Karış karış acayipliklerle ve ibret tablolarıyla dolu şu dünyada aklı olmayan bir hayvan misali şehevi dürtülerine göre bilinçsizce bir hayat yaşamayı vadediyor.
Bir kadının ne olduğunu anlayanlar için asıl zavallı olan erkeklerdir. Kadın olmayınca bir erkek hayatının ne kuru, ne yağmursuz, tesellisiz bir siyah çöl olduğunu bilseniz… Bunu bir çok erkek de bilir de sonra unutur. Bir kadının bir erkek hayatına sade bir varlıkla nasıl şiir ve tazelik verdiğini, ruhu bir yana atsak bile yalnız vücut için de nasıl büyük bir koruyucu olduğunu bilseniz…
Herkes bir şekilde senin hakkında fikir sahibiyken, yaşadığını nasıl göremezsin ve başkalarının kafasında sen, senin kafandaki halinden çok farklıyken, aynı şekilde başkaları da senin onları gördüğün şeklinden farklı olamazlar mı?
1980'lerde felsefeci Hilary Putnam bu soruyu bir üst seviyeye şöyle yükseltti: "Fıçıdaki bir beyin miyim ben?" Bilim insanları beyninizi vücudunuzdan ayırmış olsa ve bir kitabın ellerinizde bıraktığı hissi, derinizin sıcaklığını, ellerinizin görünüşünü algıladığınızı inanmanızı sağlayacak şekilde korteksinizi uyarsa nereden anlayabilirdiniz? Bu soru, 1990'larda "Matrix'te mi yaşıyorum?" biçimine dönüştü. Günümüzdeki eşdeğeri ise şöyle: "Bir bilgisayar simülasyonu muyum ben?"