bence, diye devam etti, marazî bir kitabın mikroptan farkı yoktur, insanı hasta eder. Sonra misaller getirdi. Başta mahut "Verther" misali. Arkasından mahut vecize: "Ne kadar insan Verther'i okuduğu için intihar etmiştir." Kıssadan hisse: "Genç kızlarımızın kütüphanelerine dikkat etmeliyiz."
Sayfa 25·Kitabı okuyor
Alıntı
Ferdî ve içtimaî ibdaları tesit ederken daima şuurlaştırılması gereken biricik kaygı; beylik bir edebiyat klişeciliğine düşmemek, böylece eserin dışında kalmamaktır. Pencereye sancak, kapıya fener, duvara vecize, taka defne dalı asmak ve gündelik gazeteye alışılmış tesit fıkraları karalamak kolay iş! Zorluk; fevkaladeliğine inandığımız hadiseyi her kutlayışımızda onun yeni bir maktaını bulmakta, delaletine yeni bir kanal açmakta. Cumhuriyet bir idare şeklidir ve basit bir tesis. Kıymet, onu doğuran sebepler ve zaruretler aleminde. Bizde onu milli kurtuluş hareketi doğurdu. Onun içindir ki bizde Cumhuriyet; anası olan mucize çapındaki hamlenin üstün kanunlarına bağlanmak, onu ananeleştirmek, ona layık, ona hayran, ona varis kalmak borcu altındadır. Bütün bilgisi ve bütün aletleriyle Garbın artık tasfiye ettiğine inandığı bir tarih ve toprak soyunu, mekân sahasında hayata kavuşturan büyük hamle; şimdi kendisine eş bir davranışla zaman sahasında da bizi fatihliğe davet etmekte. Boşlukta işgal ettiğimiz yer mekânımız; bu yeri dolduran, ifade de zamanımızdır. Mekânı toprak, zamanı eser temsil eder.
Sayfa 134 - Haziran 2010, “16'INCI YIL”, b.d.y·Kitabı okudu
Çerçeve
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Doktorlar ölümün dostudur ayak takımına göre. Bundan daha büyük bir haksızlık olamaz. Tam tersine, iyileşenlerin sayısı, tıbba kurban gidenlerin sayısından biraz daha fazladır bana kalırsa. Hattâ kimi doktorlar, bu konuda öylesine dikkatlidirler ki, hastayı öldürmek tehlikesini önlemek için, onu iyileştirmek çabasından da sakınırlar; hastaya ne iyi sonuçlar verebilecek ilaçları salık verirler, ne de kötü sonuçlar verebileceklerini. Bunların arasında büyük bir ağırbaşlılıkla şu sözü bir vecize gibi benimsemeleri vardı: İşini başarabilmesi için, doğayı kendi haline bırakmalı. Doktor, bir kenarda durup, doğanın sırtını sıvazlar; doğa iyi işler yapınca onu yüreklendirir ancak.
Sayfa 144·Kitabı okuyor
Doktor
Üç Vecize!
1." Usulü sağlam olmayan vusülden mahrum olur." 2." İlmi toptan elde etmeye kalkan toptan kaybeder." 3." Kulağa giren ilim kalabalığı anlayışı saptırır."
Kitaptan işaretlediğim yerler
“Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.” “Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak Hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?” “Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.” “Mazi bir girdaptır. Farkettirmeden içine çeker. Halbuki sana lazım olan bir tek şu andır. Şu anın hakikatini yaşamaktır aslolan.” “Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.” “Sufi der ki başkaları hakkında hüküm verip yargıda bulunacağıma, ben kendi içime bakayım. Sofu der ki başkalarının her kusurunu bulup çıkarayım. Ama unutmayın, çoğu zaman başkalarında hata bulanlar kendileri hatadadır. Teferruata ineyim derken bütünü kaybederler. Ağaçlara bakmaktan ormanı göremezler” “Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.” “Ama eninde sonunda çember döner, devir tamamlanır, ayna sırlanır. Her kışın baharı, her baharın bir sonu vardır. Ve şu vecize hala geçerlidir: Aşkın olduğu yerde, er ya da geç ayrılık vardır.” “Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O
Türkleri ilk olarak Türk diye niteleyen yeni bir milliyetçilik kavramı doğmaktaydı. Bu zamana kadar Türk adı Türkler arasında bile ancak Anadolu köylüsünün en aşağı tabakası için kullanılabilecek küçültücü bir sözdür. Yıllar sonra Mustafa Kemal'in bir vecize olarak ortaya attığı bir yurtseverlik sözlüğünde bile bilinçli bir kinaye vardı; Ne mutlu Türk'üm diyene!