Rabbimiz! Bizi yeryüzünü ifsad edenlerin değil, ıslah ile ömrünü bereketlendirenlerin arasına ilhak eyleyiver.
Kalbimizi tevhidle,
amelimizi ihlasla,
yürüyüşümüzü istikametle
müzeyyen kıl.
Bizi dünyayı ateş verenlerin değil, Habibinin rahmeti ile diriltenlerin arasına katıver. Canı, malı, aklı, nesli ve dini koruyan İslâm nizâmının şahitlerinden olalım. “Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihlere ilhak eyle” niyazını dilimizden, kalbimizden ve hâlimizden eksik eyleme. Âmin.
Âsım'ın hayaletinin Dâvut'a dadanması ve Zâhir hakkında da "peygamberliğini ilân ettiği" söylentisinin çıkmasından aşağı yukarı otuz küsür sene kadar önce Galata şehri ahalisi, tedavileri sonuç vermeyen Rafael'in tabâbet yeteneği hakkında ileri geri konuşmaya yeni yeni başlamıştı. Kabadayılar nasıl ki "leşleriyle" anılıp korku salıyorlarsa, Rafael de "naaşlarıyla" yâd edilip "dehşet saçmaya" başladı. O güne kadar tedavi etmeye çalıştığı yirmi hastasından ondokuzu vefat etmişti. Geriye kalan bir tek hastanın da, Rafael'e getirildiginde, ne nabzı atıyor ne de adam nefes alıyordu. Hastayı defalarca muayene eden Rafael, sonuçta bir teşhis koydu: Adam ölüydü! O güne kadar koyduğu tek doğru teşhis de zaten bu olmuştu.
Madem iman gibi hadsiz derecede kıymetdar bir nimet bizde vardır;
ihtiyarlık da hoştur,
hastalık da hoştur,
vefat da hoştur.
Nâhoş birşey varsa; o da
günahtır,
sefahettir,
bid'atlardır,
dalalettir.
Lemalar - 238
Mutarrif b. Abdullah (rh.a.) oğullarından birinin vefat etmesi üzerine saçlarını taradı, yeni cübbesini de giyip kabilesinin yanına çıktı. Ona, "Oğlun ölmüşken senin böyle hiçbir şey olmamış gibi davranmanı doğru bulmuyoruz!" dediklerinde Mutarrif şöyle karşılık verdi:
"Böyle bir musibete boyun eğmemi mi istiyorsunuz? Vallahi dünya ve içindekiler benim olsa, Allah da kıyamet gününde bir içimlik su verme karşılığında bunları benden istese, o bir içimlik suyun karşılığı olacak bir değerde olmadıklarını düşünüyorum. Hal bu iken namaz, hidayet ve rahmet karşısında dünya ve içindekilerin değeri ne olabilir ki?"