Rüveyda'ya Ağıt
Ben bir aziz değilim, hele gündüz değilim Attığı her adımda siyah bir iz bırakan Bir yanında ürküten bir baldıran gövdesi Bir yanında kederi özümleyen bir lâle Merhamet sahrasının uyuyan gecesiyim Bırak da, böyle bitsin bu günahkâr serüven Bırak da kurtarayım bu emânet sarayı Yeter, intiharınla oyduğun yüreğimi Umutsuz şarkılarla avutulduğum yeter Göğsümde bir yanardağ kıvranıyor Rüveyda Yaraları kapandıkça kanıyor Rüveyda Duman çöktü güneşin sitem aynalarına Aralandı perdeler; şimdi sessiz değilim Dertliyim, viraneyim, ben bir aziz değilim Azizler tohum eker sevgi tarlalarına Senin gözlerin dram; oysa ağlatan benim Ben dilenci; sen sultan; sevgi dağıtan benim Sen ışık; ben karanlık ve aydınlatan benim Ben ölümüm; sen hayat; cana can katan benim Sabah sende oluyor; güneşi tutan benim Soran ben; sorulan sen; hüznü damıtan benim Öldüren ben; ölen sen; kabirde yatan benim Sen sevda yüklü bulut, göklerimin sahibi Saklıyorum içimde seni bir tufan gibi Nerde uğruna ömür verdiğim belâ, nerde Her hatıra bir demet zakkum meyhanelerde Düşlerim esrarınla çoğalan pervanedir
Sayfa 18·Kitabı okudu
Zira sen böyle sağlam bir karakterin ve ruh yüceliğinin bir insanda olabileceğine inanmakta güçlük çekiyorsun.
Sayfa 10·Kitabı okuyor
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Seneler geçti, sevgili Manuel Valadares. Bugün kırk sekiz yaşındayım ve bazen kendimi hasrete öyle kaptırıyorum ki hâlâ çocuk olduğumu zannediyorum. Her an ortaya çıkıp bana sinema yıldızı kartları ya da misketler getireceksin sanki. Hayatın şefkatli yanını bana sen öğrettin, sevgili Portuga. Bugün çocuklara misketler ve kartlar dağıtmaya çalışan benim, çünkü şefkat olmayınca hayatın pek değeri kalmıyor
Alıntı
Hırsızlar cüzdan okumayı ve ardından iki parmağıyla okutmayı nasıl on yaşında öğreniyorsa sen de harita okumayı ve daire sayışını katlara bölerek kapı numarası çıkarmayı yirmilik dişlerin çıkışından sonraya bırakma, yoksa yüzlük dişlerin çıkana kadar düzelmez bu her adımınla yarattığın vaveyla.
Sayfa 271 - Tahir Musa Ceylan
İnsanın; Allah’ın zatına seçilmeye yolculuk yapması başkadır, Allah’ın zatına seçilmesi başkadır. Allah’ın zatına seçilmek saf ikramdır. Nasıl ki Allah’ın bizi yaratması onun ikramıysa kulunu zatına seçmesi, geldiği yere alması da onun saf ikramıdır. Yoksa kul kendisi çalışmakla oraya çıkamaz. Şimdi biri arşa çıksa sonra da “ben arşa çıktım” dese ayıp olmaz mı! Sen elini kuşların kanat çırpması gibi çırptın diye kendin mi arşa çıktığını sanıyorsun! Sen arşa çıkmadın, o seni arşa aldı. Senin bunu bilmen lazım. Evet, seni o aldı; ama sana da “kanat çırp” diye emretmişti, sen sadece Allah’ın bu emrini yerine getirip çabanı, gayretini sarf ettin, duanı yaptın. Bütün gücün ancak bu kadardır. Allah da duanı kabul etti ve seni arşa aldı. Yoksa biraz kanat çırptın diye sen arşa çıkmış olmuyorsun. Evet, kulunu zatına seçmek Allah’ın ikramıdır; ama bilmemiz lazım ki Allah sadece kanat çırpmaya çalışanları; yani kendisini tercih edenleri ve bunun için gereken çabayı, gayreti sarf edenleri zatına seçer, yalnızca onlara bu ikramı yapar.
Sayfa 400·Kitabı okuyor
Sen, Allah üzerinde hiçbir hakkın olmadığını ve bu dünyanın imtihan diyarı olduğunu iyice bellediğinde; musibetlere kara bir bulutmuş gibi bakmayacak, sevindirici olayları ise sadece nefes aldırıcı anlar olarak göreceksin. Mesela hayırlı bir iş münasebetiyle yoğun hazırlık içindeyken senin için çok değerli olan bir aile üyesinin başına beklenmedik bir olay gelebilir. Şayet hayata mükemmeliyetçi bir gözle bakıyorsan bu engeli hazırlık sevincini söndüren kara bir bulut olarak görürsün. Lakin bu sıkıntının gerçekleşmesinin, olası dünya sıkıntılarından biri olduğunu bilirsen -ki bu hayatta asıl olan imtihandır- neşe verici hazırlığına -kaçınılmaz olan kederden- bir anlık nefes almak olarak bakarsın.