Bazen bu hayranlıklar o dereceyi bulurdu ki, Mümtaz, saadetini kendi gibi faniye çok bulur, delice ihtimallerden korkardı. Mümtaz’ın muhayyilesi, mesela büyük deniz ejderlerinin çektiği arabasında, etrafa köpük saçarak gelen bir deniz tanrısının, Nuran’ı elinden alıp bütün etraftaki parıltıların, onların arasından kıvranan, renkli bir akide şekeri hazırlanır gibi eriyen, balık sırtı gibi pul pul, her renkten, her perdeden kadife ve yosun kadar yumuşak gölgelerin toplandığı, en son haberini Andersen’in masallarından aldığımız o denizaltı saraylarından birine götürebileceğine pekâlâ inanabilirdi.
"O halde ne yapacağım?" diye ağladı yine ve artık zor cevabı açık seçik biliyordu: Sonuna kadar götürmek. Başka bir yalnız yolculuk ve en kötüsü.
"Ne? Ben, tek başıma, Kıyamet Çatlağı'na falan mı gideceğim?" Daha da çok ürktü ama kararı kesinleşti. "Ne? Ben Yüzük'ü ondan mı alacağım? Divan Yüzük'ü ona verdi."
Fakat cevap derhal geldi. "Ve Divan onun yanına yol arkadaşları kattı ki görev yarım kalmasın. Ve Grup'tan geriye bir tek sen kaldın. Görev yarım kalmamalı."
"Keşke son kalan ben olmasaydım," diye homurdandı. "Keşke bizim Gandalf veya başka biri burada olsaydı. Neden karar vermek için bir başıma bırakıldım sanki? Mutlaka yanlış bir şey yaparım. Üstelik Yüzük'ü almak, öne atılmak falan bana göre değil."
"Ama sen kendin öne atılmadın: sen öne sürüldün. Bu iş için doğru ve yerinde biri olup olmadığına gelince, Bay Frodo da yerinde bir seçim sayılmazdı, Bay Bilbo da. Onlar da kendileri yapmadılar bu seçimi."
Ben tümüyle saf dışı bırakılıp öldürüldü mü, gönüldeki tüm tutku ve dürtülerin sesleri kısıldı mı, işte o zaman gözlerini açacaktı en son şey, varlıktaki artık Ben olmayan öz, o büyük giz.
Her suç bir güç, her güç sayısızca suç üretir.
Örgütlü kötülükler ile soygun suçu ile büyüyen sermaye güçleri kol kola girdikleri her yerde zulüm üretirler.
Her ürettikleri kötülük bir önceki kötülüğün seviyesini artırarak zulmü sürdürmeye yöneliktir.
Sürdürülebilirlik çalışmaları bir tek örgütlü kötülük ve sermaye güçlerin yapması bilinçli bir çabadır.
Huzurun sürdürülebilir düzenini bozarak tersine bir çabayı sürdürülebilir hale getirmeyi dayatır dururlar.
İyileştirici ve devrimci tüm çabalar ise gücünü örgütlü ve sömürgeci sermaye gücüne kaptıranları uyandırmak ve farkındalık üreterek zulme son verme kararlılığını ortaya çıkarmaktır.
Bir toplumda en güçlü bedeli ödeyenlerdir. Bedel ödeyenler güçlerinin farkında olmadıkları için zulüm üretenlerin aldatan çabaları başarıya ulaşmaktadır.
Bu bilgilerin yazılması ve titreşim uyanış ile farkındalık üreterek seviyenin artmış olması devrimin gerçekleştiğini göstermeye fazlasıyla yeterlidir.
Kaybeden zorbalar çalıntı güçlerine güvenerek varlıklarını sürdürmek için yeni kötülükler üretmek istiyorlar.
Biz onların şiddet üreterek varlığını sürdürmek adına hiçbir kötülüğe alet olmadığımız zaman devrimi tamamlamış olacağız.
Tante Rosa, bir hayat boyu, acılardan, sevinçlerden, buruk ve bayıltıcı tatlardan, çok yorularak ve yaşlanarak, çirkinleşerek edinebildiği bu son toprak örtüsünün çıplak bir betona dönnüştüğünü gördü. Haykırdı, haykırdı, elbet...