"İçinde, şeytan dediğin o şeyin, en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun? Sizin gibi beş hissinden başka duyu aracı olmayanlar bu daimi korkudan kurtulamazlar. Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir."
Şeytan, maddî üstünlük iddiasını sadece itaat ve isyan bağlamında satmaz insana. Aynı düşünceyi gündelik hayatın en sıradan alanlarına kadar taşır. Aile hayatını düşündüğümüzde bunun örneklerini çok net görürüz. Her ailede şöyle insanlar vardır: Sırf fiziksel güçleri, ekonomik katkıları veya evin geçimine yaptıkları maddî destek nedeniyle kendilerini diğerlerinden üstün gören babalar, ağabeyler... Evin kirasını ödeyen, faturalarını karşılayan, mutfağı geçindiren kişi, bütün bunları yapınca sanki evdeki diğer bireylerin üzerinde bir tahakküm hakkı kazanmış gibi davranır. Sofradan bir kaşık dahi kaldırmadan, ev halkını yönetmeye kalkar. Oysa maddî üstünlük, Allah katında bir değer ölçüsü değildir. Eğer öyle olsaydı, şeytanın "Ben ateşten yaratıldım." bahanesi kabul edilirdi. Ancak edilmedi. Çünkü üstünlük maddede değil; itaatte, ihlâsta ve takvada saklıdır.