Yazıhane
"Hizmetinde Ferhat Gibi Dağları Delerim!"
Padişah bir gün Kâğıthane taraflarında ava çıkar; dereleri, bayırları dolaşırken çayırlık çimenlik öyle yerler görür ki eski birtakım su yolları, bentler harap olmuştur. Kaynakları kaybolmuş, bazı dereler de başıboş akıp gitmektedir... O anda, bu suları toplayıp İstanbul’a getirtmeyi düşünür...
Saraya döndüğünde devlet erkânını çağırarak İstanbul’un su işini konuşurlar... Binbirdirek, Yerebatan ve Çukurbostan sarnıçları şahittir ki eskiden, buralarda toplanan yağmur sularıyla ihtiyaç karşılanırmış. Sonra su kemerleri yapılarak şehre sular getirilmiş. Fakat zamanla su yolları bozulup o sular kaybolmuş. Sultan Süleyman: “Her sanatın üstadı vardır, bu işi mimar ile konuşmak lâzımdır.” buyurmuş.
Bana emir verildi, gittim, o vadileri adım adım, karış karış dolaştım. Ölçümler için su terazileri kurdum, bütün eski su yollarını, bentlerini tetkik ettim. Bazı derelere geçici tahta bentler yapıp suyunu ölçtüm ve nihayet padişaha mütalâamı yazıp verdim: “Saadetli padişahım, bu vadilerin suyu da su yolları da hazırdır. Şu kadar lüle suyun şehre akıtılması için bir emriniz kâfidir.” (Lüle; suyun miktarını, akışının kalınlığına göre göstermek için kullanılan ölçüydü. 4 adet kamış kalınlığındaki boruya, 1 lüle denirdi.)
Beni çağırttılar:
“Bu suların gelmesi ne yolla mümkün olur?” buyurdular. “Padişahım, dedim, iki yolu vardır. Biri, parasız angarya usulüdür, bendelerinizin haddi hesabı yoktur, her biri hizmetinize can verirler. Diğeri hazine ile olur. Su akmadan, suyun yolunda para akar...”
“Evvelki tedbirin bize faydası yoktur, el hayrıdır, ikincisi daha uygundur, kendi malımızdan verelim. Ücretle getireceğin amelenin, ırgadın ve ustanın haklarını ödeyelim, kimsenin zerre miktarı hatırı rencide olmasın!” dedi.
Sonradan Mısır