düşündüren bu eseri sizlere de tavsiye ederim.
Ölüm SoğukGoncagül Haklar · A7 Kitap · 202441 okunma
Reklam
Puan vermedi·152 syf.··
2026 55. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 00:00
Depremin ardından Hatay'a giden bir anlatıcının yolu ile Iraklı bir mülteci olan Ali'nin yolunun kesişmesini konu alıyor. Bir enkazın başında başlayan bu karşılaşma zamanla Ali'nin geçmişine, savaşın gölgesinde geçen hayatına ve mülteci olarak yaşadığı zorluklara uzanıyor. Irak'tan İran'a, Van'dan İstanbul'a uzanan bu yolculuk boyunca yalnızca bir insanın yaşadıklarını değil; savaşın, yoksulluğun, ayrılığın ve çaresizliğin binlerce insanın hayatında açtığı yaraları görüyoruz. Roman aslında depremi merkezine alsa da anlatmak istediği şey çok daha büyük. Bir yanda evini kaybedenler, diğer yanda yıllar önce ülkesini kaybetmiş insanlar... Farklı hayatlar, farklı geçmişler ama aynı acının etrafında birleşen insanlar. Kitap boyunca "yuva" denilen şeyin bazen dört duvardan çok daha fazlası olduğunu hissediyorsunuz. Bu kitabı okurken en çok zorlandığım şey, anlatılanların kurgu olduğunu kendime hatırlatmaya çalışmak oldu. Çünkü bazı acılar o kadar gerçek hissettiriyordu ki sayfaları okurken bir romanın içinde değil de bir insanın anılarını dinliyormuşum gibi hissettim. Ali'nin hikâyesi bana insanların görünen yüzlerinin arkasında ne kadar ağır yükler taşıyabileceğini düşündürdü. Çoğu zaman bir insanın bugününe bakıp onun hakkında fikir sahibi oluyoruz ama o noktaya gelene kadar hangi yollardan geçtiğini, neleri kaybettiğini, kaç kez yeniden başlamaya çalıştığını bilmiyoruz. Bu kitap bana tam olarak bunu hatırlattı. Okurken sık sık içim burkuldu. Çünkü burada anlatılan acılar yalnızca karakterlere ait değildi; dünyanın bir yerinde gerçekten yaşanmış ve hâlâ yaşanmaya devam eden acılardı. Belki de bu yüzden kitabın etkisi son sayfada bitmedi. Kapağını kapattıktan sonra bile karakterler aklımda kalmaya devam etti. Bazı kitaplar sizi başka dünyalara götürür, bazıları ise
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 202697 okunma
Kimsesizler Coğrafyası
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
Aynı Ateşin Başında İki Yabancı; Coğrafyanın Yetim Bıraktığı Adamlar ​İstanbul’da yaşayan anlatıcı 6 Şubat sabahı yüzyılın felaketiyle uyanır.Hatay’daki kuzeni Ferit’ten haber alamayınca tüm tehlikeleri göze alıp yola çıkar. Şehre vardığında karşılaştığı manzara tam bir kıyamet tasviridir tanıdığı tüm sokaklar silinmiş binalar yerle bir olmuştur. Ferit’in yıkılan apartmanının önünde,dondurucu soğukta ve yetersiz iş makinelerinin gölgesinde çaresiz bir nöbet başlar. ​Anlatıcı enkaz başında günlerce umutla beklerken, yanı başında kendisi gibi donmuş halde duran bir adamı fark eder:Irak’taki savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan Ali Kader. Ali’nin de hamile karısı ve küçük kızı aynı enkazın altındadır. İki yabancı, dondurucu soğukta bir ateşin başında ısınmaya çalışırken acılarını paylaşır. Ali, bombalar altında geçen Bağdat çocukluğunu, Suriye'de uğradığı insanlık dışı işkenceleri, ardından Van ve İstanbul’a uzanan zorlu öyküsünü anlatır.Tam Hatay’da geçmişi unutup yeni bir sayfa açmışken,bu kez yerin altından gelen o amansız sarsıntı vurmuştur. ​Biri Batılı, eğitimli ve düzenli hayatı olan bir adam; diğeri ise ömrü savaşlardan,işkencelerden kaçmakla geçmiş bir mülteci... Ancak bu enkazın başında ikisi de eşit; sadece sevdiklerinin sesini duymak isteyen iki çaresiz insan. ​Günler süren bekleyiş ağır bir trajediyle sonlanır.Önce Ferit sonra Ali’nin hamile eşi ve çocuğunun cansız bedenleri çıkarılır enkazdan. Ali,onca şeyden ailesini korumayı başarmış,ancak Hatay’da yerin altından gelen bir sarsıntıya yenik düşmüştür. Kitap,Ali'nin bu korkunç kayıpla tamamen sessizliğe gömülmesi ve anlatıcının "Coğrafya gerçekten bir insanın kaçamayacağı mutlak kaderi midir"sorusuyla baş başa kalmasıyla sonlanıyor.Ağır bir keder duygusuyla perdesini kapatıyor; Bazı insanların ayaklarına
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 202697 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 3. kitabı
Jack London’ın Deniz Kurdu romanını elime aldığımda sayfaların arasından odama sızan şey sadece tuzlu deniz kokusu değildi. İnsan ruhunun karanlık ve tekinsiz tarafları da benimle birlikte o gemiye bindi. Sislerin içinde kaybolan Hayalet gemisi, hırçın dalgalar, yalnızlık ve sürekli hissedilen bir tehdit… Romanın atmosferi tam anlamıyla insanı içine çekiyor. Çoğu kişi Wolf Larsen’i sadece acımasız bir zorba olarak görüyor. Ama ben karaktere biraz farklı baktım. Beni etkileyen şey zalimliği değil, hayatla giriştiği o amansız mücadeleydi. Larsen kitaplardan değil, hayatın sert tarafından yetişmiş biri. Bir yandan tayfayı demir disiplinle yönetirken diğer yandan insanın varoluşunu sorguluyor. Bu tezat bana oldukça ilginç geldi. Wolf Larsen’de beni asıl etkileyen şey ise yaşama tutkusuydu. Adam ölümle burun burunayken bile hayata tutunuyor. Kolay kolay teslim olmuyor. Dünyaya karşı öfkesi de, gücü de, inadı da biraz buradan geliyor zaten. Bir de Humphrey Van Weyden var. Bana göre romanın en önemli taraflarından biri bu karakterin dönüşümü. Eğer o gemi kazası yaşanmasaydı Humphrey muhtemelen ömrü boyunca Wolf Larsen gibi insanları gerçekten tanıyamayacaktı. Konforlu hayatının içinden bakarak onları anlayabileceğini sanacaktı ama anlayamayacaktı. Çünkü bazı insanlar hayatı salonlarda, bazıları ise fırtınanın ortasında öğrenir. Bazıları ekmeğini masa başında kazanır, bazıları ise tırnaklarıyla kazıyarak. Roman boyunca Humphrey’nin karşılaştığı şey sadece Wolf Larsen değil; emekle, yoksullukla, güçle ve hayatta kalma mücadelesiyle yoğrulmuş bambaşka bir dünya. Bu yüzden Deniz Kurdu bana sadece bir deniz macerası gibi gelmedi. Bir sınıf farkını, insanın doğayla ve düzenle mücadelesini de anlattı. Kitabı kapattığımda aklımda kalan soru şuydu: Gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa
Deniz KurduJack London · İş Bankası Kültür Yayınları · 20148,2bin okunma
Mektup
8/10
·344 syf.··
2026 84. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:00
Merhaba, Son zamanlarda okuduğum en güzel, en sıcak, samimi ve içten kitaplardan biri olan Muhabbet’ten bahsetmek istiyorum. Kitabı okurken fark ettim ki uzun zamandır mektuplaşma türünde kitap okumuyormuşum. Okuduğum bu kitap, mektuplardan ve e-postalardan oluşan bir hikâye anlatıyor. Baş karakterimiz Sybil Van Antwerp, iletişim çağında yaşamamıza rağmen mektuplaşmayı tercih ediyor ve arkadaşlarıyla, komşularıyla; uzakta ya da yakında bulunan tüm dostlarıyla mektuplar aracılığıyla iletişim kuruyor. Her mektubun samimi, içten ve günlük hayattan izler taşıması; geçmişe dönük anıları, aile ilişkilerini ve bir büyüme hikâyesini de içinde barındırması kitaba ayrı bir derinlik katıyor. Bu mektuplar aracılığıyla aslında bir ailenin geçmişini de okuyoruz. Bu nedenle mektupları okurken hiç sıkılmadan, kitabı elinizden bırakmadan okumaya devam ediyorsunuz. Bu kitabı okurken aklıma gelen bir şeyi burada da paylaşmak istedim. Sanırım bundan yaklaşık on sekiz yıl önce sevgili halama ilk mektubumu göndermiştim. İki yıldır memlekete gelmediği için onu çok özlemiştim. Aslında telefonla konuşma imkânımız vardı ama ben ona mektup yazmayı tercih etmiştim. Mektubumda onu ne kadar özlediğimi, bir an önce gelmesini istediğimi ve duygu ile düşüncelerimi anlatmıştım. Hatta yanında küçük bir oyuncak kuş da göndermiştim. Bugün o mektup ve oyuncak kuş hâlâ halamda bir hatıra olarak duruyor. İşte mektuplaşmanın anlamı ve önemi de burada yatıyor. Mektupları saklamak, onları yıllar sonra tekrar okuyup geçmişe dönmek bambaşka bir duygu. Şunu da es geçmek istemiyorum: Halama mektup göndermiştim ama bir gün onun köydeki evinin çatı katında, valiz dolusu eski mektup bulmuştum. O mektuplarda öyle güzel şeyler yazıyordu ki hayretle okumuştum. Günlük yaşamdan kesitler, yaşanan olaylar, acılar,
Edebiyat
MuhabbetVirginia Evans · April Yayıncılık · 202641 okunma
Reklam
Reklam