Doğa, bir amaç uğruna hiçbir şey yapmaz. İnsanlar, doğada var olan her şeyin, insanlar gibi, belirli bir hedefe yönelik çalıştığını varsayarlar; aslında Tanrı’nın bile her şeyi bir hedef doğrultusunda yönettiği bir gerçeklik olarak kabul edilir, çünkü Tanrı’nın her şeyi insanın iyiliği için yaptığına ve insanın da buna karşılık olarak Tanrı’ya ibadet etmesi gerektiğine inanılır. Neden bu kadar çok insan buna inanıyor ve bu yanlış fikre sarılmaya meyilli? Tanrı’nın ya da doğanın hareket etmesinin nedeni veya amacı ile O’nun varoluş nedeni aynıdır. O, bir amaçla var olmaz; O, bir amaçla hareket etmez; ve O’nun varoluşunun bir başlangıcı ya da nedeni olmadığı için, eylemlerinin de bir başlangıcı ya da amacı yoktur. "Nihai neden" dedikleri şey, sadece insani bir arzudan başka bir şey değildir.
Bu, cinselliğin niçin evrensel bir problem olduğuna ilişkin bütün problemi devreye sokar. "Cinsel Aydınlanma" hakkındaki çarpıcı denemesinde hiç kimse cinsellik problemini Rank kadar iyi incelememiştir.22 Sekizinci bölümde biraz detaylı olarak tartışacağım için, tartışmayı burada tekrar etmenin pek gereği yok. Ancak, cinselliğin bizim varoluş paradoksumuzdan, insan doğasının dualizminden nasıl ayrılmaz olduğunu göstererek bunu zamanından önce açığa çıkarabiliriz. Kişi hem bir benlik hem de bir bedendir ve başlangıçtan beri "kendinin" gerçekten nerede -sembolik içsel benlikte mi yoksa maddî bedende mi- "olduğu" konusunda bir karışıklık mevcuttur. Her bir fenomenolojik alan farklıdır. İçsel benlik düşünce özgürlüğünü, hayal gücünü ve sembolizmin sonsuz uzaklığını temsil eder. Beden, determinizmi ve sınırlılığı temsil eder. Çocuk, kendinin "ne" olduğunu belirleyen bedeni ve onun uzantıları nedeniyle eşsiz bir varlık olarak özgürlüğünün giderek geri çekildiğini öğrenir. Bu nedenle, cinsellik çocuk için olduğu kadar yetişkin için de büyük bir problemdir: Kim olduğumuz ve niçin bu gezegende ortaya çıktığımız probleminin çözümü yoktur -aslında, bu korkunç bir tehdittir. Kişiye derinlemesine ne olduğunu, dünya üzerinde çalışan ne tür farklı bir yetenek olduğunu söylemez. Suçluluk duymadan seks yapmanın bu kadar zor olmasının nedeni budur: Suçluluk mevcuttur, çünkü beden kişinin içsel özgürlüğünü karartır, onun "gerçek" benliği -seks eylemi vasıtasıyla- standartlaşmış, mekanik, biyolojik bir role zorlanır. Hatta daha kötüsü, içsel benlik kesinlikle hesaba katılmaz; beden tamamen total bireyin sorumluluğunu üstlenir, bu suçluluk türü içsel benliği sindirir ve yok olmanın habercisidir.
Bu yüzden bir kadın, erkekten "yalnızca bedenimi" değil, "beni" istiyor güvencesini talep
Bu kısa giriş bölümünde yapmaya çalıştığım şey, kahramanlık probleminin insan hayatının merkezî bir problemi olduğunu, organizmacı narsisizme ve çocuğun hayatının şartı olarak kendini beğenme ihtiyacına dayandığı için insan doğasının derinine başka her şeyden daha fazla girdiğini öne sürmektir. Toplumun kendisi, düzene bağlanmış bir kahramanlık sistemidir. Bu, toplumun her yerde insan hayatının önemini içeren yaşayan bir mit, cüretkâr bir anlam evreni olduğu anlamına gelir. Bu nedenle, her toplum böyle düşünsün ya da düşünmesin bir "din"dir: dinî ve ruhsal fikirleri hayatlarına dâhil etmeyerek kendilerini ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar, Sovyet "dini" ve Maocu "din", bilimsel ve tüketici "dini" kadar dindir. İleride göreceğimiz gibi, her İnsanî kültürel yaratımın bu dinî doğasını psikolojik olarak gösteren kişi Otto Rank'ti ve daha yakın zamanlarda bu fikir Life Against Death [Ölüme Karşı Hayat] adlı eserinde Norman O. Brown ve Revolutionary Immortality [Devrimci Ölümsüzlük] adlı eserinde de Robert Jay Lifton tarafından yeniden gündeme getirilmiştir. Bu telkinleri kabul edersek, o zaman evrensel İnsanî problemle meşgul olduğumuzu kabul etmek zorundayız; bu problemi mümkün olduğu kadar dürüst biçimde incelemeye, insanoğlunun kendini-açığa vurması nedeniyle en şaşırtıcı düşüncenin mümkün kılacağı kadar şaşırmaya hazır olmalıyız. Bu düşünceyi, son 150 yılın sökümünün bizi nereye götüreceğini görmek için Kierkegaard'la başlatalım ve Freud'la sürdürelim. Birkaç kitabın etkileyici dürüstlüğü dünyayı hemen değiştirecekse, o zaman sözü edilen beş yazar milletleri zaten temellerinden sarsmıştır. Herkes sanki insanoğlu hakkında hayatî hakikatler mevcut değilmiş gibi davranmaya devam ettiği için, insanın kendini açığa vurması boyutuna başka bir önem yüklemek