Hiçbir memlekette edebiyat, bizim memleketimizde olduğu kadar gündelik hayat peşinde koşmamış, acil ihtiyaçların emrine cömertçe kendini terketmiştir. Vatan şiiri, halk şiiri, milli hayata dair roman… siyasi, iktisadi, içtimai, günün bütün mevzuları, hespi edebiyatımızda daima ön satfadır.
Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkla yiyen, kemiren yaralar.
Kimseye anlatılamaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem de alaycı bir gülüşle dinlerler bunları. Çünkü henüz çaresi de devası da yok bu dertlerin. Tek ilaç şarap yardımıyla unutmaktır; afyonun ve uyuşturucu maddelerin sağladığı sahte uykudur. Ama ne yazık ki bu tür devaların da etkileri geçicidir, acuyu kesecekleri yerde çok geçmeden daha da şiddetlendirirler.
Mizah, meslek olmamak şartıyla güzeldir. Onu her şeyin yerine koyduğumuz zaman, kainat bir sırıtmadan ibaret kalır. İnsanın bugün gibi, dün de sadece gülebilmesi için budala olması lazımdır.