İlle de Vatanım♡
10/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 22:27
Bu incelemeyi okusanız kıyamet mi kopar? İncelemeyi okuyupta eleştirseniz nolur sanki? Hahaah Namık Kemal 'in kaleme aldığı döneminde çalkalanmalar yaşadığı Vatan Yahut Silistre de konu kısaca şöyle, Vatansever İslam Bey Silistre’yi savunmak için gönüllü olarak orduya katılıyor. Gitmeden önce de sevdiği kız olan Zekiye ile vedalaşıyor. İslam Bey'e öyle aşık ki, arkasından gitmeye karar veriyor fakat bunu erkek kılığına girerek yapıyor adını da Adem koyup gönüllüler ordusuna katılıyor. "Bilir misin, bence vatan imanla beraberdir. Vatanını sevmeyen Allah'ını da sevemez." Sayfa 39 Namık Kemal 'i zindanlara, sürgünlere gönderseler de susturamamalarının sebebi tam olarak bu sözdeki tutkudur. Adam vatanı bir toprak olarak değil ruhunun bir parçası olarak gördüğü için onu savunmayı dini bir sorumluluk, kutsal bir görev olarak kabul etmiş. Garip Olan Şudur Ki, Bu oyun 1 Nisan 1873'te İstanbul'da Gedikpaşa Tiyatrosu'nda ilk kez sahnelendiğinde, salonda bulunan halkı o kadar coşturmuştur ki seyirciler "Yaşasın vatan!" sloganlarıyla sokaklara dökülmüştür. Bu büyük milli heyecan ve yarattığı politik etki nedeniyle dönemin yönetimi oyunu yasaklamış ve yazarı Namık Kemal’i Magosa’ya sürgüne göndermiştir. Her devlet vatanını seven dilinden düşürmeyen millet ister oysa ki... Çünkü, O zamanın padişahı Sultan Abdülaziz, tiyatrodan sonra toplaşan halkın bu şekilde plansızca bir araya gelmesini ve tek bir ismin arkasında toplanmasını tahtı sarsabilecek bir isyan veya ihtilal provası olarak görmüştür. Osmanlı'da "vatan" ve "hürriyet" yeni kavramlardı. Saray, vatan fikrini "padişaha bağlılık" yerine "toprağa ve millete bağlılık" olarak yorumladığı için, bu düşüncenin mutlak monarşiye (tek adam yönetimine) karşı bir başkaldırı yaratacağından endişelenmiştir. Namık Kemal zaten padişahın yetkilerini sınırlayacak
İnceleme
Vatan Yahut SilistreNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,5bin okunma
Mahir Kabakçıoğlu & Mestan
10/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Demirciler Çarşısı Cinayeti karakter incelemesi I: Mahir Kabakçıoğlu Mahir Kabakçıoglu: Yaşar Kemal, Çukurova’nın toplumsal dönüşümünü anlatırken Mahir Kabakçıoğlu karakteriyle, geleneksel beylik düzeninin yerini alan, eğitimli ancak bir o kadar yozlaşmış ve fırsatçı sermaye sınıfını temsil eder. Yaşar Kemal’in Demirciler Çarşısı Cinayeti’ni okurken insanın zihnine kazınan en nevi şahsına münhasır karakterlerden biri şüphesiz Mahir Kabakçıoğlu’dur. Roman boyunca Çukurova’nın o bildiğimiz, kan davalarıyla kavrulan eski feodal düzeninin çöküşünü izlerken, Yaşar Kemal karşımıza öyle bir "yeni ağa" profili çıkarır ki, hani derler ya, gelen gideni aratır cinsten. Mahir Bey, kasabaya adımını attığı ilk andan itibaren o dönem için büyük bir caka vesilesi olan Viyana eğitimini ve Almancasını herkesin gözüne sokar. Amacı bellidir: Kasaba eşrafı üzerinde entelektüel bir üstünlük kurmak. Kendini büyük şehirlerdeki parlak kariyerleri reddetmiş, memleketine hizmet aşkıyla yanıp tutuşan bir idealist gibi pazarlar. Ama bu parlak, batılı ve aydın maskesinin arkasını azıcık kazıdığınızda, karşınıza geleneksel beylerden çok daha tehlikeli, mülkiyet hırsıyla gözü dönmüş bir fırsatçı çıkar. Onun o çok güvendiği modern eğitimi, halka bakışındaki ilkel acımasızlığı zerre yumuşatmamıştır. Aksine, yönetim felsefesini tek bir cümleyle özetler: "Dünya öküzün boynuzunda değil, Türkiye sopanın boynuzunda durur." Ona göre bu halk ancak baskıyla, şiddetle zapturapt altına alınabilir. İki dakika başını boş bıraktın mı düzen bozulur. Yani aslında tepeden tırnağa antidemokratik, tepeden bakan ve otoriter bir zihniyetin ta kendisidir. Derviş Bey ya da Mustafa Bey gibi eski toprak sahiplerini memleketin ilerlemesine ayak bağı olan "habis urlar" olarak görür. Görünürde onların kan davalarını
Demirciler Çarşısı CinayetiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20193,329 okunma
Reklam
Puan vermedi
Grigory Petrov’un kaleme aldığı Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitap, birçok konu hakkında halkın cahil ve duyarsız olduğunu vurgular. Ve Finlandiya halkını bu cahilliğinden kurtarmak için Snelman çok uğraşır. Finlerin Atatürk’ü Snelman’dır. ​Kitabın 89. sayfasında şöyle der: "Eğitimimizi elimizden aldığınız an biz de biteriz, tıpkı mayasız hamur gibi çökeriz." der. Bu cümle eğitimin ne denli önemli olduğunu vurgular. Kitabın 127. sayfasında ise şöyle der: "Vatan için yaşamak, ilerlemesi ve yükselmesi için ölmek kadar şereflidir." der. Kitabın 144. sayfasında şöyle bir cümle vardır: "Doğrusunu söylemek gerekirse çocuklar anne babaları ve amca, hala, teyze, dayılarıyla aynı evde yaşadıkları halde adeta yetim gibidirler." der. Kitabın 183. sayfasında şöyle der: "Bunlar nüfusun çoğu cahil, ayyaş ve aç insanlardan oluşan bir devletin bataklık zemin üzerine yapılmış yüksek taş kulelerden farkının olmadığını anlamıyorlar." der. Bu alıntılar Snelman’ın yaptığı konuşmalardan önemli cümleleridir. ​Şimdi hepsini açıklayayım. 89. sayfadaki alıntıda eğitimin öneminden bahseder, bana göre insan eğitimsiz bir insan bir hayvan gibidir. Sabah kalkar, yemek yer, tuvalet ihtiyacını karşılar ve uyur, bunları bir sokak köpeği bile yapar. Allah da insan ve hayvanlar arasındaki farkın akıl olduğunu söyler. Eğer sen aklını kullanmazsan, bir hayvanla aynı düzeyde olursun. Eğer bir ülkede cahil nüfus fazla ise o ülke bir elma gibi içinden yavaş yavaş çürümeye başlar.127. ​sayfadaki alıntıda ise vatanın ilerlemesinin vatan için ölmek kadar önemli olduğu söylenir. Bizler bu vatanı geliştirmek için bilgi sahibi kimseler olmalıyız. Kitapta bunu her zaman vurgular. Sonuçta cahiller ülkeyi geliştiremeyeceği için bir ülkenin bilgi sahibi insanlara ihtiyacı vardır.144. ​sayfadaki alıntıda çocukların
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025124,7bin okunma
Biraz ben biraz sen biraz insan
Puan vermedi·274 syf.·
2026 6. kitabı
İnsan nasıl insandır? İnsanı insan yapan temel özellikler nelerdir? İnsan insan kalmalı mıdır, yoksa insanlıktan arınabilir mi? “Yeniden doğdum” deriz ya… Sahi nasıl yaparız bunu? Hayata sıfırdan mı başlarız, yoksa acı tatlı hatıralarımızı içimizde kabul edip kendimizi affederek mi devam ederiz? Kitap aslında tam olarak bu ve benzeri birçok sorunun etrafında dönüyor. Direkt cevap vermiyor ama insanı sürekli bu soruların içine çekip saatlerce düşündürüyor. Kitabın dili yalın değil. Yer yer Eski Yunanca, Latince, Sanskritçe ve Arapça kökenli kelimeler kullanılmış. Açıkçası bu beni rahatsız etmedi, tam tersine merakımı artırdı. Hatta birçok kelimeyi tek tek araştırdım. Anlatımı klasik bir hikâye gibi akmıyor. Daha çok düşündüren, sorgulatan bir yapısı var. O yüzden sadece okuyup geçmiyorsun, sürekli durup düşünüyorsun. Benim de bazı yerlerde gerçekten uzun uzun düşündüğüm, hatta gözyaşlarımı tutamadığım kısımlar oldu. İlerleyen sayfalarda tarihî kişiliklere ve vatan için fedakârlık yapmış insanlara yer verilmesi çok hoşuma gitti. 234. sayfada Şerife Bacı ile karşılaşınca gerçekten çok etkilendim. Günümüzde tarihi biraz unutan bir toplum olduğumuzu düşününce, böyle bir hatırlatma beni hem duygulandırdı hem de düşündürdü. Şerife Bacı ve onun gibi kahramanlar sayesinde bugün buradayız ve onları unutmamak gerektiğini bir kez daha hissettim. Genel olarak kitap, insanı kusur, mükemmellik ve varoluş gibi konular üzerine düşünmeye zorluyor. Sadece bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda insanı kendi içine döndüren bir tarafı var. Post-apokaliptik, yani büyük bir felaketten geriye kalan dünyayı anlatan bir kitap diyebilirim. Bu büyük felaket ne olabilir? Doğal afetler olabilir; bir de insanın kendi felaketi, kendi yıkımı… “Allah herkese taşıyabileceği kadar yük verir derler.
Şimal YıldızıOğuz Yılmaz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202647 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 20:31
Yaşananların gerçek olduğunu bilmek kitabın daha etkileyici olmasını sağlıyor. Yazarlar zaten bildiğimiz hocalarımız. İzmirin sadece 1 gecede yaşadığı bunca acı olay çok etkili bir şekilde anlatılmış. Kurtuluş Savaşı nın fitilini ateşleyen İzmirin işgali olayı hakkında gerçekleri öğrenmek isteyen herkesin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Allah hiç kimseye bir daha böyle acılar yaşatmasın.
MahşerNazim Yaşar · Benim Hocam Yayınları · 2025281 okunma
Ehline düşmeyen her şey ziyan olur. /790. İnceleme
9/10
·224 syf.··
2026 31. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 07:54
Bilir misiniz kaşıkçı elmasının hikâyesini? 17. yüzyıl… Bir kâğıt toplayıcısı çöplükte bulur elması, anlamaz tabii değerini, gider bir kaşık ustasına üç kaşık karşılığında satar, kaşık ustası durur mu? O da hemen birkaç akçe karşılığında doğru bir kuyumcuya… Hepsi kendine göre kârlı bir iş yapmıştır. Hiçbiri bilmez elindeki elmasın değerini, geçip gittiğinde, yitip bittiğinde bile. “O yüzden ki elmaslar sultanlar içindir evlat! Çöplükte bulduğunu üç kaşığa değişen zavallı elmasın değerini biliyor olsaydı…” “Taht ki bahttır, kime nasip olacağı belli olmaz. Aşk ki tahttır, kime tac giydirir bilinmez.” Takvimler 1826 yılının sonbaharını gösteriyor, Tahtta ülkeyi tek başına ayakta tutmaya çalışan Sultan 2. Mahmut! Zaman, mutsuz insanlar zamanı… Osmanlı’nın görkemli günlerinden eser kalmamış, ayak bastığı yeri titreten devlet şimdi kendi içinde dahi zor zamanlar geçirmekte, Mora ayaklanmış, yıllarca bir arada, kardeşçe yaşayan insanlar başlamış Türkleri katletmeye… “Filik-i Eterya canileri Mizistre’de Türkleri kırıyorlarmış diye duyup imdada gittiydim. Meğer buradaki yandaşları fırsat kollarmış, yokluğumdan istifade evimi basmış. Geldiğimde ikisinin de deşilmiş cesetleri kokmak üzereydi.” Tarihin unuttuğu bir soykırım, akıl almaz zulümler, tecavüzler… “Masalları artık değiştirmek lazım dostum, ormanın sultanı aslan değil tilki olmalı.” “Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi,” diye başlıyor Charles Dickens İki Şehrin Hikâyesi’ne, “Hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık, hem inancın devriydi hem şüpheciliğin…” Tam da öyle zamanlar… Bir soygun planlanıyor, sarayın en değerli mücevherini çalmak için! Sarayın en iyi korunan odasından en değerli mücevheri, kaşıkçı elmasını çalmak! Kim yapabilir bunu? Zindan Şeyhi Müderris Ubeydullah Ağa, namı diğer Aslan, arastada
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,294 okunma
Reklam
Reklam