Yanıyor gözleri babamın, bakışı buğulu;
Geride kalıyor Van Gölü. Ey keder küpü iç deniz,
Babadan oğula yüreğimiz, dualarımız seninle şimdi.
Sert, hoyrat bir vedayla koparıldığı vatanın
Kıyısından batıya doğru yüzünü çevirdiğinde babamın
Duyduğu dehşet, huşu, benim içimde yaşıyor şimdi.
Bizi rahat bırakmayan acıların simgesi,
Doldukça dolan keder küpü, ey Van Gölü.
Toprağından dönmemecesine ayrıldı babam,
Efsanelerin beslediği o gökyüzünden uzak
Ölüp gitti ama ardında beni, küçük hayaletini
Bıraktı yas tutsun diye; soğuk, sislere gömülü,
Yağmurların yıkadığı o gölün, tüm ölümlü acıların,
Toplandığı o havuzun kıyısında ağıdını yakıp ağlasın diye.
Akköprü, dağdan gelen vuslatın uzun serin bir şarkısıdır. Bu çay, Erek Dağı'nın tepesindeki Keşiş Gölü'nden başlayarak Erek'in kuzey tarafındaki eteklerinden hız alıp köpüre köpüre aşağıya doğru Kopanıs (Değirmenköy), Zırvandanıs köylerini geçtikten sonra Sıhke bostanlarının bir zamanlar o akıllara seza güzel kokulu kavunlarını sulayarak aşağıya doğru yol alır.
Düze vardığında Toprak Kale'nin kenarında birkaç kehrizin suyunu da toplayarak Van çarşısının kuzeyinden geçerek Akköprü'deki değirmenlerin çarklarını döndüre döndüre Norşin Mahallesi'ni kat ederdi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çağrı Bey, burada pek fazla kalmayarak Azerbaycan üzerinden Doğu-Anadolu sınırlarını aşıp Van Gölü havzasına girdi. İlk olarak Anadolu'ya, giren, özellikle Ermeni kaynaklarında vasıflandığı üzere, "Mızrak, ok ve yaydan oluşan silâhları çekili, beli kemerli, uzun ve örülü saçlı, rüzgâr gibi uçan Türk atlıları" karşısında Bizans komutanı Senekerim'in gönderdiği kuvvetler, "Yağmur gibi atılan oklar" karşısında kesin bir yenilgiye uğradılar.
Hitit imparatorluğu’nun var olduğu dönemlerde, Doğu Anadolu’da bir takım halklar yaşıyordu. Hurri kökenli bu insanlar aşiret düzeninde ve yarı göçebe olarak yaşamlarını sürdürüyorlardı; merkezi bir yönetim altında değillerdi. M.Ö. 13. yüzyılın ortalarından itibaren bir yandan Hitit imparatorluğu, öte yandan Asur krallığı’nın baskısını hissetmeye başladılar. Bu baskılar giderek aşiretler arası bağları güçlendirdi. Böylelikle Biaini devleti, Asurluların deyimi ile Urartu krallığı kuruldu. M.Ö. 9. ve 6. yüzyıllar arasında, çekirdeğini Van Gölü çevresinin oluşturduğu Urartu krallığı 300 yıl boyunca yörenin güçlü bir devleti oldu.
Yaşadıkları bölgenin kayalık yapısı ve sert iklim koşullarına ayak uydurmayı başaran Urartuların en büyük ve özgün çalışmaları bayındırlık alanında olmuştur. Onlardan günümüze kalmış çok sayıda kale, kent, su bendi ve kanalı, karayolu ve kaya anıtı vardır.
Kimerler tarafından zayıflatılan Urartu devleti, M.Ö. 7. yüzyılın sonlarına doğru, Asur İmparatorluğu’na son veren olaylarla birlikte tarih sahnesinden çekildi.
“Van gölü… Van gölü değil, Van denizi… Öylesine geniş ki, denizden başkası yakışmaz, zaten Vanlılar da deniz diyorlar, gümüş tasta bir sudur. Kenarları oya oya işlenmiş bir gümüş tas. “