Puan vermedi·168 syf.··
2026 11. kitabı
Bazı kitaplar vardır, bitince bile etkisinden çıkamazsınız, o kitap biter ama o kitabın sizde bıraktığı izler gitmez. Kürk Mantolu Madonna kitabı da benim için öyle bir kitaptı. Baş karakterimiz Raif Efendi bir sanat sergisinde "Kürk Mantolu Madonna" tablosunu görür ve etkisinden çıkamaz, daha sonra tablonun sahibi olan Maria Puder ile tanışır ve aralarında bir bağ oluşur. Raif Efendi dışarıdan sessiz içine kapanık biri olarak görünse de defterinde yer verdiği yazılarından iç dünyasının ne kadar derin olduğunu da anlayabiliriz. Raif'in yalnızlığı beni derinden etkilemişti, iç dünyasının derinliği karşısında etkilenmiştim. Bu kısım spoi içermektedir! Başta güzel bir aşk hikayesi olarak ilerleyip daha sonra ayrılığı ile okuyucuyu ne kadar hüzünlendirse de herkesin bir şans vermesi gereken bir kitap. Başka bir son olmasını istemezdim, bazı aşklar hak etmese de ayrılığı kabullenmeli, mutlu bir son ile bitseydi okuyucuda bu kadar iz bırakmazdı diye düşünüyorum. Maria belki Raif efendiyi unutmadı ama Raif efendi Maria'nın yokluğunda kendini unutmuştu, çünkü kendi benliğinde eksik olan kısımdı Maria...
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,4bin okunma
9/10
·112 syf.··
2025 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2025 00:00
Edebiyat tarihinin açık ara en "gamsız", en "dünya yansa umrunda olmaz" başkarakterine sahip kitabıdır. Kitabın varoluşçu felsefesini tek bir cümleye sığdırmak gerekirse o da şudur: "Evrenin umurunda değiliz, e o zaman benim de evren umurumda değil; o halde hayde gidip bir kahve içelim." Kitap insanın kanını donduran bana da daha ilk satırlarından "bu ne gevşeklik bre ehli deve" dedirten o meşhur cümlesiyle başlar: "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." Normal bir insan böyle bir durumda ne yapar? Ağlar, yas tutar, taziyeleri kabul eder. Bizim Meursault ne yapıyor? Cenazede kahve içiyor, ertesi gün kız arkadaşı Marie ile denize girip, üstüne bir de komedi filmi izlemeye gidiyor. Suç ve Ceza'daki Raskolnikov işlediği suçun ağırlığıyla vicdan azabından yataklara düşüp hummalar içinde kıvranırken, Meursault annesinin cenazesinde sadece "Güneş de ne yakıyor arkadaş" diye terlemeyi dert edinir. Gelelim o meşhur plaj sahnesine. Olaylar gelişir, kumsalda tekin olmayan bir karşılaşma yaşanır ve Meursault cebindeki tabancayla bir adamı vurur. Neden mi? Nefret ettiği için mi? Derin bir felsefi hesaplaşma veya kan davası yüzünden mi? Hayır. Ter damlası gözüne aktığı ve güneş gözünü aldığı için.Kitabın ikinci yarısı tam bir hukuk komedisidir. Meursault cinayetten yargılanmaktadır ama mahkemede kimsenin cinayeti falan konuştuğu yoktur. Savcı: "Sayın jüri, bu adam bir canavar! Neden mi? Adam vurduğu için değil, annesinin cenazesinde sütlü kahve içip ağlamadığı için!" Meursault'un iç sesi: "Acaba mahkeme ne zaman biter, öğle yemeğinde ne yesem... Marie de bugün ne güzel giyinmiş." Meursault, kendi idam davasında bile o kadar sıkılır ki, sanki zorlu bir final haftasında çok çalışıp tüm ezberini unutmuş bir öğrencinin boş sınav kağıdına bakması gibi (yaşayan bilir), kendi
İnceleme
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
Reklam
8/10
·552 syf.··
2026 49. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:18
“Umut kayıp değil, yalnızca yanlış yerde aranıyor..” Ve seri biter.. Final her ne kadar acele gelmiş olsa da çok severek okuduğum bir seri oldu.Yazarın anlatım tarzı, karakterlerin derinliği, içsel sorgulamalar hepsi çok iyiydi.Kurgu harikaydı.Bu kadar uçuk şeylerin bir tek bana aşırı mantıklı geliyor olmasını kesinlikle kabül etmiyorum :D Bence hepimize mantıklı göründüğü anlar vardı.İki puan kırmamın sebebi Goddard (ismini yanlış yazmış olabilirim) karakterinin her yaptığı şeyden yırtmasıydı.Böyle olunca da o karakter benim gözümde gerçekliğini yitiriyor. Yani hadi ama.Bir tane adam yahu.Bir orduyla falan da dolaşmıyor.Bir taneniz de bırakın indirmeyi teşebbüs bile etmediniz ya.Şaşıp kalıyorum.Tamam yine kazanan kötü olsun ama o kadar da kolay olmamalı her şey.Bi diğer sebep ise sonunun çok oldu bittiğe gelmiş olması.Yazar biraz daha uzatabilirdi.Ya da biraz daha yaymayı tercih edebilirdi.Ama öyle olmadı maalesef “Dur bi dakika ne oldu öyle, ay sakın yapma, aa gitti..” falan derken kitap bitiverdi.Olsundu.Çok daha zayıf seriler gördüm onlar bunun yanında solda sıfır kalır. Ne olursa olsun bu seriyi şiddetle tavsiye ediyorum.Mantık çerçevesinden çıkmayan, anlatımı güzel bir bilimkurgu arıyorsanız hiç düşünmeden bu seriyi alın.Pişman olmayacaksınız.
İnceleme
ÇanNeal Shusterman · Juno Kitap · 2025321 okunma
Bir Çocuğun Kalemiyle İnsanlığın Yüzüne Çarpan Tokat
9/10
··
Beğendi
Bazı kitaplar vardır, okursun ve bitirirsin. Bazıları ise biter ama içinden çıkamazsın. Anne Frank’in Hatıra Defteri benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Kitabı kapattığımda elimde sadece bir günlük yoktu; yarım kalmış bir çocukluk, susturulmuş bir ses, büyümesine izin verilmemiş bir kız çocuğu ve insanlığın en karanlık tarafıyla yüzleşmiş bir kalp vardı. Anne Frank’i okumak, sadece savaş döneminde saklanan Yahudi bir kızın yaşadıklarını öğrenmek değil. Onun odasına, korkularına, hayallerine, öfkelerine, kıskançlıklarına, umutlarına ve çocukça inatlarına misafir olmak demek. Bu yüzden kitap beni çok sarstı. Çünkü Anne bir tarih figürü gibi değil, kanlı canlı bir insan gibi duruyor karşında. Bazen çok zeki, bazen kırılgan, bazen öfkeli, bazen umut dolu, bazen de sadece anlaşılmak isteyen küçücük bir kız. Bu kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, Anne’in yaşına rağmen dünyayı anlama biçimi oldu. O küçücük saklanma yerinde, ölüm korkusunun gölgesinde bile kendini, insanları, ailesini, hayatı ve geleceği düşünmeye devam ediyor. Dışarıda savaş var, nefret var, yakalanma ihtimali var; ama Anne’in içinde hâlâ yazma isteği var. Hâlâ güzel şeylere inanma çabası var. Hâlâ bir gün özgürce yaşayacağına dair inancı var. İşte insanı en çok burası yıkıyor. Anne beni ağlattı. Bunu süslü bir cümle olsun diye söylemiyorum. Gerçekten bazı sayfalarda durup nefes almak zorunda kaldım. Çünkü onun yazdıkları sadece acıklı olduğu için değil, çok gerçek olduğu için can yakıyor. Günlüğünde büyük laflar etmeye çalışan biri yok. Kendini kahraman gibi göstermeye çalışan biri yok. Anne bazen annesine kızıyor, bazen babasına sığınıyor, bazen kendini yalnız hissediyor, bazen âşık oluyor, bazen haksızlığa uğradığını düşünüyor. Yani aslında büyüyor. Biz onun büyümesini satır satır
1000Kitap
Anne Frank'ın Hatıra DefteriAnne Frank · Avni İnsel Kitabevi · 19588,9bin okunma
10/10
·416 syf.··
2026 60. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 01:34
Şu an bu kitabın konusunu birine mektupla yazmam gerekseydi eğer, kağıt gözyaşlarımdan parçalanmış olurdu. Kitabı bitirdim ve artık aynı kişimiyim hiç bilmiyorum. Bazı kitaplar bittiğinde hikâye de biter. Serçe ise bittikten sonra zihninizde yaşamaya devam ediyor. Derin ince bir sızı gibi hem de. Kitabın ilk sayfalarında baş karakter Emilio Sandoz’un başına gelenleri tam olarak anlayamıyoruz. Bir şeylerin çok yanlış gittiğini hissediyoruz ama yazar gerçeği hemen göstermiyor. Parçaları yavaş yavaş bir araya getiriyoruz. Daha kırkıncı sayfalarda içimi acıtan bir şeyler vardı ama ne olduğunu tam çözememiştim. Geriye dönüp baktığımda bunun ne kadar bilinçli ve başarılı bir tercih olduğunu görüyorum. Yazarın kalemine hayran kaldığım ilk nokta anlatım biçimi oldu. Karakterler arasındaki bakış açısı geçişleri inanılmaz yumuşak. Bir karakterin zihninden diğerine geçtiğinizi bazen birkaç satır sonra fark ediyorsunuz. Anlatım asla karışmıyor. Bu geçişlerin doğallığı beni gerçekten etkiledi. Betimlemeler de aynı ölçüde güçlü. Okuduğum her sahne gözümde canlandı. Mekânlar, karakterler, yüz ifadeleri ve duygular son derece canlıydı. Kendimi bir roman okumaktan çok yaşananları izliyormuş gibi hissettim. Fakat Serçe‘yi benim için özel yapan şey yalnızca dili değildi. Rakhat’a gidildiğinde kitap bambaşka bir katman daha kazanıyor. Bir gezegen yaratmak başka şeydir, yaşayan bir toplum yaratmak başka şey. Mary Doria Russell yalnızca farklı bir yaşam formu tasarlamamış; ekonomi, politika, sınıfsal yapı, aile ilişkileri ve güç dengeleri olan bir toplum kurmuş. Bu yüzden zaman zaman kitabın içinde ikinci bir kitap okuyormuşum gibi hissettim. Bir tarafta karakterlerin hikâyesi ilerlerken diğer tarafta Rakhat’ın nasıl işlediğini okuyoruz. Kitabın sonlarına doğru yaşadığım gerginliği
SerçeMary Doria Russell · Metis Yayıncılık · 2003372 okunma
2/10
·%38 (169/440 syf.)·
Bu kitabı tamamen texting diye okumak istemiştim. Hani hem çabuk biter hemde şu sıralar romantik bir kitap okuma isteğimi karşılar demiştim. Ama gerçekten beklentimi karşılayamadı. 169 sayfa falan okuyabilirdim sadece. Kitabın konusu Safir yetenek sınavına girecek ve bunun için taslaklar çıkarmış. Sınav taslakları inceleyecek. İyi bir sonuç çıkarırsa sergisini açacak. Kafede o defteri kaybediyor. Sonra bir erkek bu defteri buluyor ve bu kızın kimseye söylemediği hesabına yazıyor. Kızın yetenek sınavına üç gün falan kalmış bu arada. Sonra bunlar konuşmaya başlıyor. SPOİ KISMII Bu Safir çok saf ve salaktı gerçekten. Birde sürekli hakaret edip duruyor. Bomboş hakaretler ve tehditlerle bunlar konuşuyor. Erkek de salaktı. Bı de kızın babası berbat biri -her Wattpad kitabında olduğu gibi- , anneside bunu umursamıyor. Her şeye susuyor. Bu Safir'in de bir eski erkek arkadaşı var . Bunun ailesi ile bu eski erkek arkadaşı arkadaş. Sonra bu yetenek sınavına az bir süre kala bu eski erkek arkadaşı ayrılıyor. Zaten kızda konuştukları kafede unutuyor defteri. Sonra Milas'a geçiyor. Bunlar konuşuyor. Ama yani sadece saçma sapan konuşuyorlar. Kız bir hakaret ediyor bir edebiyata geçiyor. 18 yaşında bir kızın böyle konuşması da saçma geldi. Hal böyle olunca benim de okuma hevesim gitti. Yarım bıraktım. Bir dahada okumaya çalışmam. Ben beğenmedim.
SafirCemal Latifoğlu · Athica Yayınları · 2025178 okunma
Reklam
Reklam