Lucien onun için bir yük, alışamadığı bir zorluk. Adèle, karmakarışık duygularının arasında, oğluna olan sevgisinin hangi kuytuda saklandığını bilemiyor: onu birine emanet etmenin paniği, kıyafetlerini giydirirken duyduğu kızgınlık, inatçı bebek arabasını yokuş yukarı iterken hissettiği bitkinlik. Sevgi var, Adèle bundan hiç şüphe duymuyor. Kaba saba, gündelik hayatın kurbanı olmuş bir sevgi.
Adèle, neden evlendiyse o yüzden çocuk yaptı. Dünyaya ait olmak, kendini başkalarıyla arasındaki farklardan sakınmak için. Bir eş ve anne olarak, kimsenin elinden alamayacağı bir saygınlık halesiyle çevrelenmiş oldu. Kaygılı akşamlar için bir sığınak, sefahat günleri için de rahat bir inziva inşa etmiş oldu.
Hamileliği sevdi.
Uykusuzluk ve bacaklarındaki ağırlık, biraz bel ağrısı, diş eti kanaması hariç, Adèle harika bir hamilelik geçirdi. Sigara içmeyi bıraktı, ayda bir kadeh şaraptan fazlasını içmedi, bu sağlıklı yaşam onu tatmin ediyor gibiydi. Hayatında ilk kez mutluydu sanki. Sivri karnı, belinde hoş bir kavis oluşturmuştu. Teni pırıl pırıldı, hatta yana doğru taradığı saçlarını bile uzatmıştı.
Hamileliğinin otuz yedinci haftasındaydı; artık yatarken çok rahatsız oluyordu. O gece Richardı tek başına dışarı çıkması için teşvik etti. "Zaten alkol içmiyorum, hava sıcak. Partiye gidip de ne yapacağım? Sen git eğlen, beni merak etme."