• Babası Priştine'de posta telgraf müdürü Hüseyin Bey, annesi Münire Hanım'dır. 17 yaşında gönüllü olarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı,Yörük Ali Efe çetesinde Kuvayı Milliye gönüllüsü oldu, Köyceğiz Kuvayı Milliye Askerî Kumandanlığı görevinde bulundu. Liseyi Vefa Lisesi'nde okuduktan sonra sınavla İstanbul Tıp Fakültesi'ne girdi. Öğrencilik süresince direniş faaliyetlerini sürdürdü, Kurtuluş, Aydınlık gibi TKP yayınları yoluyla giderek komünist fikirlerle tanıştı ve 1920'lerin başında Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi oldu. 1925'de TKP'nin Beşiktaş Akaretler'de gerçekleştirdigi 2. kongrede TKP Merkez Komitesi'ne seçildi. Merkez Komite içerisinde gençlik sorumlusu olarak görev aldı. Aynı yıl Aydınlık gazetesinde ilk yazıları yayınlanmaya başladı. 1925'ten hayatının sonuna kadar kadar sürekli kovuşturmalara, işkencelere maruz kaldı ve toplam 22,5 yıl hapis yattı.

    1925 yılında Kürt ayaklanmaları ile çıkan Takrir-i Sükun çıktıktan sonra İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı ve 10 yıl kürek cezası aldı. 1 yıl hapis yattıktan sonra çıkan afla serbest kaldı. 1927 yılında Vedat Nedim Tör ve Şevket Süreyya Aydemir'in partiden ayrılması ve parti arşivini polise teslim etmesi ile diğer parti üyeleriyle birlikte tutuklandı. 3 ay tutuklu kaldı.

    1929 yılında İsmail Bilen'in (Laz İsmail) İzmir Davası'ndaki provokasyonu nedeniyle 4,5 yıl yeni bir mahkûmiyet aldı 1938 yılındaNazım Hikmet'le birlikte yargılandığı Donanma Davası'nda 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı, 12 yıl yattıktan sonra tahliye oldu. 1954 yılında legal Vatan Partisi'ni kurdu. 1965 yılında Tarihsel Maddecilik Yayınları'nı kurdu ve yönetti, Marx, Engels ve Lenin'in eserlerinden birçok çeviriler yaptı ve yayınladı, Das Kapital'in bir bölümünü çevirdi. 1967'de İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği'ni (İPSD) kurdu. İktisattan antropolojiye, Marksist düşüncenin tarihsel ve kuramsal gelişiminin açıklanmasına ve Türkiye'de bir işçi sınıfı devriminin strateji ve taktik sorunlarına kadar çeşitli konularda çok sayıda telif eseri ve Aydınlık, Türk Solu, (kendisinin kurduğu) Sosyalist, Ant gibi dergilerde makaleleri yayınlandı. En önemli eserleri olan Tarih Tezi kitabını 1965, Yol: TKP'nin Eleştirel Tarihi kitabını da 1932 yılında yayınladı.1971 yılında ağır hasta olduğu için yoldaşları tarafından tedavi için yurt dışına çıkarıldı. 11 Ekim 1971'de Belgrad'da öldü.
  • Özellikle 1930’ların son yıllarında İngiltere ve Almanya arasındaki çekişmeden yararlanmayı gözeten bir siyaset anlayışı etkili oldu; böylece savaş boyunca iki taraf arasında bir denge politikası yürütüldü. Bu politikayı belirleyen ilkenin “bağımsızlık” olduğunu söylemek zordur. İki ülke arasındaki mücadeleden kimin galip çıkacağının belli olmadığı koşullarda “garantici” davranılmakta ve herhangi bir tek yönlü angajmana girilmemekteydi. Üstelik önde gelen kadro ve fikir adamlarının tutumlarına bakıldığında, faşizmin yükselişiyle birlikte kendisini hissettirmeye başlayan Alman hayranlığının savaş sırasında açık bir Nazi taraftarlığına dönüştüğü görülür. Öte yandan, bu dönemde Nazi duygudaşlığıyla heyecanlanan Pantürkçü çevreler, Kafkaslarda Alman planlarının bir parçası olma hülyasıyla harekete geçmişti.
    Düşünce dünyasına yakından bakıldığındaysa radikal solun şiddetle susturulduğu II. Dünya Savaşı sonuna kadarki dönem boyunca çıkan tek aykırı sesin “Kadrocular” olarak bilinen gruptan geldiği görülür. Kemalizme, antiemperyalist bir renk vermeye niyetlenen Kadro hareketi, komünist hareketten koparak Kadro ekibine katılan Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör ve İsmail Hüsrev Tökin gibi isimlerin de etkisiyle Batı’nın sömürgeci ve emperyalist siyasetini açıklama ve eleştirmeye çalıştı. Ancak Batı politikalarına yönelik eleştiriler, içeride yürütülen kapitalistleşme sürecine itiraz etmeyen, bu anlamda emperyalizmi bir “dış düşman” olarak tanımlayan “üçüncü yol”cu bir içerikteydi. Kadrocuların emperyalizm başlığındaki bu yaklaşımı, sınıf yerine milliyeti geçiren ve bu yönüyle Türkiye’nin sınıf karakterini reddeden Kemalizmle uyumluydu. Ancak Kemalist ideolojiyi şekillendirme gayreti içerisindeki Kadrocuların görüşleriyle iktidarın Batı karşısındaki politikalarını biçimlendirdiğini söylemek mümkün değildi. Zaten bilindiği gibi kısa süre sonra dergi kapatıldı, hatta dergiyi çıkaranlar dağıtıldı
  • Kemalizme, antiemperyalist bir renk vermeye niyetlenen Kadro hareketi, komünist hareketten koparak Kadro ekibine katılan Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör ve İsmail Hüsrev Tökin gibi isimlerin de etkisiyle Batı’nın sömürgeci ve emperyalist siyasetini açıklama ve eleştirmeye çalıştı. Ancak Batı politikalarına yönelik eleştiriler, içeride yürütülen kapitalistleşme sürecine itiraz etmeyen, bu anlamda emperyalizmi bir “dış düşman” olarak tanımlayan “üçüncü yol”cu bir içerikteydi. Kadrocuların emperyalizm başlığındaki bu yaklaşımı, sınıf yerine milliyeti geçiren22 ve bu yönüyle Türkiye’nin sınıf karakterini reddeden Kemalizmle uyumluydu. Ancak Kemalist ideolojiyi şekillendirme gayreti içerisindeki Kadrocuların görüşleriyle iktidarın Batı karşısındaki politikalarını biçimlendirdiğini söylemek mümkün değildi. Zaten bilindiği gibi kısa süre sonra dergi kapatıldı, hatta dergiyi çıkaran isimler atamalar yoluyla dağıtıldı.
  • Tam ters kutupta (sol Kemalizm) yer alan Vedat Nedim Tör de farklı düşünmez. Bir "millet ve yurt mistisizmi" arzu eden, "memleketimize ve milletimize tapacağız" diye yazan Tör de ahlakı bu perspektiften değerlendirir.
  • Şimdiye kadar Atatürk ve Atatürkçülük hakkında belki onbinlerce kitap basıldı. Bunların çoğu türdeş şeyler. Hep aynı şeyler tekrarlanıp durdu. Gördüğüm kadarı ile bu konudaki tek ciddi belge Nutuk. Onun dışındakiler hep hamaset dolu. Gerçekte yaşayan bir siyaset adamının ve askerin hayatı değil de, ütopyalarda büyüyen bir masal kahramanının serüvenlerini izler gibi oluyorsunuz. Bu gelişi güzel övgülerin artık bir kısım Atatürkçüleri de rahatsız etmeye başladığına kuşku yok. Eğer Atilla İlhan "Hangi Atatürk?" diye soruyorsa, Oktay Akbal kitabında "Atatürk Yaşadı Mı ?" diye bir isim seçiyorsa, Nadir Nadi "Ben Atatürkçü Değilim" diye bir kitap yazıyorsa, Vedat Nedim Tör "Kemalizmin Dramı" nı kitaplaştırıyorsa, Asım Aslan "Sömürülen Atatürk" ten bahsediyorsa, tartışılması, konuşulması gereken bir şey var demektir.
  • Jön Türk düşüncesinin sonraki dönemlere etkisi açısında Vedat Nedim Tör’ün içinde dinle ilgili hiçbir mesele bulunmayan veya yeni bir “din” kurmaya çalışan “Dinimiz” başlıklı kitabı dikkat çeken önemli bir örnektir. Kemal Çağlar, söz konusu eser hakkında şöyle değerlendirmede bulunmuştu:

    “Kemalizm’i yalnız dövizlere, rakamlara, nizamname ve programlara emanet edip geçemeyiz. Onu bir iman halinde içe sindirmek ve bütün nesillere benimsetmek gerekir. Anlamış kafanın yanında, inanmış ruh ve bu anlayışla inanışın verdiği şuurlu heyecanla çarpan yürek lazım. Vedat Nedim Tör, kitabın adını işte bunun için Dinimiz koymuştur. .. Büyük hedefler isteyen, büyük inanışlara susamış genç ruhlar için bu kitap, bir milli ilmihaldir... Yarının Türkiye’si içimizde öyle bir dindir ki yalnız onun için taassubu mubah ve toleransı günah sayıyoruz... Bizim dinimiz Türkiye’yi cennet yapmaktır. Bizim ibadetimiz bu ideal için çalışmaktır. Eğer varsa âhiretteki cennetin yolu da Türkiye’nin
    cennetinden geçer.”877

    19 32 yılında Aydın Mebusu ve MaarifVekili (bakan) olan Dr. Reşit Galip, Mustafa Kemal’in desteğiyle “Müslümanlık: Türk'ün Milli Dini” isminde bir projeyi kaleme almıştır. Bu projede, Müslümanlığın Türk’ün milli bünyesine uygun olduğu ancak ibadetin Türk diliyle yapılması gerektiği ifade edilmiştir.878

    Dinde reform yapılarak millî bir din oluşturmaya gayretleri çerçevesinde 1934 yılında “Milli Din Duygusu ve Öz Türk Dini” isminde doksan sayfalık bir kitap yayınlamıştır. Kitabın bir yıl sonra zararlı yazılar taşıdığı gerekçesiyle satışı yasaklansa da o devirde lslâm ve din hakkında yapılan tahrifatın hangi seviyelere geldiğini göstermesi açısından önemlidir.

    Söz konusu kitabın baş tarafında “İslâmiyet dini yerine millî ve mütekâmil bir dinin vücuda getirilmesi” için böyle bir çalışmaya yeltenildiği belirtilmiş ve “Eskimiş, cüce kalmış ve dumura uğramış eski dinlere karşı, inkişaf ve tekâmülü kabul eden asrî bir din” oluşturma iddiasında bulunulmuştur. Hiç bir hak dinin olmadığının belirtildiği kitapta “Peygamber yoktur ve onun tebliğ ettiği kitap Tanrı kitabı değildir"879 ibarelerine yer verilmiştir.

    “Türk dinini de Türk Tanrısımlni da Türk benliğinde arayalım” denilen kitapta, camilerde secdeye varmadan başı açık ve asrî bir şekilde ibadet edilmesi isteniyor ve bu çerçevede camilere musiki aletlerinin konulması tavsiye ediliyordu. Milli dinde “düşmanlarina karşı süngü hücumuna geçen Türk askeri bundan sonra asla Araplar gibi Allah, Allah diye bağırmayacak, vatan, vatan diye haykıracaktır”880 denilerek, Milli dinde “Allah” denilmesine bile tahammül edilemeyeceği belirtilmiştir.

    İslâm’in âdeta sadece isminin bırakıldığı mukaddesata ait bütün esaslarinın tahrif edilerek devrin şartlarina uygun bir din uydurma gayretleri, somaki dönemlerde de devam etmişti. Emekli bir coğrafya öğretmeni ve diş doktoru olan Osman Nuri Çermen, Aralık 1957’de “İdeal Türkiye İçin Dinimizde Reform: Kemalizm” adlı derginin ilk sayısında “Kemalizm’in Andı ve Amentüsü” başlığı altında bir dizi yazı kaleme almıştı. Söz konusu derginin 41 madde halinde “Kemalizm Müslümanlığınin Kutsal Prensiplerı'nı'” ihtiva eden sayısının yanı sıra “Dinimizde Reform: Kemalizm” adı altında iki kitapçık da derginin eki olarak yayırılannnştı. Bu kitapta:

    “Artık dindar olmak, Kemalist olmak demektir. Kemalist Müslümanlığını tam benimsemeyenlere, batıl inançların kölesi, esiri olarak bakmak gerekir... Tanrıya iman: Kemalizm’in şu prensiplerine inançtır. Bu prensipleri kadir oldugumuz nispette yerine getirmek de ibadettir. Mabedimiz bütün vatan, mihrabmuz bütün millet, Amtkabir de Kâbemiz olabilir.”

    Söz konusu dinde reform projesine göre Kur’ân-ı Kerim yeniden düzenlenmeli ve ibadetlerde okunmak için temizlik, vatan sevgisi, istiklal ülküsü, askerlik, ahlak, ilim sanayi konuların yer aldığı surelerden oluşan Enam benzeri yeni kutsal bir kitap yazıln'ıalıydı.881

    Tek Parti Dönemi’nde mukaddesata hürmetsizlik ve İslâmî değerlerle alay etme, onları hafife alma sıradan bir olay haline gelmişti. 15 Ağustos 1929 tarihli Uyanış gazetesinde CHP Tokat Milletvekili Refik Ahmet Sevengil, İslâm’a ve mukaddesata hakaret ihtiva eden “Allah’ı da Sultan ile birlikte tahtindan indirdik. Bizim mabetlerimiz fabrikalarda” 882 cümlelerini sarf etmekten hiç çekinmemişti.

    ****
    877.Kara, Cumhuriyet Türkiye 'sinde Bir Mesele Olarak İslâm, s. 28.

    878.Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe Ibadet, s 93.

    879 A. İbrahim, Millî Din Duygusu ve Öz Türk Dini, Türkiye Matbaası 1934, s. 3, 5; 20.

    880.A. İbrahim, Millî Din Duygusu ve Öz Türk Dini, s. 67, 75, 89.

    881.Akay, Tanzimât Sonrası Türk Edebiyatında Yeni Fikirler, s. 147-165.

    882.M. Tunçay, a.g.e., s. 222, dn:65. 3

    883.Arnold Toynbee, 1920’ler Türkiye, Hilafetin İlgası, çev. Hasan Aktaş, İstanbul 1998, s. 91.