Puan vermedi·404 syf.··
2026 4. kitabı
Bu kitabı okuduktan sonra Van Gölü Canavarının sürgüne gönderilmiş bir tanrıça olabileceğini düşündüm hahahaah. Benim okuduğum ilk fantastik kitap bu. Çok akıcı, su gibi akıp gidiyor kelimeler zinhinde. Öncesinde bu tür kitapları okumayı gereksiz buluyordum çünkü kitaplardan bir şeyler öğrenmek, kendimi geliştirmek istiyor ve bunu fantastik kitaplarda bulamayacağımı düşünüyordum. Ama bu kitap benim bakış açımı çok değiştirdi, hayat mottomdan biri de bu kitaptan alıntı hatta. Ben Kirke aklımda şöyle yer tuttu, kitapların da tadı var; mecaz degil, abartı hiç değil gerçekten damağımda tat bıraktı. Daha nasıl anlatabilirim bilmiyorum.. bu kitabı okumak çok zevkliydi, zihnimi dinlendirdi.
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,4bin okunma
Anavarza'da bir özgürleşme destanı...
7/10
·615 syf.··
2026 14. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 15:43
Kanın Sesi, çocukluktan gençliğe adım atan Mustafa’nın, yıllardır ruhunu kemiren Salman korkusuyla nihai hesaplaşmasının öyküsüdür. Seri boyunca bir gölge gibi peşinde olan, babasının katili ve üvey kardeşi Salman, Mustafa için saf bir kötülük odağıdır. Bu seri, saf bir çocukluk korkusunun, toplumsal ve bireysel bir olgunlaşma hikayesine dönüşmesidir. Mustafa, Salman’ın gölgesinden ve babasının öldürülmesinin yarattığı o karanlıktan, annesi Zero'nun şefkati ve çocukluk arkadaşlığının iyileştirici gücüyle çıkmayı başardı. Doğa, sadece bir arka plan değildi; Düldül Dağı ve Van Gölü hatıralarıyla yaşayan, karakterlerin kaderini tayin eden bir canlıydı. Salman ise bu destanda kötülüğün ve trajedinin temsilcisi olarak kaldı. Mustafa’nın ona karşı duyduğu karmaşık hisler (nefretle karışık kardeşlik bağı), aslında insanın kendi içindeki o meşhur iyi-kötü savaşının bir yansımasıydı. Mustafa için korku, bu kitapta artık karanlık bir oda olmaktan çıkıp, üzerine basıp geçtiği bir eşiğe dönüşmüş. Korkuları belki geçmedi ama korkularının üzerine gitmeyi öğrendi. Onu bu karanlıktan çekip alan ise: Zero’nun karşılıksız şefkati ve çocukluk arkadaşlığının o saf, oyunbaz neşesi. İyiliğin varlığını sadece duyarak değil, bizzat bu insanların ellerinden tutarak öğrendi. Salman’ın ölümüyle hissettiği o rahatlama, uzun süredir beklediğim o duygusal adaletin yerini bulmasıdır. Kötülük bitti ama Mustafa’nın yüreğindeki sızı, onu insan kılan şey olarak kaldı. Salman'ın ölümüne geç bile kalınmıştı hatta bir efsaneye dönüşmüştü ama Mustafa'nın kişilik gelişimi için sanırım bu gerekliydi. Doğa ise bir başkahraman seviyesindeydi anlatım ise pırlanta değerinde zengindi. Anlatım sayesinde Anavarza'nın tozunu yuttuk, Çukurova'nın sıcağına hapsolduk. Kısaca: Kanın Sesi; insanın içindeki o devasa
1000Kitap
Kanın SesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 2020702 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·224 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
#fundaokuyupyorumluyor Biz gerçekten sadece bildiğimiz dünyaya mı aitiz, yoksa köklerimiz sandığımızdan çok daha uzaklara mı uzanıyor? Tarih 1579, Osmanlı Sarayı'nın üzerinde bir gümüş disk belirdi. İstanbul, puslu gökyüzü ile bir anda alevler içinde kalmıştı. Yüzyıllar boyu kayıtların en kuytu satırlarında saklandı o sessiz satırların arasında sızan uğultu bir gün başka bir gökte iki güneşin altında yeniden buluşmak için zamanını bekliyordu. Tarih 2023, Van Gölü' nün batısındaki Nemrut Dağı'nın eteklerinde bir yer, aylardan Eylül. Aniden gökyüzünden yere inen turuncu mavi bir ışık hüzmesi göründü. Ardından kulakları sağır edecek bir patlama sesi. Çiftçi Şükrü'nün tarlasına düşen bir parça. Milli istihbarat teşkilatının derin araştırmaları insanlıkla "iki Güneşli Dünya" arasında yapılacak tehlikeli takasın kapısını aralar. Tarih ile uzayın arasında kurulmuş gizemli bir köprünün üzerinde yürüyormuş hissi. 1579 yılında Osmanlı sarayında ortaya çıkan o esrarengiz olayla başlayıp Van’a düşen gizemli cisimle günümüze uzanan hikâye, geçmiş ile geleceğin aslında sandığımızdan çok daha yakın olduğunu düşündürüyor. Dr. Leyla’nın rüyaları, sezgileri ve Alaz ile kurduğu bağ hikâyeye yalnızca bilim kurgu değil; mitolojik ve felsefi bir derinlik de katıyor. Yazarın sinematik anlatımı sayesinde sahneler gözünüzde canlanıyor; gizem, tarih ve bilim iç içe geçerek merakı sürekli diri tutuyor. Özellikle “takas” fikri, hikâyeye bambaşka bir gerilim katıyor ve insanı düşünmeye zorluyor. Tarih, bilim kurgu, bilimi ve insanı sorgulayan, mitoloji ekseninden fantastik öğelerin yer aldığı ve türü sevenler için oldukça farklı bir okuma deneyimi sunan, merak uyandıran ve düşündüren bir roman oldu. Okudukça eserin yalnızca bir hikâyeyi değil, insanlığın köklerine dair ihtimalleri olduğunu
Menry - Kök AtalarKaan Şıvkın · Elpis Yayınları · 202519 okunma
Jöleli Delilik
7/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2026 22:48
Haydi biraz taşra romanı okuyayım diye bu kitabın başına oturursanız, elinize aldığınız an çarpılırsınız. Sadece bir hikâye anlatılmıyor burada, yüzümüze doğru soğuk, kirli ve kanlı bir et fırlatılıyor. Van’ın dondurucu soğuğunda, Van Gölü’nün kıyısında karların her şeyi yuttuğu bir ilkokul lojmanına hapsolan bir aileyi değil, koca bir insanlık enkazını ve bir delirme hâlini izliyoruz. Ebru Ojen ’in dili kibar değil. Kelimeler resmen okurun üstüne fırlattığı cam kırıkları gibi... Romanın en büyük karakteri, kitaba ismini veren: Lojman . Yazar, mekânı sadece arka plan olarak değil, karakterleri kadar okuyanını da hırpalayan, yutan vahşi bir yaratık gibi kurguluyor. Bu beton yapı, otoritenin taşradaki ruhsuz ve acımasız yüzünü temsil ediyor. Dışarıda çetin kış, içerideyse birbirine tahammülü kalmamış, aynı kanı taşıyan ama birbirine yabancılaşmış insanlar. Lojman, karakterlerin bedenlerini ve zihinlerini hapsederken, okuru da klostrofobik atmosferin içine, nefes alamayacakları bir odaya itiyor. Duvarlardan sızan soğuk, sevgisizliğin ve umutsuzluğun fiziksel bir yansıması. Kitabın en sarsan yanlarından biri de, "jölemsi" atmosfer. Bu metaforu o kadar yoğun bir şekilde kullanıyor ki bir süre sonra rahatsız edici bir hâl almaya başlıyor. Zaman akmıyor, bir jöle kalıbı gibi donup kalmış sanki. Karakterleri de çabaladıkça vıcık vıcık, pis bir tabakanın içine daha çok batıyorlar. Sürekli akan süt, kan, ter ve sidik birleşip metni yapış yapış bir hâle getiriyor. Bu jöle hâli sadece bedensel bir tiksinti değil, hareket edememenin, lojmandan ve oradaki hayattan asla çıkamayacak olmanın yarattığı ağır bir klostrofobi. Kitabı bitirdiğimde kendimi de yapış yapış kirli hissettim, şu soğukta camı pencereyi açıp evi havalandırdım. Hiç tekin bir metin değil! Selma karakterinde
LojmanEbru Ojen · Everest Yayınları · 2020184 okunma
10/10
·508 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2026 12:23
Bir ada hikayesi dörtlüsünün ikincisini bitirdim. Yaşar Kemal'in o kendine özgü destansı anlatımı, tasvirleri, betimlemeleri yine dolu doluydu. Kuzey Ege' de Kaz Dağları'ndan, Girit'e, Akdeniz Toroslardan Çukurova'ya, Doğu Anadolu Kars, Erzurum, Van, Süphan Dağı, Van Gölü, Mezopotamya, Arap çölleri, dağı, çiçeği, böceği ovası yaylası adeta gözünüzün önüne getirerek yaşatıyor size Yaşar Kemal. Birinci bölümde sadece Vasili ve Poyraz'ın olduğu ada ise burada artık mübadillerle dolmaya başlıyor. Her birinin ayrı ayrı hikayesi burada sizi bekliyor. Poyraz'ın gizli düşmanları ise iyiden iyiye kendini belli ediyor. Ama henüz karşısına çıkmadılar. İncelememi kapak alıntısı ile bitirip 3. Bölüm Tanyeri Horozlarına yola çıkacağım. "𝙆𝙖𝙧ı𝙣𝙘𝙖𝙣ı𝙣 𝙎𝙪 𝙄̇𝙘̧𝙩𝙞𝙜̆𝙞" 𝙗𝙚𝙠𝙡𝙚𝙢𝙚𝙣𝙞𝙣 𝙫𝙚 𝙨𝙖𝙗𝙧ı𝙣 𝙧𝙤𝙢𝙖𝙣ı𝙙ı𝙧. 𝙎𝙖𝙫𝙖𝙨̧𝙩𝙖𝙣 𝙙𝙤̈𝙣𝙢𝙚𝙮𝙚𝙣 𝙮𝙖𝙠ı𝙣𝙡𝙖𝙧ı𝙣ı 𝙗𝙚𝙠𝙡𝙚𝙮𝙚𝙣 𝙠𝙖𝙙ı𝙣𝙡𝙖𝙧ı𝙣, 𝙮𝙪𝙧𝙙𝙪𝙣𝙖 𝙙𝙤̈𝙣𝙢𝙚𝙮𝙞 𝙗𝙚𝙠𝙡𝙚𝙮𝙚𝙣 𝙨𝙪̈𝙧𝙜𝙪̈𝙣𝙡𝙚𝙧𝙞𝙣, 𝙙𝙚𝙣𝙞𝙯𝙞 𝙗𝙚𝙠𝙡𝙚𝙮𝙚𝙣 𝙗𝙖𝙡ı𝙠𝙘̧ı𝙡𝙖𝙧ı𝙣, 𝙖𝙨̧𝙠ı 𝙗𝙚𝙠𝙡𝙚𝙮𝙚𝙣 𝙮𝙪̈𝙧𝙚𝙠𝙡𝙚𝙧𝙞𝙣 𝙨𝙤𝙣𝙨𝙪𝙯 𝙗𝙞𝙧 𝙨𝙖𝙗ı𝙧𝙡𝙖, 𝙝𝙖𝙮𝙖𝙩𝙖 𝙙𝙪𝙮𝙙𝙪𝙠𝙡𝙖𝙧ı 𝙞𝙣𝙖𝙣𝙘̧, 𝙖𝙙𝙖𝙣ı𝙣 𝙙𝙤𝙜̆𝙖𝙨ı𝙣𝙖, 𝙞𝙣𝙨𝙖𝙣𝙖 𝙙𝙪𝙮𝙪𝙡𝙖𝙣 𝙨𝙚𝙫𝙜𝙞𝙮𝙡𝙚 𝙖𝙣𝙡𝙖𝙩ı𝙡ı𝙧.
1000Kitap
Karıncanın Su İçtiğiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20235bin okunma
9/10
·437 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 22:53
Merhaba sevgili okur, Bu kitap seçilmiş halk hikayelerini özetler nitelikte hazırlanmış. Hikayeler anlatan kişiye göre bazı değişikliklere uğrar, hatta sonu dinleyici tercihine göre mutlu veya mutsuz sonla bitecek şekilde de değiştirilir. Genel olarak hikayelerin kısaca anlatıldığı bir seçki. Okuması da oldukça keyifli oldu. Halk hikayelerinin genel özelliklerini tanımak için de bir fırsattı. Bu kitabı almak için verdiğim çabaya değdi efenim ;) Umarım bir gün halk hikayelerini bir ozan anlatısından dinlemek nasip olur. Hikayeleri kısa kısa ve açık bilgi vererek anlatacağım, spoiler istemeyen uzak dursun lütfen. 1- Karacaoğlan: Yaşar Kemal’in “Üç Anadolu Efsanesi’nde anlatımın çok başarılı olduğunu söyleyerek başlayalım. Karacaoğlan esmer ve ince yapılı Toros’ların delikanlısı. Rüyasında bade içerek saz üstadı olur. “Saz yorulmadıkça, Karaca da yorulmazdı. Onun sözlerine de doyulmazdı…” Her gittiği yerde hürmetle karşılanan Karacaoğlan bir beyin kızı olan Elif’e aşık olur ve sevdâlılar kavuşurlar amaaa zamanla kader ağlarını örüp işleri değiştirir. Sazına gönül veren Karacaoğlan bir gün sazının teli kopunca sevdiğinin başına gelenleri hisseder. Elif’e döndüğünde artık çok geçtir. Güzel bir nasihatle de hikaye sonlanır. “Çok varıp gelirsen olmaz her yere Ya muhabbet kalkar, ya bir hâl olur...” 2- Kara Koyun: Maharetle kaval çalan çoban Mustafa gün gelir Ağa’nın kızına aşık olur. Olur olmasına da imkansız aşk kadar zor nesne az bulunur. Olur ya, Ağa kızı Ayşe de Mustafa’ya aşık olur. Mustafa haddini bilse de Ayşe’nin aşkından emin olunca tüm zorluklara göğüs gerip Ağa’dan kızını ister. Ağa’nın ve aşkı tanımamış olanların bir şartı vardır. Üç gün tuz yalatılıp susuz bırakılan koyunlar Mustafa’nın kavalıyla dereyi geçeceklerdir. Hiçbiri su içmezse Ayşe ile Mustafa
Halk HikâyeleriErgun Sav · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 19749 okunma