İslam medeniyeti, içerisinde insani değerlerin geliştiği medeniyettir; yoksa bu değerlerden yoksun teknolojik, ekonomik ve bilimsel alanlardaki gelişmeler değildir.
Burada biraz daha derine inerek şeriat va'z etmenin -bugün kendisinden anlaşıldığı üzere- dar manada kanun koyuculuk olmadığını da vurgulayalım. İnsanların boyun eğdikleri düşünce biçimleri, yaşam tarzları, değer yargıları, kriterler ve adetler de şeriat va'z etme kavramı içerisinde değerlendirilmesi gereken olgulardır. İnsanlarından bir kıs- mının bütün bu konularda diğerlerine zorbalıkta bulunduğu ve onların da bu zorbalığa rıza gösterdikleri bir toplum asla hür olamaz. Böyle bir toplum, bir bölümünün rabb olduğu, kalanlarınsa bunlara kulluk yaptığı bireylerden oluştuğun- dan bir ilkel toplum, İslâmî tabirle cahiliye toplumudur.
İnsanların hakiki manada kula kulluk zilletinden kurtul- duğu yegâne toplum modeli, yüce hâkimiyetin yalnızca Al- lah Teâlâ'ya ait olduğu toplumdur. Bu toplumda ilâhî şeriat, yönetimde söz sahibidir.
Hukuk sistemi ve yaşam biçimi olarak Allah'ın şeriatını kabul etmediği hâlde Müslümanlık iddiasına kalkan bireylerin oluşturduğu toplum, İslâm toplumu değildir. Bunların namaz kılmaları, oruç tutmaları ve Kâbe'yi ziyaret etmeleri durumu değiştirmez. Yine, Allah Teâlâ'nın çizdiği ve Resû- lullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in tebliğ ettiği şeriat haricinde kendi hevalarına göre kafalarından düzüp çağdaş İslâm adıyla ortaya sürdükleri, İslâm toplumu değildir.
Allah'ın tek ilâh olduğu gerçeğini yeryüzüne, onun yön- temini insanın hayatına, yaşantısına hakim kılmak, şeytan- ları ve kullandıkları yöntemleri bertaraf etmek, Allah'ın kulu olduğu, kendi hevası, aklı ve uydurduğu hukuk kuralları ile hüküm verme yetkisi bulunmadığı hâlde insanları kendisi- ne kul yapan beşerî sistemleri yeryüzünden silmek... İşte bu âyetlerde belirtilenlerin tümü bunların gerekçeleridir. "Dinde