"Ruhun krizi" büyüyor. İnsanlar işyerlerinde de kişilikleriyle dikkate alınmak, varlıklarını ve biricikliklerini hissetmek istiyorlar. Çarkın içinde sıradan bir vida olmak, varlığımıza esaslı bir cevap arayan bizi, ürpertici sorular karşısında kolsuz kanatsız bırakıyor.
Ben onun mutsuzluğunun kaynağıyım, o da benim, ne onu ne de beni değiştirmek mümkün. Yapılması gereken her şeyi yapıldı ama vida yerinden oynadı
Sayfa 446·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Friedrich Nietzsche
Olanaksız sınıf. — Yoksul, neşeli ve bağımsız! — hepsi bir arada olanaklı; yoksul, neşeli ve köle! — bu da olanaklı, — fabrika boyunduruğuna girmiş işçilere söyleyecek daha iyi bir şey bulamıyorum: Bunu bir ayıp olarak görmediklerini düşünelim, yani şimdi nasılsa öyle, bir makinenin vidaları gibi, insana has buluş sanatının boşluklarını dolduran biri gibi kullanılıyor olmak! Daha yüksek bir ücretle sefilliklerinin önemli bir kısmının, yani o kişiliksiz uşaklıklarını kastediyorum, ortadan kalkacağına inanmaları ne kadar üzücü! Yeni bir toplumun makineleşmiş düzeninde kişiliksizliğin artırılması ile kölelik ayıbının bir erdeme dönüştürülebileceğine kanılması ne kadar üzücü! Artık insan olmanın değil, vida olmanın bir fiyatı olması ne kadar üzücü! Hepsinden önemlisi olabildiğince çok üretip, olabildiğince zengin olmak isteyen ulusların şimdiki çılgınlığının siz de suç ortağı mısınız? Sizin yapmanız gereken iş, onlara başka bir fatura uzatmaktır: Ne kadar çok manevi değer böylesine yüzeysel bir amaç için fırlatılıp atılıyor! Özgürce nefes almanın ne demek olduğunu bile bilmiyorsanız, manevi değeri nereden bileceksiniz? Kendinizi güç bela kontrol bile edemiyorsanız, bozulmuş bir içecek gibi sizden nefret edildiğini bilmiyorsanız, gazetelere kulak verip, zengin komşulara yan gözle bakıyor, gücün, paranın ve fikirlerin hızlı yükseliş ve düşüşüyle uyarılıyorsanız, pek fazla şeye sahip olmayan felsefeye, bu bir şeylere ihtiyaç duymayan felsefenin açık sözlülüğüne inanmıyorsanız, size göre bir din adamına yakışan sade ve huzurlu bir yoksulluğun, işsizliğin ve bekarlığın seçilmesi, kahkahalarla gülünmesine neden oluyorsa. Buna karşın sizleri olağanüstü umutlarla heyecanlandırmak isteyen sosyalist fare avcılarının düdüğü kulaklarınızda çınlıyorsa? Sizin hazır olmanızı
Felsefe
Bugünün insanı, her türlü çılgınlığı denemeye çalışıyor, denedikçe de susuzluğu daha çok artıyor. Tıpkı deniz suyu gibi... Türkiye'deki insanlar evi, mo-derniteyle tanıştıktan sonra unuttular. Şimdi evlere dönmek istiyorlar, fakat dönemiyorlar. Evi tekrar ihya etmeliyiz. Ben matbuattan, günümüz deyişiyle medyadan birtakım haberleri takip ediyorum. Çocuklar neden böyle, ebeveynler neden böyle diye bazı haberler okuyorum. Tüm bu çatışmamız, evi unutma-mızdan kaynaklanıyor. Hâlâ birtakım torunlar, torunların ço-cukları postmodernist akımın maskarası olmuş durumdalar; ama buna rağmen kendi köklerine ve evlerine bağlılıklarını gösteren birtakım simgeleri de üzerlerinde taşıyorlar. Evin ne olduğunu tekrar hatırlayıp evlere dönmemiz lazım; çünkü dışarıda kurguladığımız hayat bize ait değil. Biz dışarıda Ame-rikan hayatı kurguluyoruz ve dahası da bunu fark etmiyoruz.Halbuki biz, evde bir hayat kurgularsak o hayat kesinlikle dışa-rı yansıyacaktır. Böylece biz de kendimize ait bir hayat biçimini toplumsal manada yaşamaya başlarız. Bunun nüvesi, temeli, kökü, tohumu evde atılır.Modern dünyada aile biraz kuşatılmış durumda ve modern kapitalist toplumun dinamiklerinden çok etkileniyor. Ben bu duruma bir tür "taşeron ebeveynlik" diyorum. Anne babanın bizatihi kendisinin yapması gereken işler bile ya bakıcılara ya da öğretmenlere devrediliyor. Her iş için birisi tutuluyor. Hat-ta çocuklara bisiklet binmeyi öğreten kurslar ve hocalar var. Geçtiğimiz yıllarda bununla ilgili bir sunum yapmıştım. Bir ço-cuk bisiklete binmeyi babasından ya da annesinden öğrenerek zenginleşir aslında. Mesele sadece o beceriyi kazanmak değil-dir; o beceriyi ona aktarırken çocukla birlikte zaman geçirmek, aynı anı paylaşmak, o anda derinleşmek, bir yakınlık kurabil-mek ve o birlikte geçirilen demleri çocuğun
Camus futbol hakkında konuşmaktan hoşlanırdı. Javier Marías ise dokuz roman, iki öykü kitabı, yedi makale ve deneme derlemesi ve Sterne'in Tristram Shandy'sinden Nabokov'un şiirlerine uzanan çok sayıda çeviride imzası bulunan bir yazarından beklenmeyecek şekilde, futbol üzerine yazıyor. Bunu nasıl başarıyor? Bu sorunun cevabı, Vida del fantasma (Madrid, 1995) kitabında futbol üzerine ilk metnin kenarına mavi mürekkeple, kendi eliyle yazılmış bir notta bulunabilir: "Son yıllarda arada sırada futbol üzerine yazmamın rica edilmesi kadar beni heyecanlandıran çok az şey olmuştur. Bu benim için bir dinlence."
Okullardaki tek boyutlu insan yetiştime programı, hayatı anlamayan, değişik disiplinleri kavramadan, vida gibi hep aynı noktada dönüp duran bireyler yaratıyor. Okul eğitimini, değerli kitaplar okuyarak tamamlamak gerekiyor.
Sayfa 51·Kitabı okudu
Alıntı