Yüz elli yıllık bir süre boyunca, ticaret toplumunda yaşayan yazarlar, birkaç istisna dışında, keyifli bir sorumsuzluk içinde hayatlarını sürdürebildiklerini düşünmüşlerdir. Bir şekilde yaşamışlar ve gerçekten yaşamışçasına tek başlarına ölmüşlerdir. 20. yüzyılın yazarları olarak bizlerse asla yalnız bir yaşam süremeyeceğiz. Hepimizin ortak kaderi olan sefaletten kaçamayacağımızı bilmek zorundayız ve içinde bulunduğumuz durumda tek tesellimiz, eğer varsa, imkanlarımız ölçüsünde, seslerini çıkaramayanlar adına konuşmak olmalıdır.
Nefret ettiğim bir şey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup “iyiyim” demenizi beklemeleridir.
Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz.