9/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
Açıkçası bu kitabı alıp okumayı hiç düşünmüyordum. Ta ki Selma Salgırboyu’nun paylaşımını görene dek… Ardından başka okurların da beğenisini görünce, kitabı sepetime ekledim ve büyük bir beklentiyle sayfaları araladım. Kitabı çok ama çok beğendim. Ön yargıyla burun kıvırdığımız, “bana göre değil” diye kenara ittiğimiz eserlerin içinde ne büyük hazineler saklıymış, insan okudukça anlıyor. 1700’lü yılların sert ve acımasız kışında geçen kitap, daha ilk sayfalarında okuru içine çeken çarpıcı bir sahneyle başlıyor: Buz tutmuş bir nehrin altında ortaya çıkan bir ceset… Ancak bu romanı yalnızca bir polisiye olarak tanımlamak yanlış çünkü bu kitap, tarihsel bir zemin üzerinde yükselen; adalet, vicdan ve insanlık kavramlarını derinlemesine sorgulayan çok katmanlı bir anlatıma sahip. Erkeklerin egemen olduğu bir dünyanın ortasında dimdik duran bir kadın karakter… Bir ebe olarak yalnızca doğumlara değil, insanların en çaresiz anlarına da şahitlik eden; korkusuz, kararlı ve sezgileri güçlü bir kadın. Doğa tasvirleri öylesine canlı ki, sayfalar arasında ilerlerken o keskin soğuğu iliklerinizde hissediyor, karakterlerin yaşadığı her duyguyu adeta birlikte yaşıyorsunuz. Özellikle mahkeme sahneleri… Nefesimi tutarak okudum. Tacize uğramış bir kadının, yalnızca “yeterli delil yok” denilerek şüpheyle karşılanması, iftiralar, yalanlar derken aslında adaletin gölgede kalışını okurken içimi öfkeyle doldurduğunu belirteyim. Yargıcın vereceği kararı verirken kalbimin nasıl hızlı çarptığını, satırların arasında nefesimi tutarak ilerlediğimi size anlatamam. Çünkü yalnızca bir hüküm açıklanmayacak, aynı zamanda vicdanın da terazisi kurulacaktı. O an, adaletin gerçekten var olup olmadığını sorgulayan herkes gibi ben de kelimelere tutunmuş, sonucu bekledim. Adalet… Belki bu dünyada her
Donmuş NehirAriel Lawhon · Kairos Kitap · 202618 okunma
Puan vermedi·219 syf.··
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 13:37
Dostoyevski’nin ilk dönem eserleri arasında en sevdiğim kitabı oldu. Netoçka’nın ailesiyle yaşadığı acıklı çocukluğundan itibaren gençlik yıllarını da anlattığı bir eserdi. Severek okudum. Öneririm.
Netoçka NezvanovaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 20163,048 okunma
Reklam
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 12:05
Devrim Sevimay'ın işkence iddialarını belgeleyen "Resmen İşkence" adlı araştırma kitabı, devlet, hukuk ve insan hakları arasındaki gerilimli ilişkinin yakın tarihimizdeki yansımalarını gözler önüne seren çarpıcı bir tanıktır. TBMM İnsan Hakları Komisyonu raporlarından ve Sema Pişkinsüt ile yapılan röportajdan hareketle şekillenen eser, resmî söylem ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurumu görünür kılarken, bireyin devlet karşısındaki kırılganlığını da sorguluyor. Kitapta anlatılan olaylar, mağdurların yaşadıkları acıları ve bürokratik sessizliği, adalet arayışının zorluklarını ve toplumsal hafızanın bastırılmış yönlerini de ortaya koyuyor. Sevimay'ın yalın, doğrudan ve gazetecilik disiplininden beslenen anlatımı, okuru duygusal yönlendirmelerden ziyade belgeler ve tanıklıklarla yüzleştiriyor. Bir toplum, insan onurunu koruyamadığında demokrasi ve hukuk devleti iddiasını ne ölçüde sürdürebilir? "Resmen İşkence", sadece geçmişe ait bir kayıt değil, insan hakları, vicdan ve adalet üzerine düşünmeye davet eden önemli bir bellek çalışmasıdır.
1000Kitap
Resmen İşkenceDevrim Sevimay · Metis Yayıncılık · 20012 okunma
8/10
·375 syf.·
2018 42. kitabı
Uçurtma Avcısı: Bir Coğrafyanın ve Kusurlu Çocukluğun Ağır Yükü Uzun zaman önce okumuştum, zihnimde hep bir yerde açık akıntıları, duyguları var. Khaled Hosseini’nin Uçurtma Avcısı eseri, sadece bir ülkenin yıkımını değil, bir coğrafyanın trajedisini çocukluğun masumiyeti ve o masumiyetin kaybı üzerinden yüzümüze çarpan en güçlü yapıtlardan biridir. Kitap, edebiyat dünyasında çocukluk travmalarını ele alan diğer başyapıtlarla akrabalık taşır; Şeker Portakalı’nda Zeze’nin erken yaşta tanıştığı o saf acı ve hayal kırıklığı, burada Emir ve Hasan’ın hikayesiyle Afganistan’ın kırılma noktalarına taşınır. Hatta bu yönüyle, Türkiye’deki Suskunlar dizisinde ya da toplumsal bir yara olan "sürüklenen çocuklar" gerçeğinde gördüğümüz, ebeveyn yoksulluğunun ve çaresizliğinin ortasında çocukların yaşamak zorunda kaldığı ağır trajedilerle doğrudan bağ kurar. Coğrafyalar değişse de, sistemin ve güç dengelerinin altında ezilen çocukların çıkardığı ses hep aynıdır. Ancak Uçurtma Avcısı’nı diğer çocuk kahraman hikayelerinden ve geleneksel mağduriyet anlatılarından ayıran çok keskin, sarsıcı bir çizgi vardır: Kusursuz olmayan kahramanlar ve ömür boyu süren bir kefaret arayışı. Zeze ya da Suskunlar’ın çocukları, genellikle maruz kaldıkları sistemik veya bireysel kötülüğün tamamen masum, seçeneksiz kurbanlarıdır. Okuyucu olarak onlarla kurduğumuz bağ, saf bir empati ve adalet arayışı üzerinedir. Uçurtma Avcısı ise bizi çok daha tekinsiz bir odaya sokar; Emir üzerinden insan doğasının o karanlık, korkak, kıskanç ve bencil yönüyle bizi yüzleştirir. Emir, Hasan’ın uğradığı o korkunç haksızlığa sadece tanık olmakla kalmaz; kendi statüsünü, babasının gözündeki yerini korumak adına bu haksızlığa sessiz kalmayı seçer. Bu yönüyle kitap, sadece bir çocuğun uğradığı zulmü değil; o zulme göz yuman
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,2bin okunma
Yaşlılık , kader ve yalnızlık
8/10
·132 syf.··
2026 27. kitabı
Bay Hiç Kimsenin Kayboluşu benim için olaylardan çok duyguların ön planda olduğu bir romandı. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey hikâyenin kendisinden çok, insanın kalabalıkların içinde nasıl yalnızlaşabileceğiydi. Romanın kahramanı sadece yoksul ya da kimsesiz değildi; yıllar onu yavaş yavaş silmiş, insanların arasında yaşayan bir gölgeye dönüştürmüştü. Herkes onu görüyordu ama kimse gerçekten fark etmiyordu. Bu yüzden kitaptaki asıl kayboluş fiziksel değil, insanın görünmez hâle gelmesiydi. Bende kalan duygu hüzünden çok sessizlik oldu; sanki bazı insanlar ölmeden önce de dünyadan silinebiliyorlar. Genel inceleme haricinde kitap iki bölüm birincisinde bay hiç kimsenin demas hastası adamdan kurtulmak istemesi ama vicdan muhakemesini görüyoruz. 2. Bölümde ise kayboluyor ve polis Refik geliyor . Bu seferde Refiğin kimlik bunalımı görüyoruz. Aslında devlet yönetimi ve bürokratik bozulmayı da bu şekilde görmüş oluyoruz .
Bay Hiç Kimsenin KayboluşuAhmed Taibaoui · Livera Yayınevi · 202553 okunma
Aydın Aslında Kötü ve Vicdansız Biri mi?
Puan vermedi
Film Aydın’ı vicdansız ve mülkiyet sahibi bir üstten bakışla okusa da aslında durum böyle değildir. Aydın ve Nihal birbirinin zıttı iki karakteri temsil etmektedir. Metaforik olarak Aydın’ı bedenin beyni Nihal’i ise kalbi olarak düşünebiliriz. Aynı çatı altında yaşamış olsalar bile Aydın geçmişinde büyük şehirin kaotikliğini ve çıkarcılığını görmüş Nihal ise köy yaşamında iyiliğin kurtarıcı gücüne inanan farklı bir perspektifle hayatını idame ettirmektedir. Aydın’ın hayır işlerine yaklaşımının şüpheci ve sistemli oluşu eleştirilse de aslında kısmi noktalarda doğruluğu yansıtmaktadır. Aydın’ın yardıma muhtaç kiracılarından Hoca Hamdi ile arasında geçen “Keşke benim de kendimi kandırma eşiğim seninki kadar düşük olabilseydi.” Diyaloğunu Bourdieo’nun kültürel sermaye ve sembolik şiddet kavramları üzerinden okumak mümkündür. Aydın, okumuşluğu, tiyatrocu geçmişi ve entelektüel birikimiyle yani kültürel sermayesiyle hayata sorgulayıcı, şüpheci ve yukarıdan bakmaktadır. Bu sebeple mevcut duruma yaklaşımı Köyde hocalık yapan Hamdi’den daha boyutludur. Hamdi ise köy hayatında yoksulluk gibi zorlu bir ekonomik mücadele vermiş ve daha vicdani temelli olaylara yaklaşmaktadır. Aydın’ın bu söylemi Hamdi’yi Sembolik olarak “cahil” damgalamasına maruz bırakmaktadır. Aydın; odasında gazetede köşe yazıları yazan, evli, kız kardeşi ile yaşayan, yardımcıları bulunan ancak yalnız bir adamdır. Bu yalnızlık onu köşe yazılarının dışındaki dünyaya da yabancılaştırmıştır. Nihal genç yaşta kendisinden yaşça büyük biri ile evlenmiş elinde yalnızca yardım ve hayır işleri bulunan ve yıllarını boşa geçirdiğini düşünen bir kadındır. Bu iki karakteri Gramsci’nin "Geleneksel Aydın" ve "Organik Aydın” kavramları ile açıkladığımızda Aydın, geleneksel aydın Nihal ise organik aydın olarak
Film
Kış UykusuNuri Bilge Ceylan · Doğan Kitap · 042 okunma
Reklam
Reklam